Altmış altı milyon yıl önce dev bir asteroidin dünyaya çarptığını hemen herkes bilir. Ama bu olayın etkileri hala tam anlamıyla çözülmüş değil. Yeryüzüne çarpan asteroit yaklaşık on kilometre çapındaydı. Düşüşten birkaç dakika sonra yeşil ve canlı dünya sessizliğe büründü. Özellikle çarpma etkisinin hissedildiği birkaç bin km karelik alan dümdüz olmuş, her tür canlılık belirtisi kaybolmuştu. Bu asteroidin etkisi ile dünyadaki bitki ve hayvan türlerinin dörtte üçünden fazlası yok oldu. Bunlar arasında en çok bilineni dinozorlardı.

Dinozorların dünyaya asteroit çarpması sonucu yok olduğu fikri ilk olarak 1980’de ortaya atıldı ve o zaman için bu oldukça tartışmalı bir iddiaydı. 1991’de jeologlar bu asteroidin çarptığı yeri keşfetti: Meksika’nın Yucatan Yarımadası’nda çarpmanın da etkisi ile yüz seksen kilometre çapında bir krater oluşmuştu: Chicxulub Krateri! Fakat bu krater yeraltında olduğu için göz ile görülemiyordu. Kuzeydeki yarısı ise okyanus tabanında birikmiş altı yüz metre tortunun altında kalmıştı. Nisan 2016’da araştırmacılar bu tortuların altından üç metrelik örnekler çıkarmak için kazılara başladı. Örneklere bakılarak kayalardaki değişimler incelenecek, minik fosillerin, hatta belki de kayalara sıkışmış DNA’ların varlığı araştırılacak. Bu krateri delip örnek çıkarmadan da bazı şeyleri belirlemek mümkün. Hatta kraterin büyüklüğünden, çarpma sırasında ne kadar enerji oluştuğu kestirilebilir.

Ayrıntılı ölçümler asteroidin, ses hızının kırk katı bir hız ya da bir başka deyiş ile saatte elli bin kilometre civarında bir hızla düşerek yerkabuğuna çarptığına inanılıyor. Bu çarpmanın etkisi ise yüz trilyon ton TNT veya Hiroşima’ya atılan bombanın yedi milyar katı güçte bir patlamaya eşdeğer etkiden bahis açmamız ile anlatılabilir. Çarpma nedeni ile de oluşan şok dalgaları yerkabuğunda yayılarak, Meksika Körfezi’nde yüz ile üç yüz metre yükseklikte tsunami dalgaları oluştu. Bunlar beş yüz metre derinliğe kadar deniz tabanını alt üst etti ve deniz kıyıları on şiddetinde depremlerle sarsıldı. Binlerce kilometrelik ormanlık alan yer ile bir oldu. Gökten yağan tonlarca kaya geride kalan tüm canlıları yok etti. Ama bazı canlı türlerinin tümü ile yok olmasına neden olan şey sadece bu bölgesel etkiler değildi.

Çarpmanın etkisi ile yerkabuğunun büyük bir parçası kopup parçalanarak ateş topu halinde atmosferi aşarak uzaya fırladı ve bu parçalar uzayda dünyayı tümü ile çevreleyip yerçekiminin etkisi ile yeniden atmosfere düştü. Soğuyup yoğunlaşan trilyonlarca minik cam parçası halinde hızla düşen bu parçalar atmosferi ısıtıp bazı yerlerde bitkilerin alev almasına neden oldu. Bu yangınlardan çıkan dumanlar, çarpmanın etkisi ile göğe yükselen parçacıklarla birleşip güneş ışınlarını engelledi. Dünya uzun bir soğuk ve karanlık döneme girdi. Parçacıkların atmosferden yağması aylar boyu devam etti ve yeryüzünde bir asteroit tozu tabakası oluştu. Paleontologlar bu tabakayı fosilleşmiş halde görebiliyor. Geçen yıl, K-Pg Sınırı adı verilen bu tabakanın ABD’de Kuzey Dakota bölgesinde yer üstüne çıkmış büyük bir kesitinde, tabakanın alt kısmının dinozor kalıntılarıyla dolu olduğu, üst kısmında ise bunlara rastlanmadığı görüldü.

