Bilim Tavşan Deliğinde

İlk baskısı 1865 yılında yapılan Alice Harikalar Diyarında, sıradan bir çocuk masalı değildir. Kitabın yazarı Charles Lutwidge Dodgson, Lewis Caroll takma adıyla eser veren ünlü bir matematikçi, papaz ve fotoğrafçıdır. Çektiği yarıçıplak küçük kız fotoğrafları yüzünden çocuk tacizi ile suçlanmıştır. Lewis Caroll’un, kitabının kahramanı olan gerçek Alice’yi sadece adıyla değil, fotoğraflarıyla da ölümsüzleştirmesi, insanı düşündürür. Alice, matematikçi-yazarın çalıştığı okulun müdürünün küçük kızı Alice Liddel’dir. Yazar, Through the Looking-Glass isimli kitabındaki akrostişi de Alice Liddell için yazmıştır. Alice Harikalar Diyarında, Charles Lutwidge Dodgson’a yalnızca bir yazar olarak değil, bir matematikçi olarak da inanılmaz bir şöhret kazandırmıştır. Klasikler arasına giren kitap, bugün bile yalnızca masal kitabı olarak görülmez; matematik ve mantık eğitimi veren üniversitelerde ders kitabı olarak okutulur.

Kuantum fiziğinin babası sayılan Neils Bohr, “Kuantum mekâniği üzerine düşünürken kendini kaybetmeyen kişi, kuantum mekâniğini hiç anlamamıştır.” derken, bilimle uğraşanlara bir tavşan deliğinde kaybolmalarını öğütlemiş olmalı. Kuantum; saati olan beyaz bir tavşan, bilim de bu tavşanın nereden geldiğini, nereye, niye gittiğini merak edip peşinden koşan küçük bir kız çocuğu sanki. Bugün alim, önüne çıkan her deliğin onu son teoriye ulaştırmasını umuyor. Günün birinde deliğin birinden geçip Harikalar Diyarı’na gidebilmemiz olasılık dahilinde. O deliği hiç bulamamamız da mümkün. Olasılıkların şekillendirdiği bir evrende bütün sonuçlar aynı anda mümkün olabilir. Bir şey şu anda burada olduğu gibi, aynı anda evrenin bambaşka bir yerinde de olabilir. Alice belki bir ağacın dibinde uyuyup, rüyasında Harikalar Diyarı’na gitmiştir. Ya da gerçekten Harikalar Diyarı’na gitmiş, başka bir dünyadaki bir ağacın altında uyandığını rüyasında görüyor da olabilir. Bakmadığımız ve olmadığımız yerde ne olup bittiğinden asla emin olamayız. Alice; çok sayıda farklı dünyada, farklı sonuçların olduğu farklı hayatları yaşıyor da olabilir, yaşamıyor da. Belki de tavşan deliğine düşen meraklı küçük kızın ruhu bütün alimlerde kendini yeniden tekrarlıyordur. Kısaca bu; kuantumun, yani beyaz tavşanın, haydi daha açık söyleyeyim; mantığınızın sizi yolda bırakacağı dünyanın özetidir.

Nobel fizik ödüllü Gerard Hoof, “Maddenin Son Yapıtaşları II” isimli çalışmasında artık gelinen aşamada yapabilecek tek şeyin tahminlerde bulunmak olduğunu söylüyor; “Kuşkusuz şu anda bildiğimiz fiziğin tamamen geçerliliğini yitireceğini ve bunun yerine tamamen farklı bir şeyin konulacağını düşünebiliriz.” diyor. Yine de temkinli, çünkü tarih bilime öğretmiş ki, yeni keşfedilen yasalar da uzun zamandır bilinen yasaların mantıklı genişlemesinden başka bir şey değil.

Paralel evrenler, olasılık teorileri, uzay-zaman tartışmaları bilime aslında çok az şey bildiğini öğretmiş. Öyle ki, Bristol Üniversitesi fizik profesörü Robert Gilmore, Alice Kuantum Diyarı’nda isimli kitabında Alice’i meraklı küçük kız örneğini destekleyecek malzemeler veriyor. Alice bu defa, fizikçilerin dünyasında kaybolup yolunu arıyor. Mantığın ve matematiğin sorularını masal dünyasının ardına gizleyen Lewis Carol’un aksine Gilmore, masal dünyasını bu defa bilimin dünyasına aktarıyor. Kuantum dünyasında dolaşan Alice’nin karşılaştığı kedi Cheshire değil, Shrödinger’in kedisidir.

