Metnin Mirası
Buluntu görüntüler deşifre edildiğinde, bu deşifre edilenler sadece bir temsil değil, aynı zamanda tüm hikayeyi kapsayan bir süreçtir. The Blair Witch Project’in hem ticari hem de sinematik başarısı, bellek ile onun sunumu arasında yer alan ve el kamerasının tanıklık edemediği şeylerin hem gerçekliği hem de orada yaşanmış olan şeyin devamlılığı açısından bir alavere yaratıyordu. Korku janrının post-modern temsilleri bir canavarı bir bütün olarak göstermek yerine parçalara bölünmüş şekilde sunarak bir mitin bellekteki bütünlüğünü sağlamaktaydı. Gerçeklik ve onun temsili arasındaki hiyerarşi, bellek üzerinde “Ne oluyor?” sorusunun devamlılığının “Bu gerçekten oluyor mu?” ya da “Gerçekte ne oldu?” gibi ek sorularla tamamlanan bir yansımasıydı.

The Blair Witch Project’teki bellek, muhafazakar bir kasabada bir mit olarak ele alınan cadının yol açtığı, batıl inançlara dayalı bir yaratım olduğu kadar, bu mitin gün yüzüne tanıklıklar aracılığı ile nasıl çıktığıyla da ilişkilidir. Bu durum sadece sahte-belgesel aracılığıyla bir miti temsil etmekle değil, aynı zamanda geçmiş bir travmaya yol açmış toplu bir batıl inancın yarattığı ikircimlikle de alakalıdır.

Burkittsville, Maryland’de “Ne oldu?” sorusuna yanıt aramak isteyen bu bellek, 90’ların sonunda ve de milenyumun başlarında popüler kültürün bir hayli ilgisini çekmişti. Film, hem metinsel hem de ek metinsel olarak Blair Cadısı üzerinden miras bırakılanı değil, aksine sahte ve uydurulmuş bellek kıvamındaki bir miti inşa etmişti.

Heather, Josh ve Mike tarafından bir araya getirilen ifadeler ve tanıklıklar, yereller tarafından reddedilmiş ya da fazla benimsenmemiş olmasından ötürü tam olarak bir bellek olarak adlandırılamayabilirdi. Bazı sakinler Blair Cadısı’nın sadece bir masal olduğunu, ama Mary Brown gibileri ise cadının varlığına tanıklıklık ettiklerini ifade etmişlerdi. Çelişki ise Mary’nin tarif edemediği sabit bir canavarın yanlış bir belleği uyandırmasında yatıyordu. Bazı sakinler Blair Cadısı efsanesinin ormanın derinliklerindeki evinde çocukları rehin tutmuş ve cesetlerini ayinsel bir biçimde duvarların köşesine dizmiş olan Rustin Parr ile ilişkili olduğunu biliyorlardı. Blair Witch metinlerinin ekstra verilerine göre, Parr yaşlı bir kadının hayaleti tarafından ele geçirildiğini itiraf etmişti ve bu kadının Elly Kedward olabileceğine dair olan yaklaşımı gün ışığına çıkarmıştı.

Genel olarak Blair Cadısı külliyatındaki travma ve bellek popüler kültüre Heather, Josh ve Mike’ın bulgularının ortaya çıkmasından, bunların somut veriler olarak montajlanmasından ve kanıtın gerçek, temsilin ise kurgu olarak algılanmasından sonra kazandırılmıştır. Elly Kedward üzerine olan ekstra metinler ise Book of Shadows: The Blair Witch 2 ile yeniden şekillenmiştir.

Mitin batıl inanca dayalı lehte ve aleyhteki ifadelerinin mitsel bir cadıyı filmleme konusunda söyleyecek çok da bir şeyi yoktu, ama Heather, Josh ve Mike’ın kaybı, travma ve bellek açısından mite epey bir dikkat çekmişti. Ek metinlerden öğrendiğimiz üzere, bu üç arkadaşın kaybının yarattığı travma, ta 1785’in Şubat ayına varan bir zamana kadar uzanmıştı. Bu tarihte Elly Kedwards kasabanın çocuklarını gizlice evine götürmekten ve kanlarını akıtmaktan suçlu bulunmuş ve sonuç olarak büyücü olduğu da varsayılarak kasabayı terk etmeye zorlanmıştı. Bu tarihten sonra da öldüğü varsayılmıştı.

