Bongo Eşliğinde Kuantum Elektrodinamiği

Dünyaya geliş nedenimiz bilmek olmalı. Kendini, dünyayı, evreni… Mekâna hapsedilmeyen, insanın iç uzayından dış uzayına yayılan bilme ibadeti, bilen insanın bilge insana dönüşme sürecidir de. Gnostik anlayıştan tasavvufa, fizikten metafiziğe, Delphi tapınağının girişinde ya da Yunus’un şiirinde insanlık tarihinin her evresinde karşımıza çıkan bir parola gibi; “Kendini bil!” İnsanın bilme sürecindeki yolculuğu, zihinsel evriminin merhalelerini de içine alır. Ömrünü öğrencilik yaparak geçiren bilim insanlarının bilimsel maceraları sırf bu sebeple kutsaldır. Evet bu biçimiyle bilme gayreti ibadete benzer.

Benim için Richard Feynman, bilimi güncelleştirdiği, herkesin sevebileceği, anlayabileceği düzeye getirdiği için eşsiz bir rol modeldir. Feynman’ın insan olarak dünyaya karşı duyduğu sonsuz merak, akademik kariyeri ile de beslenmiş, alışılmış fizikçilere benzemeyen, kendine özgü, çok eğlenceli, çok zeki ve çok farklı bir bilim insanı profili ortaya çıkmıştır. Genellikle bir alanda ihtisaslaşmış kişiler, başka alanlarla pek ilgilenmez; yabancı sulara girmek istemezler. İlginç ders anlatışı ile çok sevilen Feynman’ın “Ofey” takma adıyla resimler yapan bir ressam, bongo çalarak sokak karnavallarında dans edebilen bir müzisyen, öğretirken eğlendirmeyi seven şov adamıdır aynı zamanda.

Arada bir gündelik koşuşturmalarımız arasında durup Feynman gibi adamları seyretmek bile bize ne kadar az bildiğimizi fark ettirdiğinden, ne kadar çok bilmemiz gerektiği konusunda motive edecektir. Modern fizik ve matematiğin asık suratlı ifadesini, gülen adam portresiyle değiştiren Richard Feynman, bilimin eğlenceli de olabileceğini kanıtlamıştır. Çocuk yetiştiren her ailenin Feynman’ın çocukluğunu, gelişmesinde çok özel bir yeri olan babası ile anılarını bulup okumalıdır. 20’nci yüzyılın en zeki, en etkili adamlarından biri olan Feynman, kuantum elektroniği ile ilgili çalışmaları ile Nobel ödülü kazanmışsa bunu çocukluğundaki bu “bilme” açlığının körüklenmesine borçludur. Çocuklarımız, ayağı yere basmayan, gökyüzünde uçan hayali kahramanlar yerine bilimsel maceralar yaşayan bu insanları kahramanlıkları ile ilgilenmeye başladıklarında dünya daha hızlı ve daha mutlu dönmeye başlamaz mı? Düşünün Oktay Sinanoğlu’nun maceralarını biri filme alsa veya çizgi roman olarak yayınlasa hem eğitici hem eğlenceli olmaz mı? Çocuğunuzun kitaplarını örümcek adam yerine, kendi kahramanınız olan bir bilim insanının resimleriyle kaplamak istemez miydiniz aslında?