Newton mekaniği de denen klasik fizik, maddeyi makroskobik olarak incelerken, onun cevap bulamadığı bazı sorulara cevap bulmak amacıyla 20’nci yüzyılın başlarında fizik dünyası, kuantum evresine geçer. Kuantum fiziği, parçacık fiziğidir. Artık maddenin en küçük yapıtaşı atom değildir, atomaltı parçacıklar ve bunların birbiriyle etkileşimi modern fiziğin konusudur. Werner Heisenberg, matris mekaniğini ve Erwin Schrödinger dalga mekaniğini ortaya koyarak kuantum kuramını güçlü bir zemine oturturlar. Bilim artık evrenin canlı bir yapı olduğunu düşünmeye başlar. Dalga ve parçacıkların sürekli yer değiştirmesinin sezilmesi, gerçekliğin değişkenliği fikrini de beraberinde getirir. “Tanrı vardır, yoksa bile!” sözü bilimin bilinçaltına yazılmaya başlar. Zaman artık kırılan, bükülen bir yanılsamadır. Kuantum kuramı günlük yaşamın içindedir. Niels Bohr, Kopenhag Yorumu diye bilinen görüşünde bilimin gerçek dünyayla ilgili söyleyebileceği fazla bir şeyi olmadığını, tek yapabileceklerinin denklemler sonucu tahminlerde bulunmak olduğunu ifade eder. Hiçbir şey sabit değildir; her şey olasılıklar denizinde yüzer. Bohr ve Heisenberg gibi kuramcılar gerçeklikle ilgili her şeyin öyle kalmaya mahkum olasılıklardan ibaret olduğuna inanırlar.

Kuantum Diyarı’nda kaybolan Alice’nin peşine takıldığı tavşan bir elektron, Cheshire Kedisi ise Tanrı’nın müstehzi gülüşüdür belki. Fizik araştırmacısı ve mühendis William Arntz senaryosunu da yazıp yönettiği, “What The Bleep Do We Know? “Down the Rabbit Hole” isimli belgesel filminde, bilim insanlarını ve izleyicileri Alice’nin düştüğü tavşan deliğine davet eder, kuantum fiziği kuramlarından hareketle, kuantum dünyasını uzmanlara özetletir. “Dünyayı algılayışımız günlük hayatımızı nasıl etkiliyor?” sorusuna kuantum fiziği, nörobiyoloji, insan bilinci ve günlük hayat arasındaki bağlantılar inceleyerek cevap arar. Tavşan deliğinden aşağı düşenlerin, dünyayı başka bir gözle gördükleri kuantum evreninin bir gerçeğidir.

Madem ki, bilimi film örnekleriyle anlatmaya başladık. Bu bölümü bir fıkra ile kapamak en iyisi. Temel, bir gün yanına üç arkadaşını alıp ava gider. Arkadaşları ilk defa ava çıktıklarından Temel’in rehberliğine dünden razıdırlar. Ormanda biraz ilerledikten sonra, karşılarına küçük bir delik çıkar; Temel, “Yatın yere, tavşan deliği!”der. Yere yatarlar; gerçekten kısa bir süre sonra delikten tavşan çıkar. Acemi avcılar tavşanı hemen vurur, yeniden yola koyulurlar. Bir süre sonra karşılarına büyük bir delik çıkar. Temel yine seslenir: ”Yatın yere, tilki deliği!” Yatarlar. Biraz sonra tilki çıkar, vururlar. Yola devam ederler. Bu defa daha büyük bir delikle karşılaşırlar. Temel, “Yatın yere, ayı indi!” der. Yatıp beklerler. Ayı çıkınca vururlar. İyice havaya giren avcılar neşe içinde ilerlerken birden kocaman bir deliğin önüne gelirler. Merakla Temel’e bakarlar. Temel,“Uşaklar bu ne deliğidir bilmiyorum, ama yatın yere, ne çıkarsa bahtımıza!” der. Ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber vardır: “Dört avcı trenin altında kalarak can verdi.”

Kara delikler, solucan deliği, tavşan deliği… Bugün neredeyse her deliğin başında bir bilim adamı var. Olasılık hesapları, ihtimaller, teoriler sonsuz… Hepsi bir deliğin içinden geçip Harikalar Diyarı’na ulaşmayı ümit ediyor. Ne var ki, Cheshire Kedisi’nin her defasında boşlukta yankılanan kahkahası, bilim insanlarına gitmek istediği yer için henüz yeterince yürümediklerini hatırlatıyor.