1. Ormana Doğru Yürüyüş: Veri Toplama ve Belleği Üretme 
Book of Shadows: The Blair Witch 2’de ifade edildiği üzere travma unutmak sayesinde gün yüzüne çıkmıştır. 1786’nın Kasım ayında, kasabadaki çocukların kaybolması üzerine Elly Kedward’ın adını bir daha anmayacaklarına dair kasaba sakinleri and içmişlerdir. Heather,  Josh ve Mike’ın ilgisini çeken de batıl inanca dayalı bir laneti ortaya çıkaran bu unutuş eylemidir. Dolayısı ile bu miti tanıklıklar ve ifadeler üzerinden belgelemek üzere Tabut Kayası’nın da bulunduğu ormana doğru yola koyulmuşlardır. Heather, Josh ve Mike, Blair Cadısı’nın toplu bellek olarak kabul görmüş olmasını ummaktadır, ama tanıklıklar ve ifadeler bir batıl inancın dile getirilmesinden öteye geçememektedir. Yani, sinema öğrencilerinin kale aldığı kadar, yereller Blair Cadısı’na önem atfetmemişlerdir.

Şimdiki zamandaki varoluşları, Blair Cadısı efsanesini yeniden üretmek üzere bu üç öğrenciye hiçbir delil sunmamaktadır. Burkittsville sakinlerinden de yeterli bilgi alamamalarından ötürü yönlendirildikleri yerler Rustin Parr travmasını yeniden hayal etmek için esaslı tanıklıklar gerektirmekteydi. Fakat Burkittsville şu anda olduğundan daha fazla bir şey söylemiyordu. Mary Brown’ın cadımsı bir figür gördüğüne dair olan tanıklığı da ruhsal bozuklukla ilişkilendiriliyor ve orman kıyısındaki balıkçıların ifadeleri de kasabanın kanlı geçmişine dair bir ipucu vermiyordu.

Travmatik bir cadı fikrini yeniden üretmek için ormana doğru yürüyüş, aslında bu üç sinema öğrencisinin filmler, metinler ve edebiyattan beslenen kurgusal belleklerinin bir araya getirilişiydi. Ne kadar ormanın derinliklerine varırlarsa, bir o kadar Blair Cadısı’nın kurgusal tarafına doğru ilerlemiş oluyorlardı, çünkü metinsel referansları, sanatsal olarak tükettikleri korku sanatlarının kurgusallığı ile eşdeğerdi. O halde anımsamanın işaretleri nelerdi? Ve bu işaretler gerçekten anımsamaya faydalı mıydı? Örneğin; elleriyle dokundukları taşları totem olarak algılamak kendi dünyalarında batıl inanca dayanan bir kurgu ortaya koyuyordu. Bu yüzden taşı öpüyorlar ve ait olduğu toprağa aynen geri bırakıyorlardı. Heather’ın Tabut Kayası’nda elinde tuttuğu metinden okudukları da orada olmuş olan gerçeğin kurgusallığa kayışına bir işaretti. Heather, Josh ve Mike travmatik bir cadı hakkındaki işaretleri toplamıyorlardı esasen; onların yaptığı tam da her bir taşta, yaprakta ve patikada bu işaretleri bir cadı ve onun dehşetini oluşturmak üzere yeniden yaratmaktı. Eğer ormanın yerellerin ele almadığı şekliyle bir kutsallığı yoktuysa, bu üç öğrenci attıkları her bir adıma ve de kaydettikleri her bir işarete kutsallık atfetmiş ve bu şekilde bu işaretlerin var olmuş bir lanete işaret edebileceğine inanmışlardı. Burkittsville sakinlerine göre Blair Cadısı mitinin bir travmayı oluşturacak işaretleri olmasa da, Heather, Josh ve Mike bu işaretlere sinematik görsellikle beslenen bir hikaye oluşturmuşlardı.

