Son dönemde güncelleme kavramı oldukça gündemde olduğu birçok insan tarafından işitilmektedir. Biz de kendi çapımızda bu konuyu irdelemek istedik ve bu bağlamda kadim Şaman dini ve kültürü ile ilgili olarak bu yazıyı kaleme aldık. Bu yazımızın konusu ise Sibirya’nın yerlisi Türk budunlarından Hakas ve Altaylarda 20’nci yüzyılın başında en az kırk bin yıllık geçmişi olan çoktanrıcı Şamanizmin güncelleme girişimiyle ilgilidir.
“Ak Din” veya “Ak Dyan” olarak da bilinen Burhancılığın veya Burhanizm’in temelinde “burhan” sözcüğü yatmaktadır. Burhan sözcüğü ise Altay Türklerinde ana tanrının adlandırılmasında ve hatta öz adı olarak kullanılırken, Hakas Türklerinde bu sözcük Burhancılık inancındaki din adamlarını tanımlamak için uygulanmaktaydı. Aynı zamanda daha önceki dönemlerde burhan sözcüğü Türk ve Moğol halklarının geçmiş tarih deposu olarak kabul edilen kahramanlık destanlarında genel olarak tanrı ve Buda’nın tanımlanması için kullanılmaktaydı.

Bunun dışında Burkan adının eski Türk, daha doğrusu Kök Türk kağanları dönemindeki anlamına gelince, bu sözcükle Uygur Türklerinde yaygın olan ve Budizm’le karışmış olup Müslüman kaynaklarında Şamanan ya da Şamaniyyun olarak geçen inançta yer alan manastırlardaki dini totemlerin adlandırıldığını belirtmek olanaklıdır. Hem Buhara bölgesinde bile o dönemlerde Buthanaların inşa edildiği de bilinmektedir.
Buthanalar ise Bud, yani, Burkan’a ithaf edilen tapınaklara İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü davetlisi olarak 1926’da İstanbul’da bir dönem dersler veren tanınmış Rusyalı tarihçi ve Türklük bilimcisi Vasiliy V. Barthold Türkçede “Buda” ve “Buda heykelleri” anlamını veren “burhan” ya da “borkan” sözcüklerinin Mani inancının mensupları kendi azizlerini tanımlamak için kullanıldığını yazmıştır.

Türk dünyasının ilk ansiklopedistlerinden biri olan ve Şamanların en önemli ilahlarından Tanrıça Umay’a tapan kişinin çocuğu olacağı inancına eserinde yer veren Kaşgarlı Mahmut’un yapıtında yer alan şiirlerde “Burhan” inancına mensup olarak Uygurlardan söz edilmektedir. Kaşgarlı Mahmut Divan-u Lügat’it Türk adlı çalışmasında Uygurlar ile Müslümanların arasında vuku bulan savaşlardan bahsetmektedir. Burkan ya da burhan sözcüklerine çok yakın bir sözcük olan “burgan” Tıva Türkçesinde “put, tanrı anıtı” anlamlarını içermektedir. Aynı zamanda “burgan” sözcüğü Tıvaca’da tanrı anlamında da kullanılmaktadır.

Bununla birlikte Tıva Türkleri Burhan sözcüğüyle Buda’yı tanımlamıştır. Ancak Budizm inancının yayılmasıyla birlikte bu kavram içeriği itibariyle bu inanç sisteminde yer alan birçok tanrının topluca bir adı olmaya başlamıştır. İşte bunun neticesinde Tıva Türkleri Kamlık ve Budizm inançlarının karışımından meydana gelen Tanrılar katında yer alan tanrısal varlıkların herhangi birine ilişkin olarak “burhan” sözcüğünü kullanabilmekteydi.
Burhan, “Buda” ya da “Buda-Han” sözcüklerinin Türk-Moğol dillerindeki uyarlaması olup “buda, tanrı, tanrı tasviri, put” anlamlarını taşıyan bir kavramdır. Bu sözcük yer adı olarak Altay dağlarıyla Baykal gölü arasında kalan coğrafyada yaygın olarak görülmektedir. Bu yerlerin çoğu da yakınında üzerinde beyaz bezlerin bağlı olduğu “şaman-ağaçların” olduğu “kutsal yer, sahip iye ruhlara tapınma” mekânlarıdır.

