Akıl Çelen Şehir: Barselona

Ruhu dans eden insanları sokaklara hunharca fırlatmıştı birileri. Ritimleri, kalp atışları kendilerine yeten, arsızlıktan uzak şehirleri ve kültürleriyle onlara sorsalar yine burayı tercih ederlerdi. Doğmak, büyümek ve koşmak için… Eğlenmeye her zaman niyetli, eğlenmeyene sorgular sebepli. Bin bir hali vardı ki şehrin koşmak için. Bir şehir hırsızını bile dengeler mi? Şikayet edemeyeceğin kadar kötülüğü eğlenmeyi anlamlı kılmak için kenarda tutuyorlar. Aydınlık olmasa karanlık, karanlık olmasa aydınlığın içini dolduran bir mananın olamayacağına muktedir insanlar. Bir yeri gezmeden önce yapılan tüm araştırmalar, yolculuğa yaklaşıldıkça heyecan dozunu artıran beklentilerle doldurur insanı!

Yeni bir gezgin hayal kırıklıklarının en güzellerini yaşar hep… Çünkü, tatmin olabileceği bir şeylerin beklentisi içerisinde gidip, tatmin olduğu başka şeyler ile döner hep görülmesi gerektiği düşünülen yerlerden. Kiminin aklını çelen kiminin ayağını çeler. Olanlar olabilecek olanlar değildir hiç. Yoksa bir şehrin gökyüzündeki yıldızları bugüne dek bulunduğun tüm şehirlerin gökyüzündeki yıldızlardan daha parlak görmüş olman bazen gökyüzüne bakmayı unuttuğun gerçeğiyle kirlenmez. Evet, Barselona’da gökyüzündeki yıldızları yakamoz gibi yakalarsın. Hatta, bu kafanı kaldırmayı unuttuğun gerçeğini temizler.

Dokusunda, tadında, acelesiz bir pervasızlık var hep…  Öğle molasında denize girmeyi bekleyen her renkten yakalılar bana yaşıyor olduğumuz gerçeğini hatırlatıyor. Halbuki, bir gafletin pençesinde de fark edenler var, başka yerlerde yaşıyor oldukları gerçeğini. Her şehrin bir Sultanahmet’i var. Henüz tanıştığım insanlar hakkındaki düşüncelerimin gelecekte değişmediğine hiç rastlamadım. İnsanlar gibidir şehirler… Tanışıklığınız sizli bizliden sen bene dönünce, ya sarılıyorsun ona ya da salıyorsun akışına doğru… Barselona ilk kez dinlediğin bir şarkıyı sevebilmek gibi. Ama ilk kez gördüğün bir insanı değil. İnsanlar değişir, şarkılar birkaç yıl sonra bile aynı tadı verir. Barselona’nın yarattığı bu canlı organizmayı görebiliyor musun? İçine girdiğinde sistemin bir parçası oluyor ve dans ediyorsun.

Güneşi pek sıcak yazın ortasında. Gerçi bu bir sitemse bunu bir İspanyol’dan duymadım. Sanırım soğuk bir bira içmeye sebep olduğunu düşünürdü sıcağın? İspanyol aklı işte, tahmin edemiyorsun. Şehrin her bir tarafını basmış turistler yerlilerin en büyük derdi. Kim derdi? Bir şehir, turistine isyan edecek artık. İyi bir pazarlama ürünü olduğunu düşünür mü kimse? Sanırım hiç gitmemiş.

Parklarını gezerken yolun bir anda bir semt pazarına çıkabilir. İngilizce anlaşmanız biraz zor olsa da ısrarla düşüncenizi hiç bozmadan aynı cümle ile tekrar edin. Elbet bir sonuç alacaksınız. Aldığınız sonuç isteğinizi karşılamıyorsa bile, bunda dert edilecek bir şey olmadığının düşünüldüğünü göreceksin. Başta bu bizim kültürümüze kaba gelse de gerçekten bunda dert edilecek ne vardı? Sanırım İspanyollaşıyordum. Vazgeçip uzaklaştım. Bu şehirde yolun sıklıkla denize de çıkıyor. Yüzdüm. Henüz sahilleri özelleştirememişlerdi yeterince. Çok gariptir ki sosyal statü gözetmeksizin her tür insan denize giriyordu. Aklım almadı.

Lâkin bu pervasız sevincin içine doğan insanların yarattığı bu akıl çelen ortamda aklım kaldı. En azından benim aklım çelindi. Feda edip kâr bekleyen fedakar insanların dünyasından değiller. Onlara uymak zorunda olmak gibi bir zorunlulukları da var. Eşsiz mimari eserler ile tesadüfi karşılaşıp, şehrin mimarı diye tabir edilen Gaudi’nin eserlerini zevkle yargılarsınız. Şehir merkezindeki simetrik ve kusursuz yapılanma tabanlarınızı aşındırır. Eminim ki tam bu sıralarda bir garson, litrelik sangria içmeniz için sizi ikna edecektir. Bol buzlu!