1.1. Cadıyı Hayal Etmek: Sinematik Görsellik
Bu işaretlerin ele alınışının sinematik görsellik barındırdığının altını çizmek gerekmektedir. Mary Brown ve diğer yereller bu üç öğrenci için ele aldıkları travmaya yansıtmak adına görsel malzemeler hazırlamışlardır. Önlerine çıkan her şeyi kaydettiklerinden ötürü, elde edilen tüm veriler montaj sayesinde izleyicilerine Burkittsville tarihiyle alakalı travmatik bir cadı yaratabilmeleri için sahte doğrusallığı yeniden yaratmıştır. Tam da burada, bu yolculuk Deleuzeyen terimlerle zamanın doğrusallığa doğru dallanmasıdır; tüm işaretler paradigmatik olarak kurgusal toplam ile yer değiştirmektedir. Taşlar görsel totemler haline gelmiştir. Tabut Kayası görsel bir katliamın bu üç öğrenci tarafından edebi bir şekilde ele alınmıştır. Dereye Mary Brown’ın tanıklıklığıyla bakılmıştır. Tüm bu işaretler görsel sahte tarihin yerinin doldurulabilirliğine ve yeniden hayal edimesine belgelenme, kurgusallaştırma ve tanıklık etme babında yol açmıştır.

Zaman, daha sonra yeniden üretilmek üzere henüz ayrıksılaştırılmamış ve montajlanmamıştır. Attıkları her adım bütünlük için veri toplamanın akıcılığıyla belgelenmiştir. Şimdinin ayrıksılaştırılmamışlığı bütüne, Blair Cadısı’nın esas anlamına ulaşmak adına harekete doğrusallık bağışlamıştır. Ve bir süre de bu durum hem zamanın hem de hareketin doğrusallığı şeklinde ilerlemiştir. Hareket doğrusal kalmıştır, ama zamanın doğrusallığı döngüselliğe doğru yayılmıştır ve mitoloji bu her iki kavramı da gizem ve terörün kuvvetlenmesi adına bir araya getirmiştir.

Elly Kedward’ın unutuluşu, belgeselciler tarafından travmatik olarak ele alındıysa amaçları bu unutulanı görsel bir biçimde gün ışığına çıkarmaktı. Belgeselciler artık unutulan ve bastırılmışı gün ışığına çıkarmak değil, batıla dayalı bilinci kurgusallaştırmak ve görselleştirmek istemişlerdir. Geçmiş, kurgusallaşmadığı ve montaj sayesinde görselleşmediği taktirde yoktur. Blair Cadısı’nın montajlaşmış varlığı Burkittsville’nin görsel bir tarihini oluşturacaktı ve ister az ister çok Blair Cadısı fikri bu kasabada bir şekilde paylaşılmaktaydı. Kasaba sakinlerine “Bir kasabanın görsel tarihi yoksa, siz kimsiniz ve nesiniz?” sorusuyla yaklaşılıyordu. İşte bu yüzden de Mary Brown ciddiye alınmıyordu, çünkü onun bir cadının varlığına işaret eden görsel bir kanıtı yoktu. Aksine paradigmatik olarak rastlanmamış bir hayvanın yeriyle doldurulmuştu.