Altay Burhancılarında Burhan kavramının aslında oldukça muğlak bir nitelik arz ettiğini ileri süren Altay Türkü araştırmacı Valentina Muytuyeva’ya göre bu kavramın en az altı anlamını tespit etmek olanaklıdır. Bunlar; “tanrı” anlamına gelen kuday sözcüğü yerine kullanılan Burhan kavramı; tanrının kendi adı olarak bilinen Burhan kavramı; Burhancıların güneş, ay, ateşe yönelik tapınmalar esnasında okudukları dualarda bu cisimlere Burhan sözcüğünü ekleyerek yakarışta bulunduğundan bu durumda anılan sözcüğün “kutsal” anlamında olması pek muhtemeldir; sahip ruh olan iyenin yerine kullanılan Burhan kavramı; Budist putlarına verilen isim olarak bilinen Burhan kavramı; Altay Türklerini güç durumdan kurtarmak üzere ortaya çıkacağı beklenen Mesih’in adı olan Oyrot Han’ın aynı zamanda Burhan olarak adlandırıldığı da bilinmektedir.

“Ak Din” olarak da bilinen Burhancılık Sayan-Altay bölgesindeki Türklerin ulusal kurtuluş duygularını kucaklayan bir inanç kurumu olarak 1903-1904 yıllarında Altay ve Hakaslarda ortaya çıkmıştır. Lamacılık, Hıristiyanlık, Kamlık ve milli kahramanlık destanları gibi çeşitli ideolojik etkilerin bir yumağı olan Burhancılık, aslında çarlık döneminde devlet tarafından yürütülen devlet siyasetinin, ayrıca kilise tarafından uygulanan ve zaman zaman zorlama biçimlerini alabilen tektanrıcı dine davete dönük tebliğ faaliyetlerine karşı bir tepki hareketinin dinsel platformdaki yansımasıdır. Aynı zamanda Burhancılığın, Kamlık inancının uygulamalarındaki “toplumun gelişmesi önünde duran engellere” karşı da duyulan tepkinin bir sonucu olduğu söylenebilir.

Kimi bilimciler ise Hakas Türklerinde eskiden beri uygulanan “tağ tayii” törenini Manihaizm inancının uzantısı olarak kabul etmesiyle birlikte bu ayini Burhancılık inancının bir inançsal uygulaması olarak görmektedir. Daha önceleri Kamlıkta mevcut Şaman davulu, totemler, kurban, kamlama ayini gibi unsurları yasaklayan Burhancılık inancı bilimsel literatürde daha çok Altay Türkleri etrafında araştırılmasıyla birlikte bu inanç sisteminin Hakas Türklerinde de ayrı ulusal inanç biçimiyle yaşadığını 1903 yılında gelenek hukuku uzmanı D. Ye Lappo işaret etmiştir. Ona göre, o dönemde bölgede yaşayan göçebelerin ruhsal yaşamında Hıristiyanlık ve Kamlığın içinde mevcut putperestliğin yanı sıra bir üçüncü kült olan tek tanrı, yalnız Huday kültünün de varlığı söz konusuydu.

1904’te Çugul-Sarok-Çandık adlı on iki yaşındaki Altaylı bir kızın üvey babası, Sibirya yerlisi Türk halklarından Altayların Köbök aşiretine mensup Çet Çelpanov’un koyunlarını güttüğü esnada gördüğü Kutsal Oyrot Hanın en önemli yer tuttuğu Burhancılık inancı, Şamanlık dininden gelen kimi unsurlarını, yani Han-Altay, yer-su, atalar kültü dahil eden ve böylece yerellik niteliğini kazanan Lamaizm inancının Altay türü olarak tanımlanabilir.
Kimi araştırmacıların ise her iki inanç sisteminde yer alan ana kavramlar, yani karma, nirvana, evren yapısı çözümlemesini yaptıktan sonra, tanrılar katında ilk sırada Üç-Kürbüstan’ın, onun ardından da Burhan’ın geldiği Burhancılık ile Budizm inancının arasında bu iki inanç sisteminin bir olduğunu ifade edecek düzeydeki ciddi boyutlarda tanımlanabilecek hiçbir bağlantının olmadığını, Budizm inancındaki ana kavramların çoğunun Burhancılıkta kabul görmediğini, kabul görenleri ise zamanla silindiğini ifade etmektedir. Bununla birlikte Burhancılık ya da Burhanizm kavramı Ortodoks misyonerlerin rapor ve kayıtlarında ilk kez 1905 yılından itibaren yer almıştır.

