Amerika’nın Köle Şarkıları ve Cazın Erken Tarihi

Sidney Finkelstein, cazı bir Amerikan müziği olarak tanımlar ve Amerika’nın kültürel birikiminin zirvesi olarak görür. Kökleri Afrika’dadır, ancak varoluşu geleneksel Afrika müziğinin batı enstrumanları ile buluşmasıyla mümkün olabilmiştir. 19’inci yüzyılın ikinci yarısından itibaren köylerden kentlere yapılan göçler, bir zamanlar köle müziği olarak bilinen ezgilere kimlik kazandırdı ve popüler bir türe dönüşmesini sağladı. Ancak caz müziğin büyük ölçüde kölelikle şekillendiğini, biçimini ve kavramlarını köleliğin getirdiği yaşam biçimine borçlu olduğunu söyleyebiliriz.

Amerika’nın Köle Şarkıları

William Francis Allen, Charles Pickard Ware, Lucy McKim Garrison tarafından hazırlanan “Slave Songs Of United States” en eski caz koleksiyonu olabilir. 1865 yılında yayınlanan bu kitap, plantasyonlarda, tarlalarda ve madenlerde çalışan kölelerin söylediği caz, blues, gospel şarkılarından oluşuyor. Roll Jordan Roll, We Will March Through The Valley gibi bilindik eserleri de bu derlemede görmekteyiz.

Koleksiyonda yer alan şarkıların neredeyse tamamı dini temalara sahip. Şarkılar genellikle uhrevi bir kurtuluştan, İncil’deki hikâyelerden ve bunun gibi dini konulardan bahsediyor.

Hristiyanlaşmış Siyahi köleler ile beyazların kültürel etkileşimde bulunabildikleri nadir alanlardan biri kiliseydi. Afro-Amerikalılar, kilise müziğine kendi yorumlarını katıyorlar, İncil’deki hikâyeleri geleneksel Afrika ezgileriyle anlatıyorlardı. El çırpma, ayakla yere vurma gibi tempo ve ritim hareketleri de bu seremonide yer bulmaktaydı ve danslar her zaman ayinin bir parçasıydı.

Diğer yandan, müzik yalnızca bir ritüel aracı değildi. Charlie Chaplin filmlerinde sıklıkla duyduğumuz –ve genelde Scott Joplin’e ait olan- piyano ritimleri, Afro-Amerikalı kölelerin sahipleriyle alay etmek için icra ettikleri bir dansa dayanıyor. Cakewalk adını verdikleri bu dans, beyaz köle sahiplerinin ince yürüyüşü ve kendini beğenmiş hareketlerinin mizanseni olarak ortaya çıktı. Piyanonun alaycı hareketlere eşlik etmesiyle doğan bu tür, zamanla Avrupa’nın vodvil sahnelerinde yerini aldı ve Ragtime türünün doğmasını sağladı.

Amerikan İç Savaşı sona erdiğinde Georgia, Mississippi, Florida gibi eyaletlerden kuzeydeki kentlere göç dalgaları başladı. Nitekim eski köleler ve fakir çiftçiler sanayileşmiş kentlerde bir yaşam umuduna sahipti. Caz bu sayede bir kimlik kazanarak ayrı bir tür hâline gelebildi. Diğer yandan 1960’lı yıllara kadar devam eden ve Afro-Amerikalıların ikinci sınıf insan muamelesi görmelerine sebep olan Jim Crow Yasaları’nın hakim olduğu dönem müziğin biçimini ciddi anlamda etkiledi.

İç Savaştan Sonra

Askeri bandolarda kullanılan enstrumanların caz müzikte yer edinmesi iç savaştan sonra mümkün oldu. Konfederasyon Ordusu’nun bandosunda kullanılan trompet, trombon, tuba, klarnet, kornet, bas davul gibi üflemeli çalgılar savaştan sonra ucuz malzeme satan dükkanlara düşmeye başladı. Kölelik döneminde yalnızca basit ritimler ile ve enstrümana dönüştürülmüş kaba saba aletler ile icra edilen bu tür, savaştan sonra bir orkestra müziği hâlini aldı. Nitekim Siyahilerin toplumdan dışlandığı ve beyazlarla aynı mekânları ve aletleri kullanmaktan dâhi men edildiği Jim Crow Yasaları onları gettolarda yaşamaya zorluyordu. Getto koşulları kötü olsa da, kölelikten iyiydi. Siyahiler gettolarda bir araya gelerek danslarını ve müziklerini icra edebiliyorlardı.

New Orleans

1900’lü yıllara gelindiğinde, Afrika gelenekleri ve seremonileri New Orleans’ta hâlâ sürdürülüyordu. Woodoo tanrıları yeni bir mezhebin azizleri hâline gelmişti ve Loa adı verilen kutsal ruhlar müzikle onurlandırılıyordu. Daha önce İspanyol ve Fransız egemenliğinde olan bu kent, uzun süre köleciliğin merkezi oldu. Yalnızca Afro Amerikalılar ve Creoller değil Slavlar, İrlandalılar, İngilizler ve Almanlar da bu kente göç etmişlerdi. Nihayetinde caz müziği burada Avrupa ölçüleriyle yeni bir kimlik bulabildi.

New Orleans Cazı Afrika ezgileriyle birlikte Avrupa’ya ait müzik ölçülerinin de hakim olduğu bir türdür. Fransız dans müziklerinin ve Avrupa marşlarının ritim ve perküsyonlarının izleri bu müzikte fazlasıyla görülebilir. Nitekim cazın beyazlar tarafından icra edilmeye başlanması ve Avrupa’da tanınması da bu dönemde mümkün olabilmiştir.

Cazın doğduğu yerin New Orleans olduğu söylense de, bu yanlış bir yorum. Ancak olgunlaştığı ve Aretha Franklin, Louis Armstrong gibi şarkıcılar tarafından icra edilen formunu aldığı yerin bu kent olduğunu söyleyebiliriz. New Orleans’ın multikültürel havası, cazın kimliğini bulabilmesini ve bir müzik türü olarak literatürde yer edinmesini sağladı.