Bu seneki 1 Mayıs kutlamalarının ana vurgusu “Kıdem tazminatıma dokunma” idi. Kocaeli’de TÜRK-İŞ öncülüğündeki 1 Mayıs kutlamasında alanda Türk bayrakları dağıtıldı. İstiklal Marşı okundu. Tokat’ta ise Cumhuriyet Halk Partisi İl Gençlik Kolları Başkanı, İstiklal Marşı okunmamasına tepki gösterdiği için alandan uzaklaştırıldı. Gençlik Kolları Başkanı Kubilay’ı arayıp kutladım. Kubilay şunu anlattı: KESK sözcüsü Kubilay’a basının önünde “İstiklal Marşı ile sorunumuz yok” diyor, Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanı’nın yanına götürdüğünde ise “işimizi senden mi öğreneceğiz lan” diye hakaret ediyor. Hatta Eğitim Sen yöneticisi gencin üzerine yürüyor. İl başkanı ise sadece dinliyor, Kubilay’a sahip çıkmıyor, Kubilay alandan uzaklaştırılıyor. Kürsüde Türk bayrağı da dalgalandırılmamış. İzmir’de kürsüden Selahaddin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’a selam yollanıyor. Birçok ilde benzer durum var. “Kral çıplak” dedi. Kubilayları sahipsiz bırakmamalıyız.

Bakırköy’de ki 1 Mayıs’ta Halkların Demokratik Partisi korteji yürüyüşü esnasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin ses aracı Halkların Demokratik Partisi tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde bestelediği “Korkma Bağır” isimli şarkısını çaldı. Kars Emek ve Demokrasi Platformu tarafından Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitinge Halkların Demokratik Partili Kars Belediyesi Başkanı Ayhan Bilgen, Cumhuriyet Halk Partili Susuz Belediyesi Başkanı Orhan Yantemur katıldı. Ayhan Bilgen “Eğer bu coğrafyada savaş hakim olursa o zaman emek ile ilgili mücadelemiz de bir yere varmaz. Aynı şekilde özgürlük yoksa, emek de yoktur. İşçi haklarını savunuyorsanız, bununla birlikte Kürtlerin de hakkını savunacaksınız” diye konuştu. Peki barış çağrısını PKK’ye mi yapıyor? Hayır. Devletin PKK taleplerini kabul etmesini barış olarak yorumluyor. Kürtlerin hakkının ne olduğunu neden açıkça konuşmuyor? O zaman niyeti net olarak anlaşılacak da ondan. Mardin’de KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Mustafa Bozan PKK’yi es geçerek sadece devlete seslenen şu konuşmayı yaptı: “Biz yaşamdan ve barıştan yanayız. Türk annelerine, Kürt annelerine sesleniyorum. Bu çığlığı duyun. Ölümlerin önüne geçin. Tecrit son bulsun.”

Bakırköy’de ve birçok yerdeki kutlamada İstiklal Marşı okunmadı, tertip komitesi Türk Bayrağı dalgalandırmadı. Önceki yıllarda Ankara, İstanbul’da alana sokulmamıştık. Bu yıl ise tertip komitesi, Atatürkçülerin Türk bayrağı taşımasına büyük illerde izin verdi ama bu kadar. Kürsü hakkı verilmedi. Birçok ilde tertip komitesinde yer alan ve devrimci, antiemperyalist olduğunu söyleyen KESK, DİSK, TMMOB, TBB ABD emperyalizmin, PKK ve Fetullahçı Terör Örgütünün planlarından bahsetmedi, Amerika Birleşik Devletleri destekli darbe girişimine karşı Maduro’ya destek çağrısı yapılmadı. Aksine bölücü taleplere bulunuldu.

Kayyum Üzerinden HDP/PKK’ye Selam
Bakırköy’deki kutlamada DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu  “Bu memleket çocuklar ölmesin dediği için hapishaneye giren Ayşe öğretmenindir” dedi ama “Bu memleket çocuklar okusun dediği için PKK’nin katlettiği Aybüke öğretmenindir” demedi. KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen “130 binden fazla kamu emekçisini sorgusuz, sualsiz, hiçbir hukuki delil olmaksızın işinden, ekmeğinden ettiler. İhraçlara karşı mutlaka kazanacağız” dedi ama “PKK, Fetullahçı Terör Örgütü ile ilişkisi somut olarak kanıtlananlar serbest bırakılmasın, ekmeğinden olsun” demedi. Çünkü yüz otuz bin kişinin hepsinin yargılanmaksızın serbest kalmasını istiyor. KESK Eş Genel Başkanı “Halkın iradesine saygı duymayanlara, seçimlere el koymaya çalışanlara karşı halkı ilgilendiren her kararın öznesi olmak istiyoruz” diyerek kayyuma karşı çıktı ama Halkların Demokratik Partili belediye bakanlarının PKK’ye destek verdiğini söylemedi. Ona göre PKK’yi destekleseler de halk seçtiği için görevden alınmamalıydı.

