“İnanç” kelimesi ateistlerin sevmediği bir kelime. Dolayısı ile ateizmin bir inanç olduğu iddia edildiği zaman pek çok ateistten memnuniyetsiz sesler yükseldiğini görüyoruz. Ancak, bu memnuniyetsizlik ne kadar haklı? Ateizm bir inanç mıdır ve bir inançsa bile bu ateizm için bir eksiklik midir? Bu sorulara cevap verebilmek için inanç kelimesinden ne anlamamız gerektiğini açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. Özellikle yeni ateizmin yükselişi ile ateistlerin ciddi bir bölümü inanç kelimesini bir şeyi kanıtı olmadan kabul etmek olarak anlamaya başladı.

Bu anlamı savunan kişiler, inanç ve bilgi arasında keskin bir ayrım yaparlar ve “Evrime inanıyor musunuz?” gibi soruların saçma olduğunu düşünürler. Ancak, Türk Dil Kurumu’nun Büyük Türkçe Sözlük’üne baktığımız zaman “bir şeyi kanıt olmadan kabul etme” anlamına kelimenin verilen dört farklı anlamı arasında rastlamamaktayız. Bu kullanım çok büyük ihtimalle Yeni Ateizm ile beraber yayılmış. Dolayısıyla inanç kelimesinin bu anlamda kullanılmasının yanlış olduğunu dahi söyleyebiliriz. Fakat, diyelim ki kelimenin bu şekilde kullanılması meşru, Ateizm bu anlamda bir inanç mıdır? Bu sorunun yanıtı “Olabilir de olmayabilir de.” şeklindedir. Bir ateist, karşı tarafın argümanlarını değerlendirmeden tamamen sezgisel bir şekilde ateist olmuş olabilir.

Ailesinden ve kültüründen ateizmi görüp benimsemiş olabilir. Hatta sadece dindarlara olan nefretinden dolayı tanrıya inancını yitirmiş de olabilir. Ateistlerin tamamı rasyonel bir şekilde, argümanları inceleyerek ateist olmuştur diyemeyiz. Bu yüzden en azından bazı ateistlerin kabul ettikleri ateizmin bu ilk anlamda bir inanç olduğu söylenebilir. Ancak bu, bütün ateistler için doğru değildir. Ateizm bu anlamda bir inanç olabilmekle beraber öyle olması gerekmez.

Ateizmin, inanç kelimesinin ikinci kullanımına göre bir inanç olup olmadığını görmek için din kavramının hakkaniyetli bir tanımını yapmamız gerekiyor ki, bunu yapmak son derece zordur. Zira bir din tanımının istisnası olarak görülebilecek başka bir dine neredeyse her zaman rastlıyoruz. Burada bizim açımızdan esas problem bir inanç sisteminin din olarak sınıflandırılabilmesi için tanrı inancını gerektirip gerektirmediğidir. Budizm’in tanrısız versiyonlarını ve kişisel tanrıya inanmayan bazı “new age” inançlarını din olarak sınıflandırmalı mıyız? Eğer sınıflandıramayacak isek, yani din olmak tanrıya inancı gerektiriyorsa ateizm tanım gereği bir din olamaz. Buna rağmen eklemeliyiz ki, din felsefesi çevrelerinde dini inancı tanrıya inancı gerektirecek şekilde tanımlamanın pek doğru olmadığı yönünde bir görüş birliği olduğu söylenebilir.

Din felsefecileri bir inancın dini inanç olarak görülebilmesi için sahip olması gereken özellikler arasına bir veya birden fazla varlığa karşı mistikvari bir tavır ile bağlı olmak, bu bağlılığı yansıtan ritüeller ile uğraşmak ve belli türden bir hayat görüşüne uygun yaşamaya çalışmak gibi şeyleri dahil ederler. Bu durumda dini inancı tanrıya inancı gerektirmeyen bir şekilde tanımlamamız daha makul görünmektedir. Dolayısı ile ateistlerin en azından bazı dinleri ateizmden vazgeçmeden kabul edebilecekleri sonucuna ulaşıyoruz. Ancak bu durum, bizzat ateizmin kendisinin bir din olduğunu göstermez. Ateistler farklı yaşam görüşlerini benimseyebilirler. Bütün ateistlerin sahip olduğu ortak Ateizm ritüelleri yoktur. Bu nedenle ateizmin kendisinin bir din olduğu iddiası temelden yoksundur.

İnanç kelimesinin son olarak ele alacağımız kullanımı kelimenin hem sözlük anlamıdır, hem de felsefi tartışmalarda en fazla kullanılan anlamıdır. Ateizmin inanç olup olmadığı tartışmasının temelinde de esasen inancın bu anlamı vardır. Ateistler “Tanrı yoktur!” önermesinin doğruluğunu onaylamak zorunda mı? Yani ateistlerin “Tanrı yoktur!” inancına sahip olmaları gerekli mi? Yoksa bir ateistin “Tanrı vardır!” önermesine inanmaması yeterli midir?

