Orta Çağ, aslına bakılır ise Avrupa tarihinin geleneksel ve şematik olarak üç bölüme ayrılmasından sonra ortada kalan çağa verilen isimdi. Fakat yalnızca Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşü ile başlayan ve sonrasındaki süreçte Rönesans hareketi ile biten bir dönem içerisinde kademeli olarak son buluyor gibi görünse de, durum pek de öyle değil! Bunun için İŞKUR’a bir göz atmamız gerekebilir. Geride bıraktığımız yıl içerisinde açıklanan ve özel sektör firmaları tarafından oldukça benimsenen istihdam seferberliği kampanyalarını kısmen ya da bütünü ile hatırlarız. Bu kampanyaların bu yıl da devam edeceği geçtiğimiz günlerde duyurulmuştu.

İstihdam seferberliğinin bu yıl içinde de devam edeceğinin açıklanmasının ardından özel sektör firmaları ve kamu kurumları işçi ve personel alım ilanlarını ile Türkiye İş Kurumu’nun internet sayfasından yayımlamaya devam ediyor. Ki çoğu firma işçi ve personel alımlarını artık neredeyse İŞKUR aracılığı ile gerçekleştiriyor da diyebiliriz. Peki, bu süreç nasıl işliyor? Kamu kurumları ve özel sektör firmaları yeni yılın girmesiyle personel ve işçi alım ilanlarında güncellemeye gittiler. Güncellenen rakamlara göre ise Türkiye geneli her şehirden ve farklı kadrolardan alımların yapılacağı açıklandığında ise seksen bin kadar personel alım ilanı yayımlandı. Bu firmalar arasında başı özel sektörler çekse de, kamu kurumları tarafından farklı şehirlerde ve çeşitli kadrolarda yayımlanan işçi ve personel alım ilanları da, alım yapılacak kadrolara göre istihdam edilecek personel sayıları da umut vaat ediyor.

Yayınlanan ilanların dörtte birini, yani yirmi bin kadarını ise “beden işçileri” oluştursa da, onları yok saymaktan zevk alanlar var! Tüm bunların yanı sıra uygulamaya karşı çıktığımı söyleyemem. Oldukça da iyi bir adımdı. Ama efektif değil! Türkiye İş Kurumu üzerinden yayımlanan ve başvuru süreci devam iş ilanlarına göre en çok aranan meslek gruplarını ve bu gruplarda yapılacak alım sayılarını değerlendirecek olur isek göze çarpan bazı detaylardan en trajik ve en ilginç olanı hiç şüphesiz “beden işçisi” ibaresidir. Şahsen beni epey rahatsız ediyor. Yani yuvarlamadan ve gevelemeden bunu direkt olarak söyleyebilmek beni üzse de, “beden işçisi” tanımı doğru mu? Kesinlikle değil! Çünkü artık günümüzde ve değişen dünya düzeninde “beden işçisi” diye belirtilen emekçilerin hak ettiği değerlerinin bu olmadığını düşünüyorum.

Nitekim beden gücü ile çalışan insanlar psikolojik ya da fizyolojik açıdan zaten gizliymiş gibi görünse de, aleni bir şekilde belli bir deformasyona uğruyorlar. Farkında olmadığımız da artık Orta Çağ’da olmamamız! “Beden işçisi ilanları açıldı!” yazısını gördüğümde kendimi köle pazarında gibi hissettim. Ki bence hiç de haksız değilim! Bu tanım hiç de etik değil. “Beden işçisi” denildiğinde gözümüzün önünde hiçbir şey canlanmıyor. Canlansa da tam karşılığı olmuyor. Bu kırıcı değil mi?

Statü kazanımı sonrasında ekonomik iyileşme yaşıyoruz. Bilindiği üzere hâkim, savcı, doktor, mühendis, kaymakam ya da vali gibi rollerin statüleri takdir-e şayan gibi duruyor. Fakat günümüzde neredeyse hiç kimsenin umurunda değilmiş gibi görünen ve “beden işçisi” diye tabir edilen emekçilerin bırakın iş koşullarına göre prim ve/veya özel istirahatlar kazandırma düşüncesini, yaptıkları iş tanımını revize edilmesi gerektiğini düşünen bile yok!

Elbette herkes toplum nezdinde kabul görecek bir statü kazanacak veya hatırı sayılır bir meslek icra edeceği konusunda bir kaide bulunmuyor. Ki zaten mevcut sistem de bunun önünü tıkıyor. Fakat derdim o ki; madem sistem içerisinde “beden işçileri” önemli bir faktör, o halde sistem de gerekli şekilde ve gerekli biçimde iyileştirmeler yapmalıdır. Çünkü “beden işçileri” üçüncü sınıf insan muamelesi görmek zorunda değil!