Benlik, kendilik ve nesne ilişkileri birbirinden keskin çizgiler ile ayrılamayan kavramlardır. Bazı ruh sağlığı uzmanları benliği ruhsal yapının temel ögesi olarak kabul eder ve kendiliği benliğin içine alır iken, bazı uzmanlar ise benliği kendilik kapsamında değerlendirir. Bu benlik ve kendilik kavramlarını ayrı ayrı kullanan ilk ruh bilimci bilindiği üzere Hartmann olmuştur. Üç kuramı da bilen ve sentezleyebilen terapistin görüş alanı genişler. Tanı ve tedavide başarı şansı da artar. Nesne ilişkileri kuramı ise ruhsal yapının alt katmanlarını ve iç dünyayı anlamayı kolaylaştırmıştır.

Kendilik tasarımları ile iç nesneler arasında bağlantı kurmak çağrışımlar ve eyleme vurumları açıklamakta büyük kolaylık sağlamaktadır. Her kendilik tasarımı bir nesne tasarımı ile bağlantılıdır. Ve bu bireyin ruhsal dinamiklerinin belirlediği bir duygu eşlik eder. Kısacası; nesne ile kendilik tasarımı arasında duygusal bir akım söz konusudur. Duygular aynı zamanda ruhsal yapının bağlayıcı öğeleri olmak ile beraber, aşırı alınganlık ve aşırı duyarlılık güçsüz bir benliğin, suçluluk hisleri üstbenliğin, utanma ise ideal benliğin yansımalarıdır.

Duygusal gücün gelişimi ilişkilerin derinleşmesine ve olgunlaşmasına neden olur. Artık kısmi ilişkilerden bütüncül olanlara, ikiliden üçlü ilişkilere, preödipalden ödipal evreye geçiş başlar ve olgunlaşma sayesinde başkaları gerçekçi olarak algılanır. Nesne ilişkileri kuramı, kendiliğin nesneler ile ve başkaları ile kurulan ilişkiler ile oluştuğunu savunur. Bütünleşme sağlandıkça başkalarına yaklaşma, anlama, katılma, eş duyum yapma ve hoş tutma yetileri kazanılacak, derinlik ve süreklilik ile birlikte olgun sevgi oluşacaktır.

İyi ile kötü nesne, kendilik tasarımları ve bunlara eşlik eden duyguların bütünleşmesi Kernberg’in nesne ilişkileri kuramının odak noktası olmuş ve bütünleşme sayesinde insancıl değerlerimiz ortaya çıkmaktadır. Başkalarını anlayabilen, acısını paylaşabilen, gereğinde avutabilen, seven ve sevilmeyi hakettiğinde inanan olgun sevgiye ulaşılmaktadır. Bu derinlik başkalarının etik değerlerini ülkülerini anlamamızı ve yargılamadan değerlendirmemizi sağlamaktadır.

Bütünleşme sağlanmadığında temel duygular olgunlaşamamakta ve zıt duygular aynı potada eritilememektedir. Öfke ve sevgi, kin ve bağışlama, sevinç ve hüzün ne de olsa bütünleşemez. Kişilerin sık sık yakındığı boşluk ve anlamsızlık duyguları bunun bir eseri olup, yas ve acıya katlanamama, suçluluk duyguları, ayrılıklar karşısında dağılma durumlarının altında bütünleşememe yatmaktadır.