Anlaşılamamaktan Korkan İnsanlar: Kanada

Ömrümün bir yerinde, iyi ki görmüşüm diyebileceğim bir yeri daha gördü gözlerim. Gördüklerinden bahset diyenleri nasıl bir övgü bombardımanıyla karşılasam? Bazen kendimi Avrupa sevici, övücü bir tiplemeden alıkoymak için çok fazla sorguluyorum. Lakin Kanada topraklarında gördüklerim, Avrupalının kendi bölgesine sokmamak için herkese saygı duyuşundan çok, tüm dünyaya yön verebileceklerini zannettikleri saflıkları ve saf iyilikle çabalamalarıydı. Bu uhreviyatı bir topluma; ne dinin ne de imamların, papazların, hahamların kazandırmamış olması ise oldukça ilgi çekici.

İllüzyon bir orta doğu ülkesi vatandaşı olarak, dünyanın geleceğine yön veren tüm gelişmeleri yakından yaşamış topraklardayım. Bu zenginliği, neredeyse hiçbir tarihi olmayan Kanada kadar sunamamamız oldukça kıskandırdı. Kanadalılar ülkelerini ırksal sebeplerle değil, kültürel harmanın gurur duyulası naifliğinden ötürü  seviyorlar. İnsanlar kendilerine saygı duyulsun kaygısı ile sana saygı duymak yerine, bu enerji ve olumlamayı yayabilmenin peşindeler. Bu olumlamanın olumlayabilmesiyle belki de şaşırtıcı bir göç alma durumuyla karşı karşıyalar. Cesareti kalbinde bulabilen ve kendini dünyadaki iyi insanlardan sayan herkes oraya toplanmaya çalışıyor gibi. Yoksa kaldığımız evin kilidi, İstanbul’daki evimin  tuvaletinin kapısının düğmeli kilidiyle aynı olamazdı sanırım.

Ülkelerin kutsallaştırdıkları şeyler oluyor her zaman. Kimi zaman bireycilik, kimi zaman din, turizm, tarih. Kusursuz şekilde kendi keskin yanlarını ifade edebilen şehir ve ülkeler var. Tüm Kanada için benim kanım eğitim olabilir. Eğitimin kutsallaştırıldığı bir ülkede olduğunuzu fark etmemeniz imkansız. Öğrencilere gösterilen saygı ve sunulan olanakları sıralayabilmek, birçok eylemleri manevi mahiyette oluşundan ötürü sıralamak imkansız olsa da, elle tutulur olarak şehrin her yerinde, nerede ise tüm dükkanlarda öğrencilere özel indirimlerin olduğunu söyleyebilirim. Stoklarında öğrencinin talep ettiği bilgisayarın kalmadığını gören bir teknoloji firması, öğrenciye stok elde edilene dek geçici bir bilgisayar ve hatalarından ötürü hediye çeki veriyor. Acaba buna şaşırmamak mı gerek?

Buna şaşırmak ve iyiliğin övücülüğünü yapmak, iyi şeyleri bulunmaz hint kumaşı kisvesine büründürür mü? Yoksa takdir ettiklerimiz herkesin gördüğü, bildiği olsun diye dilden dile dolaştırmak bu davranışları hayatımızın birer parçası haline mi getirir?

Sizlere, yoldan geçen insanların göz göze geldiğinizde halinizi hatrınızı sorduklarından bahsetsem mi? Bilemiyorum. Lakin canımı en çok, güzel şeyler olsun diye çabalayan insanların bir tanecik ömrünün oluşu yakıyor. Bir tanecik ömrü olduğuna inanmayanlar, inananlardan daha kırıcı. İnsan oradan gülümsemesini getirmek istiyor buraya. Gülümsemesini getirmiyor mu sanıyorsunuz? Getirip cebine koyuyor. Lazım oldukça, yani yaşadığı şehrin gettolarında, kendi gibi olan insanların olduğu yerlerde cebinden çıkarıyor takıyor suratına. Yoksa trafikte değil, yoksa doğup büyüdüğü mahallede değil.

Anlaşılamamaktan korktuğu için sessiz kalan insanların, anlaşılamamaktan korkup sessiz kalamayan insanlarla yarışını izleyeceğimizi düşündüm bir an. İşin güzel yanı, anlaşılamamaktan korkup sessiz kalmayan insanlar, bu güzelliği tüm dünyaya yaymak istiyor. Yani umut var!