İlk çağlardan beri her toplumdan insanlar gerçeklik payı olmayan, korkuları, çaresizlikleri, eski gelenekleri gereği genellikle doğaüstü olan olaylara inanırlar. Bu inançlar batıl inançlar olarak isimlendirilir. Çoğu psikolojik olarak bu tür inanışların negatif etkisine maruz kaldığı için doğruluğuna ve bu tür batıl inançlara daha içten bir şekilde inanırlar. Batıl inançların özünde yatan; topluma, bireylere bazı bilinmesi gereken şeyleri öğretmeyi korkutarak sağlamaktır. Aşağıdaki çoğu batıl inançlarda bunu görebilirsiniz. Örneğin; Hıristiyanlıkta olan siyah kedi, süpürge, on üçüncü cuma gibi batıl inançlar Avrupa’nın paganizmi unutturma çabalarından kaynaklanmaktadır.

Batıl inançların kökenini, eski paganist inançlarda aramak gerekiyor. Çünkü bu çağlardan kalma batıl inanç dediğimiz alışkanlıklar devam etmiş, oysa bir zamanlar bunları anlamlı kılan inançlar çoktan unutulup gitmiştir. Bu inançların pek büyük bir bölümü de efsanelere dayanıyor. Bazıları çok eski tarihlerden gelen boş inançlara ilişkin yalnızca bazı varsayımlarda bulunabiliriz.

Günümüzde ay dünyanın bir uydusu. Ve bunun öyle olduğunu biliyoruz. Oysa bundan binlerce yıl önce yaşamış insanlar ayın bir tanrıça olduğunu sanıyor, insanlara zenginlik ve uğur getirdiğine inanıyorlardı. Günümüzde yeni ay çıktığında sevdiği kişinin yüzüne bakmak ya da altına el sürmek türünden davranışlar o dönemlerden kalmış olabilir. At nalının uğurlu sayılmasının nedenlerinden biri belki de eski Avrupa topluluklarından Keltlerin atın kutsallığına inanmalarıdır. Eski çağlarda topraktan çıkarılan demir cevherinden demir eşya üretme sanatının büyücülük olduğuna inanılması da bu inancı doğurmuş olabilir.

On üç rakamının uğursuz olduğu batıl inancının, eski İskandinavların dinlerindeki bir öyküye dayandığı sanılıyor ve bu öyküye göre de düzenbaz tanrı Loki, diğer on iki tanrının katıldığı bir şölene on üçüncü olarak gitmiş ve eğlenceyi bozmuştur. Bu olay ile birlikte oluşan kavgada, İskandinavların en gözde tanrısı Balder’in ölümü ile sonuçlanmıştır. Bu batıl inanç hala öylesine güçlüdür ki, bazı kimseler hala on üç kişiyi aynı masaya oturtmaktan kaçınır. Ve çok daha garibi, bazı ünlü otellerde on üç sayısı taşıyan oda ve kat yoktur.