Belçika’nın Çikolatadan Kalbi: Brugge

Huzurun şehrini herkes arar. Arayanlar elbet bir yanındakine sorar. Ben de gezilerimde, belki de içsel huzurumun eksikliğini dengelemek amacıyla sıklıkla sakin yerler ararım. İnsan kendinde olmayanı ararmış ya hep, sizde de eksik olan bir şeyler illa ki hep var iken Brugge’de muhakkak size yarayan bir şeyler bulacaksınız. Yılın on ayı sağanak ve çiselemek arasında sürekli demlenen çay gibi bir şehir… Demlendikçe yeşili artan gözlerine bu benim kaçıncı diyebileceğim yeni bir yeşilin tonu dedirtecek harikalıkta… Pastel diyorlar bu tonlara… İnsana 12’nci yüzyıldan nasıl gelebildin bu ana dedirtiyor birkaç katlı kırmızı kiremitli binalar…

Belçika’nın  en batısında, kültür mirasından nerede ise hiçbir şey kaybetmemiş bakirliğiyle, romantizmiyle, kanallarıyla, bira çeşitleriyle ve çikolata kokan sokaklarıyla flaman bölgesinin göz bebeği. Yıl içerisinde dört milyon civarı turist ağırlıyor. Şehrin her yanını bisikletle veya yürüyerek gezebilmeniz mümkün. Tam tadını alabilmek en azından iki tam güne mal olacaktır. Bu süreçte alışveriş caddelerini, meydanlarını, köprülerini, kanallarını müze ve kiliselerini gezebilir, şehir parkında dinlenebilir, türlü yöresel lezzetleri tadabilirsiniz.

Bir gezgin olarak gezeceğim yerlerde daha önceden bulunmuş birinden bilgi alacak isem, bahsettiği somut şeylere çok takılmamayı tercih ediyorum. En nihayetinde her turist bu tecrübeyi yaşayacaktır. Lakin, biri bana bir şehri gözlerinde tebessüm ve sesinde mutlu bir cıvıltı ile anlatıyor ise, bu tecrübeyi yaşamak için farklı bir heyecan duyuyorum. Kime sorsam Brugge’yi, karşımda hep mum gibi eriyen insanlar görüyordum. Çiftler, yedikleri romantik bir yemeğin atmosferini atmosfere kadar çıkartır iken, merkez kiliseden gelen çan sesleriyle uyandıkları bir sabahın özlemini bana sevgiyle anlatıyorlardı. Yalnız gezginler veya kalabalık arkadaş grupları, bira ve çikolata müzelerinden, kanal turlarından,  tanıştıkları çok farklı milletten insanların şehrin atmosferiyle bir bütün olabiliyor olduklarından bahsediyorlardı. Bir şehir tam da bu şekilde kendini insanlara nasıl sevdirmişti?

Burası aslında bir şehir sayılmaz. Burası bir köy de değil. Buraya kasaba desek haksızlık etmiş oluruz. Fakat burası insana kendi hali ile yeten, gülümseyen huzurlu ruhları ile yavaş yaşamı destekler tarzı, tarihi, çikolataları, patatesleri ve biraları ile sevdirmişti. 2’nci Dünya Savaşı’nda ülke olarak teslim olan Belçikalılar, belki de farkında olmadan tarihi dokunun katledilmesini engellemişlerdi. Ardından yaşadıkları kıtlık dönemlerinde ise iki yıl kadar bir süreyle sadece patates ile beslenmek zorunda kalan Belçikalılar, ister istemez patatesi kullanmak konusunda da uzmanlaşmışlardı. Bugün ülkelerin turizm olarak pazarladıkları ve insanların ilgisini bir hayli çeken şeyler, geçmişte yaşadıkları problemlerin sonucunda doğuyor ne garip ki…

Bu şehrin bir lezzet aşığı olarak zihnime kazınan çok mühim bir noktası daha var. İstanbul’da yaşayan biri olarak yirmi bir yaşıma kadar hiç waffle yememiştim. Bu aslında kişisel bir tercih, hatta inattı kendimle ilgili. Muhteşem kokuyordu veya görünüyordu. Fakat, lezzetinin o denli olmadığına dair keskin bir inancım vardı. İstanbul’da bunu bana zorla tattırmak isteyen arkadaşlarım sonunda başarılı, ben ise çok mutsuz olmuştum. Hayallerimdeki lezzeti bulamamak beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Ardından gelen sene de, Brugge gezimde waffle’a bir şans daha verecektim. Tanrım, işte o hayallerimdeki çıtır hamur ve pürüzsüz gerçek bir çikolata lezzeti!  Neticede halen İstanbul’da waffle yememeye dikkat ediyorum. Eğer siz Brugge’ye uğrar iseniz, liegeois ve bruggeois türlerini benim için de deneyiniz.

Şehrin sokaklarında gezinir iken, yorulup gireceğiniz herhangi bir mekanda, dört yüzü aşkın çeşitte birayı menüde görebilirsiniz. Şaşırmayın, hepsini denemeye de kalkmayın. Benim gibi, şu anda hangileri var diye sormanız ise onlara biraz anlamsız gelecektir. Geleneksel olanları tercih edin, Belçika zaten tüm topraklarıyla dünyanın bira başkenti. Şaşırtan yüksek alkol oranları ve aromaları ile “Bu adamlar bu işi biliyor yahu!” dedirteceklerine eminim. Çünkü, her şehirde irili ufaklı birçok bira fabrikası bulunmaktadır. Hatta 2016 yılının ortalarında başlatılan bir proje ile Brugge’de birçok eve bira çeşmesi bağlanıyor. Bu da onların bu işi ne kadar ciddiye aldığının göstergesi.

Bana hala her dinlediğimde bu şehri anımsatan bir şarkı var: Bülent Ortaçgil – Bu Su Hiç Durmaz! Bol keşifli geziler ve keyifli dinlemeler…