1.2. Kayboluş: Döngüsellik ve Mitten Mitolojiye
Cadının sabit bir imgesi ve görsel bir varoluşu yoktur. Daha da ötesinde, korku paradigması mevcut kaygının parçalara bölünmüş imgeleriyle yer değiştirmekte ve böylece hareket de metni montaj sayesinde zamana dönüştürmektedir. Mevcut anksiyetenin güçlülüğü şimdinin imgelerini biçimlendirir. Deleuze’nin döngüsel olarak ifade edebilecek zaman çeşitleri miti mitolojiye doğru evirir ki, bu mitolojide bellek miti sadece mitoloji olarak yeniden yaratmaz, aynı zamanda mitoloji ve onun tekrarları sayesinde belleğin kendisi de yaratılır. Tekrar, imleyenlerin Bergson’a yanaşan bir şekilde nesneleşmesidir. Bergsonvari bir deyişle Blair Cadısı mitini elde eden beynin otonomisi, zamanı çağıran mevcut ilişkilerden süreye ve zamana ulaşır. The Blair Witch Project’in metni de kayboluşun ve süreçte tekrarların süre geldiği bir döngü yaratır. Belgeselciler ormandan kaçışın mümkün olmadığını anladıkları anda imleyenler kendini kaygıyı görselleştirerek sürekli tekrarlarlar. Kaçışın olmaması doğrusal değil, aksine kendini bir daire içinde tekrarladığı için döngüseldir. Her bir tekrar belleğin çatısını mitolojiye evirir. Kamçıya benzer sesten Josh’un yardım çığlıklarına kadar her parçalı ve bölünmüş imleyen karakterleri Blair Cadısı mitolojisinin içinde rol almaya zorlar. Her tekrarda imleyenler daha da güçlenir ve görsellik kazandıkça da bellek bunlarla alakalı olarak bir boşluk yaratır. Bir varoluş ve anlam olarak Blair Cadısı, Derrida’nın perspektifinde asla imlenemez, çünkü üretilen şey büyük bir kaygının boşluğudur. Her imleyen anlam ile olan ilişkisini kaybeder. Bu nedenledir ki, The Blair Witch Project son derece ürkütücüdür. Geleceğin çarpıcılığı şimdinin parçacıklarıyla, kaygıyla ölçülebilir. Her bir imleyen, kaygıyı yaratan belleğin anlığına bağlıdır. Gelecek hem şimdiye bağlıdır hem de kaygının güçlülüğünü otonom bir şekilde geçmişle ilişkilendirir. Mevcut durum daha önce tanıklık edenler ile bağlantılı değildir artık. Bellek, kaygıdan ve de olmayandan doğan Blair Cadısı efsanesinin geleceğini doldurur. Dolayısı ile büyük bir anlam dışılık vardır.

Filmin metni ilerlerken climax dikkate alınmamıştır. Şimdinin kaygısından türeyen gelecek artık sonsuzdur, çünkü ek metinler bize geri kalan bir durumun olmadığını vurgulamaktadır. Montajın doğrusallığı metnin döngüselliği ile çelişkilidir. Metinde mit, kendini tekrar eden mitolojiyi inşa etmekte ve montajın doğrusallığı da mitolojinin bütünlülüğünü kesmektedir. İmleyenler tarafından çağrılan bellek tamamlanamamıştır, çünkü geriye kalan bulgular bize hem ölümün hem de zamanın ipuçlarını vermektedir. Döngünün dışına çıkamayan son bir nokta… Filmin finali aslında filmin doruk noktasıdır. Tamamlanma gerçekleşemediğinden ötürü doruk noktası montajı geriye sarmayı mecbur kılar ve böylece sunulmamış olanı tamamlamayı varsayar. Ek metinler, bize sunulanları metnin doğrusallığı olarak algılamamızı ister. Yine de tamamlanmanın gerekliliği tekrarlara dayalı mitolojiyi ortaya çıkarır. Filmin en şok edici yeri kendini tekrar etmeyen finaldir, ama bundan sonra da seyredilebilecek hiçbir şey yoktur. Heather, Josh ve Mike de artık yoktur. Tekrarlar ve tekrarlara dayanan mitolojinin içindeki aktörler artık koca bir boşluğa dönüşmüştür.

