Bilim ve Bilgi

Bilimsellik, modern toplumlar için önemli bir kavramdır. Bir olgunun bilimsel olarak kanıtlanmış olması pek çok insan için büyük değer taşır. Peki, bir bilginin bilimsel olup olmadığına nasıl karar veririz ?  Sahi, bilim nedir ki ? Çoğu yaygın anlatının aksine bilim, tarih boyunca tek ve değişmez bir kavram olarak kalmamıştır. Düzenlenmiş bilgi öbeklerine de, rasyonel hakikat arayışına da, pragmatist ilerlemeci yaklaşımlara da farklı gruplar tarafından bazen aynı zaman dilimlerinde bilim denilmiştir. Bilimi tanımlamanın pek mümkün olmadığını kabullenen bilim felsefesi camiası ise, en azından neyin bilimsel olduğuna dair üzerine uzlaşılacak bir tanım yapmanın daha kolay olduğunu düşünmüştür.

Aristo’dan Crombie’ye oldukça uzun bir listeye sahip olan bu alanda pek çok farklı bilimsellik ve bunlara bağlı bilim yapma, bilimsel düşünme koşulları bulunabilir. En yaygın olarak bilinenleri ise, basitçe Poppercı yanlışlanabilirlik, Russellcı doğrulanabilirlik ve Baconcı ampirizm olarak sıralanabilir. Burada belki Descartescı rasyonalizmi de eklemek gerekebilir; ancak saf rasyonalist bilimin son büyük savunucuları  fizikteki “ether” kavramının çöküşü ile bu uğraşlarından yılmışlardır.

Bu bağlamda, bir bilgi parçasının ya da sürecinin, bilimsel sayılabilmesi için yanlışlanabilir, kısmen doğrulanabilir ve deneyler ile ya da gözlem sonuçları ile sınanabilir olması gerekmektedir. Bunlar aslında oldukça güçlü sınırlardır. Örneğin; Marxism’in veya Freudcu psikanalist geleneğin bilimsel sayılmıyor olmaları, yanlışlanabilirlik koşuluna uymuyor olmalarındandır. Elbette Duhem’in de belirttiği üzere, herhangi bir kuram veya yaklaşım destekleyici savları üzerinde oynanarak bu koşulların tamamını sağlayabilir; fakat koşulların bu oynama sürecine ön ayak olması zaten bilimsel kuram geliştirmenin temel süreçlerinden birisidir.

Elbette bu koşulların hepsini bir arada kullanmayan, örneğin doğrulanabilirliği dışlayıp tüm ağırlığı yanlışlanabilirliğe veren veya ikisini birden dışlayıp yalnızca ampirizme odaklanan bakış açıları da mevcuttur. Fakat, bilim felsefesinin temel araştırma problemi olan bilimi, bilimselliği tek bir koşula indirme amacının Feyerabend ile birlikte ayyuka çıkan çöküşü, böylesi yaklaşımları en nazik tabirle tatsız kılmıştır.

Bilimin ne olduğu sorusu açık, hatta cevaplanabilirliği mümkün görünmeyen bir sorudur. Neye bilimsel denir sorusunun cevabı ise; eğer dünya akademileri genelinde bir ortalama alınacak olur ise, yanlışlanabilirlik, doğrulanabilirlik ve ampirizm olarak çıkacaktır demek yanlış olmaz. Ancak unutmamak gerekir ki, Viyana çevresinden Otto Neurath’ın da dile getirdiği biçimiyle, bilim bir nevi Theseus’un gemisine benzer. Zamanla her bir parçası değişebilir, ancak o hala yolculuğuna devam eden bir gemidir.

Yukarıdaki tanımlar ışığında, bilimselliğin var olan tek bilgi kaynağı olarak öne sürülemeyeceği açıktır. Zaten dünya genelindeki bilim insanlarının da iş yapış biçimleri incelendiğinde böylesi bir gerçeğin olmadığı görülecektir. Örneğin, sanatsal veya toplumsal bilgi üretim yöntemlerinin bilimsel olmayan ve bilimselleştirilemeyecek pek çok yönü bulunmaktadır. Bu bağlamda da, bilginin yalnızca bilimin himayesinde olmadığı kabul edilmelidir. 19’uncu ve 20’nci yüzyıldaki, özellikle Taylorist bilimsel yaklaşımın taşıyıcılığını yaptığı toplumsal yaşamın bilimselleştirilmesi süreci modernleşmeyle içli dışlı bir süreçtir. İktisadın ideoloji alanından çıkartılıp bilimsel yasalara kavuşturulması özlemi, ekonomilere bir nevi fizik bilimindeki sistemler gibi davranılmasını sağlamıştır. Toplumun mühendisliğe açık bir alan olarak görülmesi ise; ırkçı ve ayrımcı politikaların uygulanmasını yalnızca kolaylaştırmamış, bazı yerlerde yoktan mümkün kılmıştır.

