1950’lerde yaşantımıza giren alışveriş merkezleri, ticari tapınaklar olarak Amerikan tüketim kültürünün sembolü haline geldi. Fakat bugün ABD’de birçoğu terk edilmiş durumda. O halde alışveriş merkezlerinin sonu geliyor diyebilir miyiz?

Alışveriş merkezlerinin ilk ortaya çıkışı kötü niyetli değildi. 1977’de George A. Romero, çığır açan zombi filmi Ölülerin Şafağı’nda set olarak terk edilmiş bir alışveriş merkezi kullanmıştı. Romero’nun film seti bugün ABD’nin doğusundan batısına kadar sayısı giderek artan terk edilmiş alışveriş merkezleri ile büyük benzerlik gösteriyor. Amerikan banliyölerine giden otoyolların kenarlarında bugün yüzden fazla alışveriş merkezi beton ve çelik yığını halinde yıkılmaya bırakılmış durumda.

Başta orta batı olmak üzere belli bölgelerde ekonomik çöküş, internet üzerinden alışverişin yaygınlaşması ve kentte alışverişin yeni biçimler alması gibi nedenler ile bir zamanlar ebedi görünen Amerikan tarzı alışveriş merkezlerini gözden düşürdü. Bir tarafta bazıları yenilenip genişletilen, öte yanda hayalet alışveriş merkezi 21’inci yüzyılın “hayalet kasabaları” haline geliyor ve huzur bozan devasa yapılarıyla fotoğrafçıların ilgi odağı oluyor.

Alışveriş merkezlerinin Hollywoodvari görkemli merdivenleri, pahalı mermer karolardan oluşan döşemeleri bugünkü terk edilmiş halleri ile insana hüzün veriyor. ABD’de ilk alışveriş merkezi sadece otomobilli zenginlerin gidebildiği merkezler olarak planlanmamıştı. Alışveriş merkezinin babası Victor Gruen’in planları, bu merkezlerin etrafında yerleşim yerleri, klinikler, okullar ve lazım olan her tür hizmeti öngörmekteydi.

1903’te Viyana’da doğan Gruen mimarlık eğitimi görmüş bir sosyalistti. 1938’de Nazilerin Avusturya’yı ilhak etmesi üzerine New York’a gitti. Dünyanın ilk kapalı AVM’si olarak 1956’da Minnesota’da Southdale Center’i inşa etti.

Gruen’in planladığı türden AVM’ler hayal olarak kaldı. Klimalı devasa binalar zevksizlik örneği olarak birer birer yükselmeye başladı. Alışveriş merkezleri, insanların alışverişin yanı sıra gezdiği, arkadaşları ile buluştuğu bir yer, çağdaş Amerikan kültürünün merkezinde yer alan bir olgu haline geldi. Diğer ülkeler ise Amerikan yaşam tarzını taklit etmek için bu tarzı model olarak aldı. Southdale Center’den çok daha eskilere dayanan alışveriş merkezleri olmuştu. Antik Roma’daki Trajan Pazarı, Halep pazarı, İstanbul’daki Kapalı Çarşı, Şam pazarı buna bir örnek olabilir. Amerikan alışveriş merkezlerinde yeni olan şey ise tümü ile içe dönük, yalıtılmış, otomobille gidilen, vergi ve mimari planla ilgili yasaların esnek tutulduğu kapalı mekanlar olmasından kaynaklanıyordu.

1990’larda ABD’de yılda yüz kırk civarında alışveriş merkezi inşa ediliyordu. 2007’de artık frene basılma gereği duyuldu ve o yıl ilk kez hiç alışveriş merkezi inşa edilmedi. Ekonomik resesyon kendini hissettirmeye başlamış, alışveriş merkezi kapatma dönemine girilmişti. Alışveriş merkezi kapatmanın başka nedenleri de oluşmaya başlamış, 2007’de Virginia’da otuz beş yıllık Cloverleaf Mall kapandığında bir yerel gazetede şöyle yazıyordu: “Burası 1970’lerde ve 80’lerde ailelerin uğrak yeriydi, ama 90’larda durum değişti. En iyi müşteriler olan kadınlar, burada toplanan çeteci gençlerden korkarak uzak durmaya başladılar.”

Alışveriş merkezi artık 1950’lerin hedonist atmosferini ve masumiyetini yitirmiş, gözden düşmüştü. Fakat bunlar başka bir kullanıma açılabilecek türden yapılar da değildi. Amerikalıların çoğu buraların eğlence ve dinlence merkezlerine dönüştürülmesinden yana olduklarını belirtiyor. Bugün en büyük alışveriş merkezi farklı ülkelere kaymış durumda. Dünyanın en büyük alışveriş merkezleri arasında Çin’deki New South China Mall başı çekmekte. Burası ABD’nin en büyük alışveriş merkezi olan King of Prussia Mall’ın iki katı büyüklüğünde. İlk on arasında yer alan alışveriş merkezinin ikisi de İran’da. Bangladeş bile King of Prussia’dan daha büyük bir alışveriş merkezi yapmak ile övünmekte.

Dünya olağanüstü bir tüketim eğilimine girmiş durumda. Fakat Amerika’nın hayalet alışveriş merkezlerinin gösterdiği gibi, moda akımlar, adlarından da belli olduğu gibi modadır, gelir, geçer ve giderler. Antik Mısır’daki tapınakların niye yapıldığını bugün nasıl kimse bilmiyor ise, alışveriş merkezleri de bir gün arkeoloji ve folklorun bir parçası haline gelecek. Bir bina tarzı ve sosyo-ekonomik olgu olarak alışveriş merkezlerinin alacağı çok yol var daha, ama kendi enkazını da yaratmaya başladı bile. Bu yapılar bize son elli yıldır insanın yaşama ve harcama tarzına ilişkin çok şey anlatıyor. Terk edilmiş alışveriş merkezlerinin fotoğraflarına baktığımızda bu tarzın ne kadar rahatsız edici, hatta biraz korkunç olduğunu daha bugünden söylemek bile mümkün.