2. Gerçeği Doğru ile Doldurmak: The Book of Shadows: Blair Witch 2
Blair Cadısı efsanesi külliyatı The Book of Shadows: Blair Witch 2’nin hikayesini oluşturmada etkili olmuştur. Filmin tercihi doğrusal bir montaj kullanarak gerçeği ve onun temsili olan belleği sorgulamaktır. Gerçeğin kuruntusal dadanışı kanıtın kaydedilmesini ve görselleştirilmesini mecbur kılmıştır; çünkü kamera ve onun kaydettiği her şey sürenin temsili gibi gözükmekte, ancak “Gerçek?’e ima etmediği sürece esas gerçeklik olarak ele alınamamaktadır. Gerçek kelimesini yazarken sonuna bir soru işareti (?) eklemeyi tercih ediyorum, çünkü metnin içinde gerçek olan, esas gerçekliğin çarpıtılması ve deneyimlenmemiş olanın deneyimlenmesidir. Ama bu çarpıtılış ve deneyimlenmemiş deneyim hareket ve zamana ulaştığından dolayı anlamın ta kendisi değildir.

Şimdiye ait olan “Burada ne oluyor?” ve “Burada bir şey yanlış gidiyor?” kaygısı geleceği gerçeğe karar vermek ve esas gerçekliğin ne olduğuna vakıf olmak açısından şimdinin içinde bir görselleştirme ihtiyacı duymaktadır. Filmin finali sürenin görselleştirilmesidir. Süre güzel bir geleceğe doğru zamanın döngüselliğine ihtiyaç duymasından ötürü asla doğrusal bir biçimde ilerlememelidir. Gerçek, hareketin zamanla olan ilişkisinde gizlidir. Burada Derrida’nın perspektifi gün ışığına çıkar: Zamanın hareketi gerçeğe ulaşabilir, ama bir anlam oluşturmak babında ulaşamaz.

Filmin metni sürekli bölünmüş ve parçalar halinde olan bir cinayet görseliyle kesilir ve hareketin doğrusallığını kırar. Fakat bu sadece gerçek ile gerçeğin temsili arasındaki bir hiyerarşi değildir; aynı zamanda sürenin görünemeyen gerçeği geri çağırmasıdır. Jeffrey, Kim, Erica, Stephen ve Tristen Blair Cadısı efsanesini araştırmak için bir araya gelmişler; fakat zamanın döngüselliği ve öznesel olarak şu anın içinde gerçeğin o olduğuna inanmalarını sağlayan hareketin ve metnin doğrusallığı tarafından tutsak edilmişlerdir. Gördükleri, tanık oldukları şeyler esas gerçekliğin kendisi yerine gerçek ile yer değiştirmişlerdir. Tekrarlamak gerekir ise; gerçeklik sürenin ta kendisidir, ancak şimdinin ve geçmişin gelecekteki gerçeğe ulaşabilmesi adına görselleştirilmesidir. Burada gerçeğin deneyimlenmiş bir anlam olarak resmileşmesi söz konusu değildir.

Şimdinin hep bir gelecekleştirilmesi söz konusudur. Kimin metnin içinde bir medyum olarak gösterilmesi gibi, şimdinin kuruntusal çehresi geleceğin ve montajın geri sarılmasında mevcuttur. Gelecek, her şeyin kaydedilmiş olması şeklinde şimdinin doruk noktasıdır. Şimdinin gelecekleştirilmesi mantıksal olarak anlama değil, ama gerçeğe ulaşmak için montajı geriye doğru sarmayı gerekli kılmıştır. Görünmeyen ve deneyimlenmemiş olan kayıtlarda gözükmekte ve bu da şimdinin ve gerçeğin gelecekteki esaslılığını etkilemektedir.

Gerçek, geriye sarılmadan ve geleceğin görselliği şeklinde içselleştirilmeden herhangi bir başarıya ulaşamaz. Her bir karakterin bakış açısından bakıldığında gerçek elde edilemezdir ve esas gerçeklik de çarpıtılmıştır. Fakat görüntüler montajlandığında, gerçek kendini esas gerçeklikte deneyimlenmemiş gibi ifade eder. Montajın sunduğu şey, karakterlerin deneyimlemediği şeylerdir. Gelecekleştirmek, şimdinin çarpıklığı ile ve montajlanmış geçmişin çatışmasına dayanır. Şimdi, belgelenmiş gerçeklikten farklıdır. Artık “Ne oldu burada?” sorusuna yanıt aramak yerine “Şu anda neler oluyor?” ve “Bu durum nereye varacak?” sorularına yanıt arar. Bu soruların cevapları kendi esas gerçeklikleri içinde değil, gerçeklikleri ve mantıklı anlamı içinde değerlendirilebilirler. Tüm karakterler sefilliğin içine batmışlardır ve gerçek orada bir yerde bir kanıt olarak durmaktadır, ancak sonrasının ve şimdinin gerçekliği hakkında bir anlam teşkil edememektedir.

