Su Böyledir İşte

Daha az önce, sen sokaktan geçtiğin sırada, sırf önünde yürüyen iki turist yüksek sesle hapşırdı diye onları yok yere tartaklayan Tophanelilerin bu konuda ne kadar haksız olduğunu tartışırken, nasıl oldu da konu benim; senin yakın arkadaşlarının nikahına katılıp, sonrasında oradaki diğer arkadaşlarına acelem olduğundan dolayı selam veremeden gittiğim için, üslup bilmezlikle suçlanmama kadar geldi anlamış değilim. Zaten kusura bakmayacakmışım ama ben hep böyleymişim.

Bizler bakan canlılarız. Yoldan geçerken yüzlerimize bakarız, dolgunsa eğer popolara bakarız. Birbirimize çoğunlukla iyi bakarız ama kusura hiç bakmayız mesela. İşte o son kusura bakacaktım ki konu değişti. Çayın parasını masaya bıraktım. Akşamüstüydü, artık kalkalım olduk. Oysa konu buralara gelmeseydi ben ne güzel şeylerden bahsedecektim. Geçen gece sen duş alırken söylediğin şarkıdan mesela. Kalem kutundaki renkli kalemlerden, iş yerime gelen mor saksılı çiçekten ya da açık camı bir türlü bulamayan aptal sineklerden. Önemsiz şeyler anlatabiliyor muyum? Ki konumuz bunlar değildi, zaten geç kalıyordum!

Havaalanına vardığımda konudan hızla uzaklaşıyordum. Bir yıldır bu uzaklığın hayalini kurmuştum. Bir yıldır iş yerinde ve insan ilişkilerinde farklı konular içerisinde boğuşmuş, çoğuna açıklık getirememiştim. Her an tekrar açılabilirlerdi ve ben kötü bir konu kapatıcısıydım. Oysa ben kapatmak değil ters tutup iyice boşaltmak istiyordum. Tıpkı bir kavanozu çalkalayıp boşaltır ve sonra yeniden doldurur gibi. Artık sadece önemsiz şeyler biriksin, kapağı hiç kapanmasın istiyordum. Önemsiz ve güzel şeyler biriktirmek. Haklılık ya da haksızlıklar, kavgalar, nikahlar, hesaplar, kitaplar tüm o gerçek konular konuşulmasın istiyordum. Fakat insanların kavanozları ağzına kadar gerçeklerle doluydu. Bense en azından kendiminkini açık bırakıp arınmak istiyordum ama buraların suyuyla da değil, konumuzun çok dışında bir suyla, Akdeniz ile mesela.

Uçaktan indiğimde ayaklarım Dalaman’da, aklım hala İstanbul’daydı. Kesin atladığım bir konu vardı. Neyse ki bu tatil bana iyi gelecekti, iş ve insanlarla ilgili gerçek bir şeyler düşünmek söz konusu bile olamazdı. Fermuarı yarı açık bavulumu yarım pansiyonuma bıraktım. Önemsiz terliklerimi giydim, havlumu alıp sahile indim. Gözümü kapattım, aklımı açtım, denizin tuzlu ve soğuk suyuna dalıp konularımdan iyice arındım.

Su böyledir işte; açık bulursa seni konularından bile arındırır. Sonra yeniden önemsiz şeyler dolar boşluklarına. Sonra gecesinde başlar; balkon ışığına ısrarla çarpan böceğin katı sesleri, yan villadan gelen kaba komşunun gece seksleri, bir kadının denizden bulduğu kenar süsleri, hepsi bende birikip kötü bir şiirin kafiyelerini uyandırır. En dibe dolar aklımı bulandırır. Böcek içime düşer, komşu sigara yakar, süs öylece durur ve konu kapanır.