“Benlik” veya “ben” kavramı üzerinde hem psikologlar hem de filozoflar değişik fikirler yürütmüşlerdir.  Sigmund  Freud psikolojisinde  “ben”  kavramının  karşılığı “ego” sözüdür. Egosu güçlü olan bir kişi kendine aşırı önem verir ve yaşadığı her olayda kendini merkeze koyup önemser. Genelde “kimsin?” sorusuna dış dünya değerleriyle yanıt verilir ve kimlik tanımı yapılırken “evliyim”,  “bekârım”, “tahsilim şudur” şeklinde açıklamalarda bulunulur. Yani, “ben” derken, “bana ait” demek istenir. Kişi benlikten söz ederken kendi özünden söz etmez; çünkü öz sahip olunan bir özellik değildir ve dış dünya kavramlarıyla tanımlanamaz. Öz, bütünsel tözün uzantısıdır; insanın kendiliğidir. Bu bakımdan ben veya benlik kavramı çeşitli şekillerde tanımlanmıştır.

Batı felsefesinde benlik iki yönüyle incelenmiştir. Birincisi; özne olarak, ikincisi ise nesne olarak benliktir. Özne olarak benlik aktiftir ve dış dünyada etkindir. Nesne olarak benlik ise pasiftir ve dış dünyadan etkilenir. Ama her iki yaklaşımda da fiziksel bir dış dünyanın var olduğu kabul edilerek “ben ve ben olmayan” ayırımı yapılır. Oysaki dış dünya bilincimizden bağımsız değildir.

Benlik bilgisine düşünce ile ulaşılabileceğini savunan düşünür Rene Descartes’tir. Bu yüzden “Düşünüyorum, öyleyse varım” demiştir. Ona göre içebakış ile ulaşılan ben bilgisi yanlış olamaz. Zira ben bilgisinde özne ile nesne ayırımı yoktur. Rene Descartes ve onun gibi düşünen Batılı filozoflara göre ben ölümsüzdür ve değişmez. Yani benlikte değişim, dönüşüm olmaz; “ben” hep kendisiyle aynı kalır. Zira ruh ebedi ve ezelidir.

Öte yandan David Hume için benlik hep kendisiyle aynı olan ve değişmeden kalan bir şey değildir. Hume için benlik bir algı demetidir ve algılarımızda değişiklik olduğu sürece benlikte de değişimler olur. Immanuel Kant için ise, algılardan ve dış dünya bilgisinden oluşan “fenomenal” benliğimiz olduğu gibi, bir de hiç bilgi sahibi olmadığımız içsel bir benliğimiz de vardır. Bu öz benliğimize “numenal” benlik adını vermiştir. Sezgisel bilgi dış dünyanın ampirik bilgisinden farklı olup, doğuştan içkin bir bilgidir. Kant’a göre uzam ve zaman sezgiseldir ve içkindir.

Şair ve bilge Yunus Emre sezgisel olarak birlik ve beraberlik fikrine ulaştığını bir şiirinde şöyle ifade etmiştir: “Suretime can verenin, kim idüğün bildim Ahi. Ben isteyip buldum onu, ol ben ise ya ben hani, seçemezem ondan beni, bir kez ol oldum Ahi.”

Bu görüşte benliğin Allah’ta yok oluşu, yani fenafillahfikri vardır. Tasavvuf ehline göre benlik yedi mertebeli  veya  yedi  aşamalıdır.  İnsan  gelişip  olgunlaştıkça bu mertebeleri aşar ve nihayetinde Yunus Emre’nin sözünü ettiği vahdet bilincine ulaşır. Tasavvufa göre benliğin yedi aşaması Nefs-i Emmare, Nefs-i Levvame, Nefs-i Mülhime, Nefs-i Mutmain, Nefs-i Raziye, Nefs-i Marziye ve Nefs-i Kâmile’dir.

Her insan Nefs-i Emmare boyutunda doğar ve gayret gösterip gelişmezse aynı boyutta ölür.  İkinci aşamaya geçebilmek için kendini  sorgulaması  gereklidir. Yani karşıdakini suçlamak yerine, başına gelen olaylardan kendini  de  sorumlu  tutmasını başarabilmelidir. Nefs-i Levvame boyutundaki “levm” sözü kendini sorgulamak, hatta tenkit etmek anlamındadır. Günümüzün modern insanı için ikinci boyut dahi ulaşılması çok güç olan ve pek az insanın başarabildiği bir aşamadır.