Başkent’in DNA’sı

Sarı bahar gelmişti. Yalnızca yaprakları değil, insanların yüzlerini de solduran bir yalancı güneşle içimiz ürperiyor. Ankara ve sonbahar zaten oldum olası yakışırlar birbirine. Kasvet de var içinde, gelecek baharlara özlem de. Bir oturmuşluk, bir yorulmuşluk, bir yaşanmışlık da; rehavet, vehâmet, hazan, hüzün… Başkent güz renkleriyle kuşatılmışken, içime ağır ağır kaplayan sarıya inat, geçen gün aniden parlak bir turkuazla sarsıldım; Ruhumu ve gözümü şaşırtan bir İtalyan aşık, baştan çıkaran bir Arjantin tangosu yapıyordu; Domingo Notaro…

Notaro, 1939’da İtalya’da doğmuş, on yaşından itibaren Arjantin’de yaşamaya başlamış Picasso ile de birlikte çalışma imkanı da bulmuş ünlü bir ressam. Tango adımlarıyla desenler çizen Notaro’nun, ODTÜ’deki bir resim sergisi vardı. Adı da Turkuaz Mevsimlerim! Serginin adında Türkiye’de bir pencereden görülenlerin yapıldığının özellikle vurgulanması, belki de “Türk rengi re-(mev)simlerim” diye çevrilmesi daha mı açık olurdu diye düşündüm. Çünkü ressam Turkuaz Mevsimleri’nde sergilediği ürünleri, Türkiye de özellikle ODTÜ’de geçirdiği günlerde yapmış. Turkuaz her ne kadar “Türk rengi” demek olsa da, sanki Türkiye’de geçirilen günlere ad olduğunu çok fazla söyleyemiyor gibi.

Ankara’nın kaosundan çıkıp izole bir dünyada Notaro’nun çizimleri ile karşılaşınca hakikaten afallıyorsunuz. Dışarıda, siyasi koşuşturmalar, anayasa tartışmaları, seçimler, enflasyon rakamları, memur maaşları, vesaire. İçeride Notaro’nun tango adımları ile dans eden çizgileri; bir seferde, elin tek bir hareketiyle çizilmiş izlenimi veren desenler, erotizm ve tuvale çizilmiş soneler, işte Notaro’nun resimleri…

1950’lerde, “Varoluşun Boşluğunu Algılama” diye adlandırdığı bir dönem geçiren ve bu süreçte, kendisiyle dış dünya arasında iletişime dayalı bir işbirliğini eserlerine yansıtan ressam, temelde insanın özünü, kimliğini ve ne’liğini sorguluyor. ODTÜ’deki resimlerin pek çoğu sevişme anları ölümsüzleşmiş çiftlerin en yalın halleriyle ruhlarının kağıda yansımaları gibi. İnsanın varoluşunun eğlenceli serüveni. Notaro, bu serüveni takip eden bir seyirci, biz de onun serüvenini seyrederek kendi serüvenimizi anlamaya çalışan başka seyirciler…

Matisse’den Picasso’ya oradan Notaro’ya uzanan bir çizgiden bahsetmek mümkün. Yuvarlak, neredeyse köşesiz, sokulgan bir çizgi bu. Ayrıca, bilimadamı titizliği ile araştıran, deneyen ve uygulayan ve sonsuzluğa uzanan bir çizgi… Notaro’nun esin perisi, Anadolu Medeniyetleri müzesinde geçirdiği günün ardından, omuz başından fısıldayarak “görme anında, gelecek ve geçmişin sanatta senteze dönüştüğünü” fısıldayarak DNA adlı mikroskobik heykelin yapılmasını sağlamış. Nanoteknoloji ile yapılan bu heykel hem insanın kodlarına hem de sanatçının adının baş harflerine de dikkat çekiyor. Sadece, mikroskopla görülen DNA heykeli de, anaokulu çocuklarıyla birlikte yaptığı tablolar veya “İn-finito” isimli henüz tamamlanmamış heykel nodülü de bu sergi kapsamında görülebilir. Heykel bitmemiş, gelecekte bitirilecek mi? Kim bilir?

Resimden, şiire oradan seramiğe uzanan geniş bir yelpazede, sonsuzluğa sorular sorup, cevaplarını eserleriyle veren Notaro ile bu şanslı karşılaşmadan yeni kitabım için malzeme toplayarak ayrıldım. “Boşluk, zaman ve diğerleri” ile ilgili uzunca bir süredir devam eden çalışmalarıma Notaro’da gördüklerimin ve bana hissettirdiklerinin de katkısı olacak sanırım.

Louis Aragon, “Paris’ten geçişi bize uzak göklerin güzelliğini öğreten kuşlarınki gibi olan Domingo Notaro’ya” demiş bir ithafında, biz de Başkent’ten geçişi, neşeli, felsefi ve turkuaz bir rüyanın büyüsünde olan Domingo Notaro’ya, ünlü ressama ev sahipliği yaparak, Türk rengi mevsimler yaşatan, bu projede emeği geçen herkese ODTÜ rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut’un şahsında, yüreğimizdeki rengi, gözlerimizin önüne taşıdıkları, Ankara’nın havasını değiştirdikleri için çok teşekkür ediyorum. Unutmadan eserlerin satışından elde edilen gelir ODTÜ burs fonuna gelir sağlayacak.

Picasso, “yo no busco, encuetro” yani “ben aramıyorum, rastlıyorum” demiş. Ben ise genellikle arıyorum, ama bu defa bulduklarım çok hoş bir tesadüftü…