Çarpma öncesi fosil kalıntıları, ormanlara, nehir ve bataklıklara, eğreltiotlarına, sulak bitkilere ve çiçekli çalılara işaret ediyor.O zamanlar iklim bugünkünden daha sıcaktı; kutuplarda buzullar yoktu. Dinozorlar en kuzeyden en güneye kadar hüküm sürüyordu. Yeryüzünde biyolojik çeşitlilik oldukça fazlaydı. Fakat çarpmanın ardından, özellikle krater bölgesi ve çevresi ay yüzeyi kadar ıssız ve kuru hale geldi. Çarpma bölgesinde bitkiler ve hayvanlar çarpmanın etkisiyle oluşan yangın, tsunami, deprem, fırtına ve gökten yağan taşlar nedeniyle ortadan kalkmıştı. Diğer bölgeler ise güneş ışınlarını engelleyen toz bulutlarının atmosferi kaplaması sonucu oluşan dolaylı etkilerden mustaripti. Yangından doğrudan etkilenmeyen yerlerde, aşırı sıcaklar hayvanların besin kaynaklarını yok etti, asit yağmurları suları zehirledi. Daha da kötüsü, gökyüzündeki toz bulutları güneş ışınlarını engellediğinden bitkiler fotosentez yapamaz hale geldi, besin zincirleri zarar gördü.

Yeryüzünce çoğu şey yanıp kül olmuş, özellikle büyük hayvanlar açlıktan ölmüştü. Fosil verileri, rakundan büyük canlıların ortadan kalktığını gösteriyor. Küçük canlılar ise daha fazla sayıda oldukları, daha az yedikleri ve daha hızlı çoğalıp adapte oldukları için hayatta kalmayı başardı. Tatlı suda yaşayan canlılar karadakilerden daha şanslıydı. Ama okyanuslardaki tüm besin zincirleri çoktan çökmüştü. Fosil verileri, asteroit çarptığında kuzey yarıkürede canlıların büyüme sezonunda olmadığı kış dönemi başladığından, Avrupa ve Kuzey Amerika’da yıkıcı etkilerin daha az olduğunu gösteriyor. Ama en çok etkilenen bölgelerde bile kısa süre sonra yaşam yeniden başladı. Ama ekosistemlerin yeniden oluşması yüzlerce ve hatta binlerce yıl aldı. Araştırmacılar, okyanuslarda organik maddelerin normal seviyeye ulaşması için üç milyon yıl geçmesi gerektiğini söylüyor.

Dinozorların ortadan kalkması yeni canlılara fırsat yarattı, memelilerin yaygınlaşmasını sağladı. Kraterden alınan örnekler incelenerek dünyaya o büyüklükte asteroit çarpmasının ne tür etkiler doğurduğu, iklim üzerindeki etkileri ve yaşamın yeniden nasıl doğduğu daha ayrıntılı saptanabilecek. Bazı türlerin ve organizmaların ortadan kalkmasının diğerleri açısından nasıl fırsata dönüştüğü anlaşılabilecek. Altmış altı milyon yıl önce dünyaya bir asteroit düşüp o yıkımı yaratmasaydı evrim çok farklı gelişebilir, insan ortaya çıkmayabilirdi. Oluşumundan üç kesir dokuz milyar yıl öncesine kadar dünya dört bir yandan asteroit yağmuruna tutulmuştu. Bazı bilim insanları bu sayede dünyada yeraltı sıcak su kaynaklarının oluştuğuna ve ilk canlı organizmaların bu ortamda meydana geldiğine inanıyor.