Bir Alet Çantası Olarak Felsefe

Felsefenin üzerine uzlaşılan ortak ve tek bir anlamı yoktur. Bazılarına göre düşünsel her işlem, bazılarına göre her türlü problem çözme aktivitesi, bazılarına göre belirli bir tarihsellik içinde gelişen sınırlı sayıdaki düşünce akımı, bazılarına göreyse çok başka bir şeydir felsefe. Ancak felsefenin hayattan uzak, akademinin duvarları arkasına tıkılmış bir uğraş olduğu fikri özellikle bizimki gibi felsefeyle ilahiyat arasında seçim yapmaya zorlanıp ilahiyatı tercih etmiş toplumlarda ne yazık ki yaygındır. Böylesi durumlarda felsefeye toplumda işlev bulmak zordur. Türkiye’de felsefe ya batıdan nüfuz eden devrimcilik ve milliyetçilik gibi kavramların arkasını doldurmak için ya da İslam felsefesi adı altında düşünce tarihimizde arkeolojik bir ava çıkarak toplumsallaştırılmaya çalışılmaktadır. Oysaki felsefe her şeyden öte gündelik hayatımızda, düşünme biçimimizde ve pratik uğraşlarımızda fark etmediğimiz temel pek çok işleve sahiptir.

Elbette akademik bağlamda felsefeye yalnızca bir alet çantası gözüyle bakmak hoş karşılanmaz, fakat bir alanın toplumsal işlevi öncelikle pratikte başlar. “Felsefe gündelik hayatta sokaktaki herhangi bir insanın ne işine yarar ki toplumun geneline dair bir anlam ifade etsin?” sorusu önemli bir sorudur. Burada felsefe tarihinden bazı ufak örneklerle aslında düşünsel aletler üretme uğraşı olarak felsefenin aynı matematik gibi pratik hayatın temel öğelerinden birisi olduğunu göstermeye çabalayacağız.

Aristocu mantık bize her şeyin ortak bazı özellikler taşıdığını söyler ancak bunların neler olduğunu söylemez. Örneğin Aristocu mantık bize birbirinden bağımsız gibi görünen iki farklı hadisenin aslında bir üst düzeyden bakıldığında ortak özellikler taşıdıklarını söyler. İlk başta ikisi de hadisedir, belki ikisi de toplumsal veya doğal olaylardır. İkisi de benzer amaçlar taşıyabilir ya da ikisinin de sebebi ortak olabilir. Basitçe bu tür mantık bize herhangi iki olay arasında bağlantı kurabilecek sınırlı sayıda araç sağlar. Hiyerarşik olarak yukarı, aşağı veya zamansal olarak geriye, ileriye gidilebilir. Hiyerarşik alan birden fazla boyutlu da olabilir. Yukarıya doğru giderken yeteri kadar genelleştirme yaparsak tanrıya, aşağı doğru inersek de bireysel duyu girdilerinin sonsuzluğuna kadar gidebiliriz. Dolayısı ile Aristocu mantıkla toplumsal hadiselere bakıldığında ortak desenleri, büyük oyunları, Allah’ın hikmetini veya İlluminati’yi bulabiliriz, ancak aynı aletleri kullanarak bilim de yapabiliriz. İnsanlık tarihine baktığınızda dinlerden bilimlere, siyasi yapılardan sanat akımlarına kadar Aristocu mantığın etkisini pek çok yerde görmek mümkündür fakat en büyük etkisi gündelik hayata ve insanların dünyaya dair fikir yürütme biçimlerine olmuştur.

Bir diğer kavram olarak ise Derrida’nın diferans kavramını ele alabiliriz. Aristocu mantık bize farklılıklardan ziyade ortaklıkların dünyasında düşünmeyi öğretir, birbirinden bağımsız görünen iki şey arasında kurulabilecek bağlantılar bütününü bize verir. Örneğin; elma ile armut çok farklı şeylerdir, ancak ikisi de meyvedir. Meyvelerle sebzeler çok farklı şeylerdir, ancak ikisi de yenilebilir. Yenilebilen şeylerle yenilemez şeyler çok farklı şeylerdir, ancak ikisi de maddedir. Bu böyle her şeye kadar gider. Oysa Derrida’nın metin ile okur ilişkisi bağlamında ürettiği ve sonrasında düşünsel bir araç olarak her alana uygulanabilir hale genişletilmiş olan diferans kavramı bize farklılıklara odaklanmayı öğretir. Üstüne üstlük bu farklılıkların aynılıklardan daha önemli olduğunu ve farklılıkların okurdan okura değişebileceğini ortaya koymuştur. Bu düşünce türü de aslında bize her şeyin ortak yanlarına odaklanarak neleri göz ardı ettiğimizi görebilmede büyük fayda sağlamıştır.

Gündelik hayatımızda pek çok olay ile karşılaşıp bazen gereğinden fazla sayıda düşünsel analiz yapmak durumunda kalırız. Analiz yapar iken kullandığımız aletler ise kavramlardır. Kar ile zarar analizi, durum analizi ve daha nicesi. Yukarıdaki örnek bağlamında iki farklı olay arasında bağlantı kurmaya çalıştığımız bir analizle karşılaştığımızda eğer felsefi eğitimden geçmedi isek büyük ihtimal ile beynimiz artık dünyanın içine işlemiş olan Aristocu mantığın kurallarını doğal düşünme biçimi olarak ele alacaktır. Hadiselerin ortak yönlerini düşünüp ikisine de uygulanabilecek biçimde düşünmeye çalışacağızdır. Ki bu son derece geçerli bir düşünme biçimidir, fakat tek düşünme biçimi değildir. Benzer biçimde eğer hadiselerin farklılıklarına odaklanır. Bunların aslında ortaklaştırılamayacak yönlerinin varlığını kabullenir ve gözlemler isek bu durumda iki olaya yaklaşımlarımız farklı olacaktır. Gerek sevdiklerimiz ile olan ilişkimizde, gerek siyasete bakışımızda, gerek kırtasiye alışverişlerimizde hepimiz düşünsel alet çantamızdan faydalanırız. Oysa pek azımız bilir ki bu kullandığımız aletler insanlık tarihinin felsefe adı altında gerçekleştirdiği uzun ve zanaat yüklü bir yolculuğun ürünleridir. Alet çantamızı tek düze ve fakir bırakmak ise hem kendi hayatımıza hem de tarihte bu işlere emek harcamış sayısız insana yapılabilecek en büyük kötülüklerdendir.

Yazar: Zeki Seskir