Köklü dönüşümlerin güçlü reaksiyoner hareketler yaratması bilinen bir gerçektir. Bu süreçte de yoğun bilimselleşme ve modernleşme uğraşları güçlü tepkilerle karşılaşmıştır. Bir yandan postmodernist, bir yandan da pre-modernist güçler modernleşmenin taşıyıcı öğelerinden olan bilimselleşme sürecini hedef almışlardır. Örneğin, mantıksal pozitivistlerden Carnap’ın geliştirdiği “Bilim dilini kullanan her yaklaşım bilimsellik.” argümanlarının Amerika’daki Yaradılışçılar tarafından kendi davalarında kullanılıp, Yaradılışçılık fikrinin Evrim Kuramıyla denk bir ölçüde ele alınması gerektiğini savunabilmeleri pre-modernizmin güçlü bir saldırısıdır. Eş zamanlı olarak bazı feminist kuramcıların bilimin ataerkil, bazı post-kolonyalist kuramcıların ise bilimin emperyalist yapılarının üstesinden gelmenin tek yolunun güçlü bir yapısöküm süreci olduğuna vurgu yapmaları, post-modernist çerçevede büyük destek görmüş yaklaşımlardır.

Modern toplum nezdinde, bir bilginin bilimsel olup olmadığı önem taşır. Reklamlardaki veya internet argümanlarındaki “Bilimsel olarak kanıtlanmış.” ibaresinin ağırlığı buradan gelir. Fakat, herhangi bir bilginin bilimsel olarak kanıtlanması diye bir süreç uzunca süredir bilim felsefesinde yer almaz. Bir olgu, bilimsel olarak gözlemlenmiş veya gösterilmiş, demonstre edilmiş olabilir. Örneğin; kuantum süperpozisyon etkisinin elli dört cm ölçeğinde ilk kez gösterilmiş olması büyük bir haberdir, ancak bu “Süperpozisyon etkisi kanıtlandı!” olarak sunulamaz.

Doğrulanabilirlik ile yanlışlanabilirlik kavramlarının bir arada kullanılıyor olması bir sorun gibi geliyor olsa da, aslında bilimsel bilginin gücü burada yatar. Bilimsel bir bilgi gösterilebiliyor veya doğruluğuna dair destekleyci savlar geliştirilebiliyor olmak durumundadır; ancak bir yandan da yanlışlanabilirliği her daim mümkün olmalıdır. Sanatsal ve toplumsal bilgiden bilimsel bilgi bu noktada ayrılır. Bir toplumun mitleri veya hikayeleri gerçek olma, doğrulanabilme veya yanlışlanabilme yükümlülüğü taşımaz. Benzer biçimde sanatsal herhangi bir yaklaşım veya eserin deneyle veya gözlemle sınanabilmesi de anlamlı bir gereklilik değildir. Hissel yaklaşımlar, siyasi görüşler, ideolojik tutumlar, bireysel veya toplumsal inançlar pek tabi kendi bilgi alanlarına, ürünlerine ve süreçlerine sahiptirler. Bilimsel bilginin bu noktada oynadığı rol veya sağladığı işlev veya yerleştiği pozisyon öngörülebilirlik meselesidir.

Eğer bir köprüyü safi sanatsal bilgi normları çerçevesinde inşa etmek isterseniz bunu yapabilirsiniz; yapamayacağınızı söyleyen kişilerin köprü kavramının tarihine dair bilgisiz olması gerekir. Bilimsel bilginin işe girdiği nokta ise, yapacağınız köprünün üzerinden geçerken yıkılmayacağına dair size güven sunmasıdır. Güneşin doğuşunun muhteşemliğine hayran kalmak ve bu hissin size sağlayacağı tecrübeden çıkarımını yapacağınız bilgi elbette değerlidir. Ancak, size bir sonraki güneş tutulmasının ne zaman olacağını veya yılın hangi gününde Güneşin saat kaçta doğacağını sağlayan bilimsel bilgidir. İnsanların bir noktada primatlarla ortak bir ataya sahip oldukları fikri inançlarınıza ters düşüyor ve sizi rahatsız ediyor olabilir; buna dair elinizde size daha çok hitap eden bir kaynak da bulunabilir. Fakat her kış mevsimi grip mikroplarının mutasyona uğrayıp yeni genetik bir yapıyla topluma yayıldığını kabullenmemek, inançlarınızdan bağımsız olarak tıbbi bir gerçektir ve bir sonraki kış da bunun yaşanacağını öngörebilmeniz için bilimsel bilgi üretmek önemlidir.

Sonuç olarak ise, her bilgi alanının bilimselleştirilebileceğini veya bilimselleştirilmesi gerektiğini öne sürmek modern kapitalist yaklaşımın sonsuz genişlemecilik ekolünün bir göstergesidir ve bilimsel değil, ideolojik bir yaklaşımdır. Ancak, bilimsel bilginin mevcut koşulları çerçevesinde sağladığı öngörülebilirliğin toplumsal faydası ve işlevi; yerini sanatın, mitlerin veya inanç biçimlerinin dolduramayacağı bir gerçektir. İnançlarına bağlı olarak dünyanın düz olduğunu iddia eden birisi cehaleti dışında suçsuzdur. Oysa inançlarına bağlı olarak dünyayı düzmüş gibi kabul ederek sosyal politika geliştiren birisi büyük bir suça imza atıyor demektir. Felsefenin icraat ile, bilginin gerçek sonuçlar ile birleştiği noktada önünü göremeyen toplumların tarihi kendi kendilerini yıkan medeniyetlerle bezelidir. Ve bir medeniyetin yıkılması toplumsal yaşamın sonunu illa ki getirmese dahi, beraberinde büyük acılar ve takip eden medeniyete yoğun bir enkaz bırakacağı ise kesindir.

Yazar: Zeki Seskir