Burhan dininin, belki de farklı bir içerikli olsa da, 6’ncı yüzyılda Budizm inancını; Çin inançları Konfüçyüsçülük ve Taoism, İran inancı Zerdüştlük, Bizans inancı Hıristiyanlık ilerlemesinin ve bölgeyi nüfuzları altına almaları ve yaygınlaşmalarının önüne geçebilmek amacıyla kabul etmiş Köktürk kağanları döneminde geliştiği bilinmektedir. Anılan dönemde Türk yöneticisi olan ve dine aşırı bağlılığıyla bilinen Taspar Kağan hatta Budist sutralarını Türkçeye çevirtmekte, “Burkan heykel ve Burkan dini yazmaları ile azizlerin kalıntılarını saklamaya mahsus “ediz ev” denen kuleleri inşa ettirmekteydi.

Sonuç olarak Ak Din, “Ak Dyan” olarak da bilinen Burhancılık adlı inanç sisteminin Hakas ve Altay topraklarında, en az Yukarı Paleolitik dönemden beri varlığını sürdüren çoktanrıcı bir din olan Şamanizm’in 20’nci yüzyılın bir çeşit reform niteliğini taşıdığı ifade edilebilir. Zaten Hakas araştırmacılarından Prof. Dr. Viktor Y. Butanayev de bu sonuca 2000’li yıllarında ortaya koyduğu araştırmalarıyla ulaşmıştır. Söz konusu bu inançsal reformdaki amaç Şamanizm’in çok tanrıcı özelliğinden kurtulup Semitik inanç sistemlerinde mevcut tektanrıcılık özelliğine kavuşabilmekti.

Şamanizmin söz konusu güncelleme girişimi esnasında Ak Dinciler esasında Şamanlara karşı hem tepki alırken hem de güç tatbik ederek zorlamada bulunabilmekteydi. Ne var ki Altay topraklarında Çarlık Rusyası döneminde 1904 yılında patlak veren gelişmelerin neticesinde Burhancılık ya da başka bir deyişle Ak Din ciddi bir darbe almış ve yeniden canlanış için ancak günümüzde uygun bir zemin bulabilmiştir.

Sonuç itibariyle Ak Din, kadim Şaman inanç sistemini güncelleme yoluyla hem bir çeşit tektanrıcı görünüm kazandırmak hem de bu tek tanrıyı görünmez kılabilmek amacıyla gerçekleştirilen bir girişim olarak tanımlanabilir. Ortadoğu kökenli tektanrıcı inanç sistemleri ile Budizm’in etkisi sonucu şekillenen Burhanizm adlı reform hareketi Hakas halkbilimcisi V.Y. Butanayev’e göre Güney Sibirya’da yaşayan Türk budunlarının arasında yerli inanç bakımından gözlemlenen ilk tektanrıcı motifler içermektedir. Bu bakımdan Altay Şamanizm’ini araştıran ve eski Türkler döneminde mevcut çoktanrıcılıktan söz eden Prof. Dr. Leonid P. Potapov ile eski Türk Şamanizm’indeki birçok ilahtan bahseden Prof. Dr. Sergey G. Klyaştornıy’ın bilimsel tespitleri önemli ve anlamlıdır. Nitekim günümüzde de en az kırk bin yıllık Şamanizm çoktanrıcı özelliğini Sibirya’da yaşatmaya devam etmektedir.