Balina Sırtındaki Kızın Hikayesi: Whale Rider

Savaşçılık Maori toplumunda önemli bir yere sahiptir. Bu durum ister istemez ataerkil bir düzenin ortaya çıkmasına ve kadınların geri plana atılmasına yol açmıştır. Ancak savaşçı sıfatını edinebilmek için de ciddi anlamda çaba göstermek gerekir. Buluğ çağına gelen her erkek, çeşitli seremonilerle yetişkinliğe geçiş yapar ve toplum içerisindeki konumları bu dönemde gösterdikleri becerilere göre belirlenir.

Bununla birlikte kimin lider olacağını da tanrılar belirlemektedir. Lider ana rahmine düştüğü andan itibaren seçilmiştir ve tanrılar bunu çeşitli alametlerle halka duyururlar. Elbette tanrılar bu görev için erkek çocukları tercih etmektedir. Ancak Paikea hikâyesinde bu alametler bir kız çocuğu için gösterilecektir.

Mitolojik hikâyelerin modern zamana uyarlandığı kurgularla pek barışamadım. Büyük bir hevesle aldığım mitoloji setinden Odysseus’u feribotla dolaştıran bir kitabın çıkmış olması bunun sebebi olabilir. Ancak en yaygın Maori hikâyelerinden biri olan Paikea efsanesinin modern zamana uyarlandığı “Whale Rider” filminin benim için çok özel bir yeri olduğunu belirtmem gerek.

Niki Karo tarafından yönetilen bu film Witi İhimaera’nın aynı isimli romanından uyarlanmış. Hikâye Paikea’nın dünyaya gelmesiyle başlıyor. Paikea’nın doğumu dedesi Paka tarafından pek hoş karşılanmayacaktır. Paka, kendi ailesinden birinin kabilenin lideri olacağıyla ilgili bazı alametler almıştır. Bu yüzden bir erkek çocuk beklemektedir. Ancak Paikea’nın doğumu hem annesinin ölümüne sebep olacak hem de dedesini hayal kırıklığına uğratacaktır.

Paka, hayatını Maori geleneklerini sürdürmeye adamış bir adamdır. Çocukların eski halk danslarını, savaşçılığı, dövüş ustalığını öğrendiği bir okulun yöneticisidir. Paikea’nın dünyaya gelmesi onun umutsuzluğa kapılmasına sebep olur. Çünkü ailesinin ve halkının başına gelen her şeyin Tanrıların hükmü olduğunu düşünmektedir ve hayatı boyunca gördükleri ona göre halkının yok olacağına işaret etmektedir. Paikea genç kızlığa adım attıkça ondan soğuyacak ve onu yalnız bırakmaya başlayacaktır.

Ancak Paikea, çocukken dedesinden dinlediği hikâyelere ciddi anlamda ilgi duymaktadır. Kendisine bir kadın olduğu için çizilen sınırları kabullenmemekte, Maorilerin dövüş sanatını öğrenmek istemektedir. Dedesinden seçilmiş kişinin halkını bir balinanın sırtında Hawaiki’ye götüreceğiyle ilgili hikâyeleri dinlemiştir ve kendisini bu şekilde hayal etmektedir.

Burada bir parantez açmak gerekirse, Hawaiki, Maori söylencelerinde anayurt anlamına gelir. Bu temelsiz bir söylence değil, zira Maorilerin Fiji ve Polinezya bölgelerinden denizaşırı göç ederek Yeni Zelanda’ya ulaştıkları bilinmekte. Yaşadıkları yerlerde yaşanan açlık ve besin kaynaklarının tükenmesi onların göç etmelerine yol açmıştır. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu göçün Maori söylencelerinde önemli bir yere sahip olduğunu da söyleyebiliriz.

Filme dönelim. Paikea dedesinin eğitim verdiği okula gidip dersleri izler ve bütün savaşçılık ritüellerine çalışır. Öyle ki bir erkek çocuğunu dövüşte alt edecek kadar ilerleyecektir. Ancak Paka, torununun seçilmiş kişi olduğunun farkına uzun süre varmayacak ve bu durum onun üstüne gitmesine sebep olacaktır.

Filmin Maori söylencelerini ustaca yorumladığını belirtmek gerek. Söz konusu roman henüz Türkçe’ye kazandırılmadığı için okuma şansım olmadı, ancak film üzerinden gitmek gerekirse kurgu Paikea efsanesini deforme etmeden, yaşadığımız zamana uygun bir şekilde uyarlamış. Yönetmen Niki Karo’ya birçok dalda ödül kazandıran bu filmin müziklerini de Dead Can Dance’den tanıdığımız Lisa Gerrard yapıyor. Maori kültürüne ve mitolojisine karşı hiçbir ilginiz olmasa bile, filmi izleyince bu durumun değişeceğinden emin olabilirsiniz.