PKK ve Fetullahçı Terör Örgütüne Özgürlük
Kurumlar adına ortak basın açıklamasında da PKK ve Fetullahçı Terör Örgütünden dolayı ihraç edilenlerin yargılanmaksızın geri dönmelerine yönelik şu benzer ifadeler vardı: “KHK’lerle binlerce emekçiyi açlığa mahkum eden ve tüm arsızlığıyla ‘ağaç kökü yesinler’ diyen kumpasçılar, gasp ettikleri mazbatalarla halkın iradesini çalan hırsızlara karşı,  ‘oy kullanamazlar’ dedikleri KHK’lılar, 1 Mayıs Meydanlarında ‘oy kullandık ve siz kaybettiniz’ diye haykırıyor… Muhalif  gazetecileri, akademisyenleri, siyasetçileri hapishanelere doldurup, duyma görme bilme hakkımızı elimizden alanlara karşı, sokak afişlerimizle, bildirilerimizle buluştuk.” “Gazetecilere özgürlük”, “tecrit” sözleriyle Fetullahçı Terör Örgütü ve özellikle de PKK’de tutuklu olanlara selam yollandı: “Tecrite karşı cezaevlerinde ve dışarıda devam eden açlık grevlerini ve açlık grevcilerinin seslerini duyurmak için alanlardayız. Hapishanelerde tecrite karşı açlık grevleriyle seslerini duyurmaya çalışan binlerce tutsağı görünmez duyulmaz kılanlara karşı 1 Mayıs alanından sesleniyoruz.”

“Türk Milleti” yerine “Türk, Kürt, Arap, Laz” Vurgusu
Ortak açıklamada “Türk Milleti” yerine “Türk, Kürt, Arap, Laz, Alevi, Sünni kadın erkek LGBTİ+” vurgusu yapıldı: “Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ya kadar uzanan bu ırkçı faşist zorbalığa, devlet şiddetine karşı, Türk, Kürt, Arap, Laz, Alevi, Sünni kadın erkek LGBTİ+ olarak tüm farklılıklarımızla yan yana 1 Mayıs alanlarındayız.”

Yurttaşların Eşitliği Yerine Eşit Yurttaşlık ve Barış Söylemiyle PKK/PYD’ye Destek
Basın metninde “eşit yurttaşlık”, PYD’ye operasyonlara şu şekilde karşı çıkılmaktadır: “Eşit yurttaşlık onurlu barış ve özgürlük diye haykırıyoruz. Savaşa karşı barışı savunuyoruz. Bizler; savaşlara, sınır ötesi operasyonlara, hayatların yerinden edilmesine karşı barışta ısrar edenleriz. Biz işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, yoksullar, ezilenlerin, bir merminin fiyatından haberimiz yok ve öğrenmek de istemiyoruz. Biz, savaş ve çatışma politikalarıyla, ülkenin bugünü ve geleceğine dair umutsuzluk, çaresizlik ve inançsızlığa sürükleyenlere karşı buradayız. 1 Mayıs alanında umudu büyütüyor ve haykırıyoruz.” Basın metnindeki bir diğer ifade de şöyle: “Toprağımızı ve sularımızı ranta heba edenlere,  toprakla beraber yaşamı betona gömenlere karşı, Ayder yaylalarından, Amed surlarından, Munzur gözelerinden, kuzey ormanlarından esen rüzgarla buluştuk.”

Anadilde Eğitim Talebi
Metinde anadilin öğrenilmesini değil anadilde eğitimi savunarak ülkeyi federatif yola sürükleyen şu cümleler kullanıldı: “Geleceği karanlığa atan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına karşı laik, bilimsel, demokratik, parasız ve anadilde eğitim diyen eğitimciler olarak 1 Mayıs alanlarındayız.”

Ankara Tandoğan’daki kutlamada kürsünün yanına asılan “anadilde eğitim” pankartı, müdahale edilerek indiriliyor. Oysa 1 Mayıs işçi sınıfının emeğine, ülkesine, bağımsızlığa sahip çıktığı gün olmalıydı. Atatürkçüler ise bayrak taşıdıklarında alana damga vurduklarını sanıyor. Oysa bölücülere meşruluk sağlıyorlar. Bağımsızlık, “kahrolsun ABD emperyalizmi”, vatanın ve milletin birliği, Atatürk diyenler, kürsüde Türk bayrağı dalgalandırmak isteyenler Kocaeli’deki gibi ayrı 1 Mayıs kutlaması yapmalıdır.