Kişi durur, bilinçaltında ve fiziksel olarak kendini o anda sabitlemeye çalışır. Bu anı, içinde bulunduğu şu anı, kendiyle birlikte durdurup, zamanın ilerlemediği bir anda kalmak ister. “Keşke şu anı durdurabilsem ve bu durdurduğum anın içinde yaşayabilsem,” gibi hisseder. Ama zaman geçecektir ve kişileri bir sonraki zamanlarına, benliklerine ekleyecektir. Durdurulmaya çalışılan zamandakiler şu anı oluştururken geçmişin bir parçası haline gelecektir. Günümüz, ta ki olmayana kadar dün olacaktır. Anın bir sonraki anına her geçişinde, kişi bir önceki halini öldürüp içinde yaşatıyor ve kendi içinde de zamanla yaşayan halini yine geçmişe katıyor. Bu demek oluyor ki kişi her gün ve her gün binlerce kere o anda yaşamış halini o anda bırakıp bir sonraki anla birlikte bir sonraki haline geçiyor.

Senin tanıdığın sevdiğin ben, birazdan ölmüş ve eğer yeteri kadar zaman geçerse şu an bütün canlılığımla duran sendeki ben hatırlamakta zorlanacağın bir anı haline gelmiş olabilir mi? Seninle ben dün olmuş olabilir miyiz? Kişiler de zamanın akışında çok geride kalabilirler mi? Her an değişimin bir parçası olan benliklerimiz birbirinden çok uzağa çekiliyor; kendi içimizde birbirine yabancı bir sürü anın ötekileri bazen birbirleriyle düzeni oturtmakta zorlanıyor bazen hangi andan oluştuğuyla alakalı başlı başına uyumsuz oluyor. Ve aynı zamanda, kişinin anın varlığıyla değişen benlikleriyle bir başka kişinin değişmekte olan benlikleri birbirlerine tamamen yabancı haline gelebilirler her ne kadar birbirlerini tanıyor olsalar da. Aynı kişileriz; sen sensin ve ben benim, belki birkaç küçük değişiklik, birkaç yaş almış yüz ama aynı sen ve ben, yine de bir kabul edememe, sanki yeni biriyle tanışmak gibi, ilk defa karşılaşıyormuş gibi…

Kişiler, zamanla her an değişiyor ve her an değişenlerle bir arada; bu sadece onlar için değil etraflarında gördükleri her bir olgu için geçerli. Kişinin anı durdurabilmesi mümkün olsa döngünün sürekliliği bunu imkansızlaştıracaktır. Hava değişecektir, mevsimler ardı ardına gelecektir. Kişinin saçları önce grileşecek sonra beyazlayacak, kilosu, boyu değişip yüzünde fazladan çizgiler oluşacak. Her yıl doğduğu gün gelecek, kutlamayı yaptığı insanlar zamanla farklılaşmış olacak ve girdiği yaş hiç geriye gitmeyecek hep bir eklenecek. Her sene sınıf atlayacak, artık köpeği yürüyüşlere çıkamayacak kadar yaşlanacak, uğruna ağladığı insanlar ve seviyorum dedikleri başkaları olacak. Belki içinde bulunduğu toplum belki yaşadığı ülke bambaşka olacak. Kişinin bildiği zaman hep ileriye doğru akacak ve istese de istemese de ilerlemek mecburiyetinde olacak çünkü geçmişte veya bir önceki anda olmasına imkan yok. Ancak anlar hatıralarla kişilere eşlik edebilirler, kişilerde saklı kalabilirler.

Ünlü nörolog Oliver Sacks, hastalarıyla ilgili yazdığı kitaplarla birçok insana farklı gerçeklikler sunmuştur. “Karısını Şapka Sanan Adam” kitabında kırk dokuz yaşında olup nedeni bilinmeksizin on dokuz yaşından sonrasını hatırlamayan bir hastası hakkında bilgi verir. Klinikte yaptıkları sohbetlerde hastanın konuşmanın beş dakika öncesini, çizdiği resmi neden çizdiğini, orada neden olduğunu sürekli olarak unuttuğu hala on dokuz yaşında olduğunu sandığı görülür. Otuz yıldaki anıları nereye kaybolmuştur? O anıları, anılarıyla oluştuğu kişi nerededir, kırk dokuz yaşında görünen on dokuz yaşında biri midir?

– Nasıl mıyım? Hasta olduğumu söyleyemem. Ama iyi de hissettiğimi söyleyemem. Aslında bir şey hissettiğimi söyleyemem.
– Acı çekiyor muyum?
– Çektiğimi söyleyemem.
– Hayattan zevk alıyor musun?
– Aldığımı söyleyemem.”

Oliver Sacks ile hastasının arasında geçen konuşmanın bir kısmından da gözükeceği üzere zamanın geçişini kavrayamayan ve hatırlayamayan, anıları her birinin üstüne yenisi eklenecekken sabit kalan biri hissizlikte yaşar, yaşamın ilerlediğini anlayamaz. Anın durdurulduğunu varsayarsak hiç değişmeyecek ve diğer benliklerimize aktarılmayacak halimiz kendi içinde tükenip ölmeye mahkum kalacaktır. Zamanın ilerliyor oluşunun, aslında şu anı oluşturan değerlerin eskide kalacak olması, unutulma ihtimalleri veya bu değerlere aynı güçle bağlı kalmayacak oluşu kişiyi korkutur. Tahmin edilemez bilinmezliğin doğuracağı sonuçlar ve “her şey hiçbir zaman aynı kalmayacak dramı” zaman zaman aynının içinde kalma hayaline sürüklese de bu aynının içinde kalmanın verdiği bilinmezlikten haberdar olunmamasından kaynaklanır. İlerleyiş, değişim kaçınılmazdır ve değişim kabul edilip ayak uydurulmadığı takdirde aynı hatıralar tekrar tekrar yaşatılıp sadece insanın yerinde saymasından ibaret olacaktır. Her bir andan sonra gelen yeni bütün benliklerle beraber ilerlemeye devam etmelidir anı durdurmayı hedefleyen kişi.