Albüm: Jeff Rosenstock – Post

2016 yılında yayınladığı “Worry” isimli albümü ile bize pop punk sound’u ile hala çok kaliteli işler çıkartabileceğini kanıtlayan Jeff Rosenstock, 2018 yılının müzik adına iyi geçeceğine dair umut tohumlarını da içimize attı. Henüz yeni yılın daha ilk günlerinde iken yeni albümü “Post” ile dinleyicilerini buluşturdu. Bu çalışması ile her ne kadar pop punk sound’undan uzaklaşsa da bizi kendisinin yabancı olduğu sulara attığı söylenemez. The Replacements ve Weezer’i orta yolda buluşturan müziğini yeni albümünde de bize en epik ve melodik bir şekilde sunan sanatçının albümünün bütün kayıt aşamasını sadece bir haftaya sığdırmayı başardı. Kayıt aşamasında Kanadalı post-hardcore grubu Pup’un da desteği dinleyiciye kendini hissettiriyor.

On parçadan oluşan albüme beş saniyelik bir introdan sonra “USA” ile başlıyoruz. Rosenstock yedi dakika boyunca dinleyiciye yalvarırcasına son dönemde olan siyası gelişmelerin hesabını soruyor. Bütün parça boyunca enerjisini en üst düzeyde tutan sanatçı en sonda ise Shakespeare’ye saygı duruşunda bulunmayı da ihmal etmiyor. Hemen ardından “Yr Throat”a geçtiğimizde ise Rosenstock kendi korkularını, anksiyetesini çekinmeden dinleyicinin gözleri önüne seriyor.

Bir sonraki parça “All This Energy” ise önceki iki parçanın hem lirikal hem de müzikal anlamda kombinasyonu konumunda. “Powerlessness” ile çaresizliğini, güçsüzlüğünü ve umutsuzluğunu güçlü power pop ritimleri ile dile getirir iken bize aynı zamanda söz yazarlığı konusunda ne kadar yetenekli olduğunu da fazlasıyla kanıtlıyor. Sadece politik ve kişisel konular ile kalmayıp toplumsal konulara da el atan Rosenstock, TV Stars’ta taparcasına sevilen ünlülerin ikiyüzlülüğünü ve kuluymuşçasına tapınan insanların aptallıklarını belirtiyor.  “Melba” ile geçmişte yaşadıklarından ve pişmanlıklarından coşkulu bir şekilde bahseder iken, “Beating My Head Against A Wall” ile en temelden farklı bir siyasi görüşü paylaştığın biri ile tartışırken bir insanın yaşadığı yoğun öfkeyi içeriyor.

Albümü politik bir şekilde kapatmadan önce son bir kez “9/10”da bizi kendi iç dünyasına tekrar misafir eden Rosenstock, albümün son parçası “Let Them Win” ile güçlü, otoriter ve varlıklı sınıfın bencilliğinden, empati yoksunluğundan ve elimizdeki ufak şeyleri çalacak kadar açgözlü ve tatminsiz olduğunu haykırıyor!

Beş saniyelik intro da dahil, on parçadan oluşan albüm, bize kırk dakika boyunca Jeff Rosenstock’un iç dünyasından, siyasi görüşlerinden, toplum içindeki konumundan ve toplumun büyükbaşlar tarafından izlenimine dair kesitler sunuyor. Her ne kadar pop punk sound’undan biraz uzaklaşmış olsa da, hem lirikal hem de müzik türlerinin etkileşimi açısından oldukça zengin ve yetkin bir albüm olduğunu albümü dinler iken dahi fark edeceğinize dair şüphem olmamak ile beraber daha önce sanatçının hiçbir çalışmasını dinlemeyenler için de iyi bir giriş kapısı olduğunu söyleyebilirim. Politik ve kişisel temalı parçaların çakışmadan uyumu ve özellikle politik olan parçaların bayağılıktan sakınıyor olması albümü sevmemiz için başka sebeplerden bazıları. Parçaların her biri marş etkisine sahip ki, bu etki sizi coşkulandırmak ile kalmayıp ayaklanmanıza da sebep oluyor. Daha 2018’e tam anlamı ile giremeden kendi adını yıl sonu listelerinin en tepelerinde rezerve eden Rosenstock, “POST-” ile yeni yılın kaliteli müzik anlamında verimli geçeceği haberini müzikseverlere erkenden duyuruyor. Siz de indie rock müziğin son yıllardaki sıradanlığından sıkıldıysanız ve içi dolu bir şey arıyorsanız, yeni yıl hediyeniz Jeff Rosentock’tan geliyor.