Affetme, mağdur olan kişinin kabahatli kişiye yönelik olan olumsuz duygu ve davranışlarının azalması olarak tanımlanır iken inkar etme, yapılan yanlışı haklı çıkarma ya da intikam alma yollarıyla değil, olumlu sosyal süreçler yoluyla hem mağdur hem de hatalı kişi için birçok olumlu sonuç sağlamaktadır. Sosyal bilimciler affetmenin fiziksel sağlık, ruh sağlığı ve ilişkiler üzerindeki faydalarını keşfettikçe affetme üzerine yapılan çalışmaların sayısı da artmıştır.

Affetmenin bizi nasıl olumlu etkilediğini anlamak için önce karşımızdakini affedemediğimiz zamanlar neler yaşıyor olduğumuza bakmakta fayda var. Çünkü affetmeme durumunda kin, acı, nefret, düşmanlık, öfke ve korku gibi duygular hakimdir. Birine karşı kin ve intikam isteği besliyor olmak bedenimizde de bazı farklılaşmalara yol açar. Hatta mide ağrıları, mide yanması, hazımsızlık, tansiyonda artış, kalp atışında değişim, uykusuzluk, halsizlik, dikkatte dağınıklık ve huzursuzluk gibi belirtiler bunlardan sadece bazılarıdır. Affedici olmamanın getirdiği bedensel ve psikolojik sıkıntılar göz önünde bulundurulduğunda, affetmenin aslında kendimiz için yapacağımız bir eylem olduğu sonucuna varabiliriz. Hatta anonim bir sözde söylendiği gibi “Affetmek bencil bir eylem olarak düşünülebilir, çünkü tüm faydası affeden kişiyedir.” de diyebiliriz.

Peki, affetmenin sağlık üzerindeki faydaları bu kadar aşikar iken neden insanlar birbirlerine dargın olarak her an intikam alma arzusu içinde yaşamlarını sürdürür? Bunun cevabı kişinin affetmeme davranışının neye hizmet ettiği ile ilişkilidir. Dargınlığı ve kini muhafaza etmek, zarar gördüğümüz kişiyi kendimizden fiziksel ve duygusal olarak uzak tutarak kendimizi koruma çabamızdan bir başkası değil. Bize karşı yapılan hatalar sonrasında üzülür, incinir, acı çeker ve hayal kırıklığına uğrarız.

Bu olumsuz duygulara karşı kendimizi korumak ve tekrar böyle duyguları yaşamamak için de öfkemizin gitmesine izin vermeyiz. Kalkanlarımızı indirmeyerek tekrar yara alma ihtimalimizi azaltmaya çalışırız. Yani affetmeye engel olan şey içsel engellerimizdir. Affetme ile ilgili olarak muhafaza ettiğimiz birtakım olumsuz düşünceler nedeniyle ise küskünlüğü devam ettirmeyi seçeriz. Oysa sahip olduğumuz bu olumsuz düşünceler yaygın olarak inanılan yanlış düşüncelerdir. Çünkü affetmek, yapılan hatayı haklı çıkartacak mazeretler üretmek ya da yaşanılan şeyin hak edildiğini kabul etmek demek değildir. Affettiğimiz zaman hata yapan kişiyi suçsuz ya da haklı bulmayız. Affetmek; yapılan şeyden dolayı incindiğimizi, kırıldığımızı, üzüldüğümüzü yok saymak ya da önemsiz göstermek de değildir. Affetmek ortada bir hata olduğu ve bunun bizi olumsuz olarak etkilediği gerçeğini kabullenmeyi gerektirir.

Yaşanılan şey hiç yaşanmamış gibi davranmaya devam etmek hatayı göz ardı etmektir. Göz ardı edilen hatalar ise ortada bir sorun olduğunu yok saymak anlamına geleceği için hataların tekrarlanma olasılığı yüksek olacaktır. Bu, bize karşı yapılan haksızlıklardan şikayet edip hayatı diğerlerinin yönetmesine izin vermek yerine, bu haksızlıklara rağmen yaşamdan keyif almayı seçebiliriz. Sonuçta hayat bizim hayatımız. Sürekli şikayet ederek yaşamayı da seçebiliriz, keyif alarak tadını çıkartmayı da.