Özellikle yeni ateizmin etkisi ile ateizmin bir inanç olarak değil de inancın yokluğu olarak tanımlanması gerektiği görüşü ateistler arasında popülerlik kazanmıştır. Ancak, bu tanımın çok gevşek olduğunu düşünmemiz için nedenler vardır. Örneğin, bu tanıma göre bir köpeği ve hatta bir masayı bile ateist olarak kabul edebilirmişiz gibi görünür. Çünkü, bu varlıkların tanrıya inançları yoktur. Hatta olması mümkün bile değildir. İnancın yokluğu şeklindeki tanımlama, bebekler, insan dışı hayvanlar ve cansız varlıklar gibi bu konularda herhangi bir şekilde fikir sahibi olamayacak varlıkları içine aldığı için kabul edilemeyecek kadar geniş gibi görünmektedir. Bir insanın ateist olabilmesi için ateist olduğunun farkında olması veya tanrı kavramından haberdar değilse en azından ateizmi gerektiren başka bir görüşü kabul etmesi gerekiyor demek bizce ateizm için daha makul bir sınır çizilmesini sağlamaktadır.

Bunun yanı sıra ateizmi “tanrıya inancın yokluğu” olarak tanımlamamız için agnostiklerin ateistlerden ayrı bir kategori olarak var olduklarını reddetmemiz gerekir. Agnostikler için “tanrıya inanıyor” diyemeyiz. Aksi takdirde onları teist olarak nitelememiz gerekirdi. Pek çok ateist sırf bu yüzden agnostikleri ayrı bir kategori olarak kabul etmemizin doğru olmadığını ve onların da ateist olduğunu savunur. Ancak, agnostisizm anlamlı bir kategori gibi görünmektedir. Bu yüzden de inancın yokluğu şeklindeki tanım en iyi ihtimalle eksik bir tanımdır.

Son olarak ateistlerin büyük bir bölümü ateizmin doğru ya da yanlış olabileceğini kabul ederler. Eğer tanrı var ise ateizmin yanlış olacağı, hem teistlerin hem de ateistlerin pek çoğunun kabul edeceği bir şeydir. Ancak, ateizmin yanlış veya doğru olabilmesi, onun doğruluk değeri alabilecek en az bir önermeyi içerdiğini ve dolayısı ile inancın yokluğu olarak tanımlanmasının doğru olmadığını ima eder. Hiçbir konu hakkında inanç sahibi olmayan bir kişi olduğunu düşünün. Bu kişinin herhangi bir konuda yanılıyor olması mümkün müdür?

Mümkün değil gibi görünmektedir. Bu kişi herhangi bir konu hakkında ne haklı çıkabilir ne de haksız. Tıpkı uzaylılar ile iletişim kurmamız gibi bir durumda uzaylıların varlığıyla ilgili herhangi bir görüş sahibi olmayan birinin yanıldığının söylenememesi gibi tanrının varlığı konusu ile ilgili herhangi bir inanca sahip olmayan bir kişinin de tanrının var olduğunun kanıtlanması durumunda yanıldığı söylenemez. Eğer ateistler haklı ya da haksız çıkabileceklerini düşünüyorlarsa ateizmin tanrıya inancın yokluğundan fazla bir şey olduğunu da kabul etmeliler gibi görünüyor. Ancak, ateizmin bu anlamda bir inanç olması herhangi bir şekilde ateistlere karşı kullanılamaz. Zira inanç kelimesinin bu tanımına göre bir artı birin ikiye eşit olduğunu doğru kabul etmek de bir inançtır. Bir şeyin inanç olması onun ne derece temellendirildiği konusunda bize hiçbir şey söylemez. Bir inanç gayet sağlam temellere de sahip olabilir, temelsiz ve hatta karşıt kanıtlara sahip irrasyonel bir inanç da. Ateizmin inanç olması onun bir kusuru olarak kabul edilemez. Bu yüzden ateistlerin inanç kelimesinden duydukları rahatsızlık temelsizdir.

Bu yazıda insanların inanç kelimesinin üç kullanım biçimi açısından ateizmin bir inanç olup olmadığını inceledik. İnanç kelimesinin ilk incelediğimiz kullanımı olan “bir şeyi kanıtsız doğru kabul etmek” kullanımına göre ateizmin bir inanç olabileceğine ya da olmayabileceğine ve bunun ateist olan kişinin hangi gerekçelerle ateist olduğuna bağlı olduğuna ulaştık. İnanç kelimesinin ikinci incelediğimiz kullanımı olan “bir dini doğru kabul etmek” kullanımına göre ateizmin bir dini inanç olmadığını, ancak ateizm en azından bazı dinlere inancı imkansız kılmadığı için ateistlerin dini inanca sahip olmasının da olmamasının da mümkün olduğunu göstermeye çalıştık.

İnanç kelimesinin incelediğimiz son kullanımı olan “herhangi bir önermeyi doğru kabul etmek” şeklindeki kullanıma göreyse ateizmin bir inanç olduğunu, ancak bunun ateistleri tedirgin etmesi gereken bir kusur olarak görülmemesi gerektiğini savunduk. Özellikle bu son vardığımız sonuç, kuşkusuz ateistler arasında bile tartışmalı. Ancak, ateizmin bir inanç olarak kabul edilmesinin onun hakkıyla anlaşılabilmesi için daha doğru olduğu görüşündeyim.