Kuruntusallığın ve kaygının anlaşılmazlığı şimdinin ve esas gerçekliğin güvenilirliğini zedeler. Yine de şu anda yaşananlar geçmişin ve geleceğin görselleştirilmesi dışında hiçbir ipucu sunmaz. Geçmiş ve gelecek, Barthezyen terimlerle orada olmaktır. Finalde gösterilen görüntüler o anda orada bulunulduğunun kanıtı gibi sunulmakta, ancak orada aynen göründüğü gibi olmamış bir orada olmayı açığa çıkarmaktadır. Bu çarpıklığın suçunu hareketin doğrusallığına yüklememeliyiz, çünkü karakterlerin bakış açıları gerçekliği şimdiye paralel olan harekete yüklemek için elinden gelen her şeyi yapmışlardır. Finaldeki görüntüler, hareket imgenin doğrusallığını zaman imgeye ihtiyaç duyması için eksik donatmıştır. Gerçek olarak belgelenen bir cinayetler serisine ait kayıp olan bellek, hareketi zaman ile iç içe geçirmek için yola çıkar. Gerçek olan görüntüler; birbirinden ayrılamaz olan şimdiyi, geçmişi ve geleceği, yani zamanı hareketin üstüne bindirir.

Hareketin zaman ile olan ilişkisi gerçek ile birlikte değerlendirilmelidir. The Book of Shadows: Blair Witch 2’nin gizemi ilk filme benzer. Gerçeği nedenselliği ile birlikte bir anlam çıkarmak üzere sorgulamak… İkinci filmin müziklerini yapan Cartell Burwell “Gerçek” adı verdiği bir final şarkısı da yapmıştır.

Sonuç
İlk filmde görselleştirmeye olan ihtiyaç, her bir gösterenden gösterilen bir cadı üzerine anlam çıkarmayı sağlamıştır. Gösterenleri görselleştirmek ve hareketin doğrusallığı, zamanın döngüselliği için bir ilgi odağı olmuştur. Her bir tekrarda, mit kendini film öğrencilerinin attığı adımlardan yaratan mitolojiye dönüştürmüştür. Film öğrencilerinin ne olup bittiğine dair hiçbir fikri yoktur. Eklektik olarak ilerleyen ve bilinmeze doğru giden süreçte her bir göstergeyi bir lanetin gerçekliği olarak algılamışlardır.

Blair Cadısı efsanesi bellek üzerinde oyunlar oynamıştır. Belleği tekrarlar sayesinde mitten mitolojiye çeviren bir algı söz konusudur. Bellek tekrarlarla ilgilendikçe, hareketin zaman ile örtüşmesi, birbirinden ayrıştırılamaz bir kıvam oluşturmuştur. Metinde bir cadıya yahut bir cadı olabileceğe dair ipucu veren hiçbir şey gösterilmez. Hatta görsel olarak mevcut olan herhangi bir lanet de yoktur. Saf korkuyu ve terörü oluşturan, hareketin zaman ile olan uyumudur. Zamana ait olan, hareketin doğrusallığı ve döngüselliği…

Hareketin doğrusallığı zaman ile örtüştükçe, gerçek olanın gerçekliği güvenilirliğini yitirmiştir. İkinci filmde gerçek olan, deneyimlenmemiş olandır; hatta gerçek dışı olarak atfedilen şeydir. Her ne kadar gerçek onların görmediği ve deneyimlemediği şey olsa da, her bir karakter şimdi de bir şeylerin ters gittiğini bilmektedir.