Çektiririz Karakola

Lodos saçlarımızı dağıtıyor. Sıcak esiyor, bunalıyorum. Sırtımızı itiyor rüzgar, eteklerimizi uçuruyor. Ben formamın kenarlarına yapışmışım, Nesrin vapur güvertesinde sanki!

”Oh essin şöyle savursun. Toplamasana kızım eteklerini!”

Ben utanırım, açamam bacaklarımı. Hem karşıma nereden çıkacağı belli olmaz. Öyle dizimin üstünde etekle beni görmesini hiç istemem.

Sabah köşede bekliyordu. Gülümsedi belli belirsiz. Ben de yağlı kara gözlerine baktım uzun uzun. Yakışıklı sayılır, dik duruyor. Havalı da biraz büyük. Nesrin,”yirmi beş var.” diyor. Annem de her zaman erkeğin yaşına bakılmaz der. Bir bildiği vardır elbette.

Rüzgar sersem ediyor insanı. Ağaçların üzerine çökmüş, dallarını kıracak. Sevmiyorum lodosu. Sokaklar sararmış yapraklardan, çerden çöpten geçilmiyor. Bu havada gelemez. Okuldan durağa kadar güç bela yürüdük. Uyanık Nesrin! Benden önce görmüş.

”Senin kara marsık orada bekliyor.” dedi.

Bu defa altta kalmadım, yapıştırdım cevabını!

”Ben de her hafta Işıklar Lisesinin kapısında dursaydım, cillop gibisini bulurdum herhalde.” dedim.

Nesrin dudaklarının içini yemeye başladı. Kolumdan çıkıp küstü bana. İki dakika sonra nasıl olsa unutur. Nesrin yanımdan gidince onun adımları iyice yaklaştı.

“Niye peşimden geliyor? Yanımdan yürüyüp bir iki laf atsa ya!”

Belki çekingen biri, ne bilelim. Otobüs de geç geldi. Bugün Cuma. Tezveren babadan dönen başörtülü kadınlarla dolmuş koltuklar. Annem de memleketten kim gelse bahane eder, babamdan işiteceği azarı bile bile mutlaka götürür. Akşam Yurdanur teyzeyi kandırmaya çalışıyordu. Başım ne zaman dara düşse giderim!

Kadın annemin ısrarlarına aldırmadı. ”Adım atmaya halim yok Ayşe,” dedi.

Yorgundu Yurdanur teyze. Onu ilk gördüğümde soğuk mermere benzeyen yüzünü sevmemiştim. Hatırını sordum. Kem küm etti. “Kendini beğenmiş, kasıntı kadın konuşmaya tenezzül etmiyor!” demiştim içimden. Gizli gizli avuçlarının içiyle yanaklarını silerken görünce de çok üzüldüm. Dayanamadım,

”Hasta mısınız? Bir yeriniz mi ağrıyor?” dedim. Yüzümü okşadı. ”Keşke, hasta olsam!” dedi. Anneme sordum.

”Ankara’da Fakültede okuyan oğlu vardı. “Karışmış işte olaylara!” deyince, ”hapiste mi yoksa.” dedim. Önce sus, işareti yaptı, sonra da sağlam bir çimdik attı. Ya çimdik ya azar bütün yaptığı.

Otobüsten inene kadar Nesrin dürttü, kaşıyla gözüyle işaret etti durmadan. Bana bakıyormuş. Tam arkamdaymış. Neredeyse yanaşacakmış. Namazgah yokuşunu çıkarken arkamızdan gelen topuk seslerini duyduk. Bize doğru yaklaşıyor. Kimselere yakalanmayız inşallah!

”Affedersiniz, bir şey konuşmak istiyorum sizinle!” diye durdurdu beni. Trafonun oraya doğru gittik. Nesrin yanımızdan uzaklaşırken göz kırptı. Bir arkadaşını arıyormuş, adresini kaybetmiş. Bu isimde komşumuz var mıymış, diye sordu.

”Yok.” dedim.

Babamın ne iş yaptığını sordu.

”Memur.” dedim.

Kaç kişiymişiz evde? Misafir falan gelir miymiş memleketten? Sinir oldum. Bana arkadaşlık teklif edeceği yok bunun. Saçma sapan soru soruyor. Bendeki şansa köpek tükürsün! Sıktı ama, ”sana ne be bizim evimize gelenden? Zaten kadıncağız kendi derdine düşmüş!” deyince arsız arsız güldü.

Adam gidince Nesrin yanıma geldi. Merakından çatlamış. Sorduğu soruları anlattım. ”Kız, bu adam sapık olmasın sakın!” dediğinde içime kurt düşürdü. Tekrar düşününce de korktum!

”Bir daha gelirse Nesrin ne yaparız?” dedim.

Sekiz kere yediyi bilmez ama böyle şeylere kafası çalışır.

”Baban şikayet etsin. Çektirin karakola. Bir gece yatsın, anasının gününü görsün oralarda!” dedi.

Çok moralim bozuldu. Annemden de bir şey saklayamam. Daha kapıdan içeri girmeden anladı. Adamı söylesem dayaktan öldürür beni. Her gün aynı tembih. Ayakkabımın ucuna baka baka yürüyecekmişim. Tanımadığım hiç kimseyle konuşmayacakmışım, ortalık bozukmuş. Annem Yurdanur teyzeden çekinmeden beni sıkıştırıyor.

“Okulda bir şey mi oldu?”

Bu kadının elinden kurtulacağım yok. Benim de aklıma İngilizceci geldi. Nesrin’in papatya suyuyla açtığı saçlarına taktı ya.

”Nesrin kaşındı gene. Akşamdan gözüne hacı sürmesini çekmiş. Sabah arap bacılar gibi sınıfa gelince Hoca, insanlar hapislerde çürüsün siz sürün, sürüştürün bakalım!” diye ağzına geleni saydığını söyledim.

Yurdanur teyze oturduğu yerde sallanmaya başladı.

Annem, ”sokağın tozunu eve taşıdın niye oturuyorsun, kalk hadi!” dedi.

Ne var kızacak o kadar? Ne dedim de sallanıyor bu kadın da, deli midir nedir?

Babam işten geldiğinde ise ”Yurdanur abla, bir haber var mı?” dedi.

Annem kaşlarını oynatıp bir şey demeye çalıştı. Babam üzerini değişip kömür kovasıyla bodruma gitti. Dışarıda rüzgar hızını alamamış, kuduruyor annem soba yaktıracak.

”Lodosta olacak iş mi?” dedim.

Annem uzun bir of çekti.

”Sofrayı hazırla sen.” deyince mutfağa gittim.

Babam kovanın içini yırtık kitap sayfalarıyla doldurmuş.

”Bunları mı yakacağız baba, çıramız yok mu?” dedim.

Annem kulağıma eğildi.

”Sana ne yanandan? Her şeye burnunu sokuyorsun.” dedi.

Alt tarafı soru sordum. Her fırsatta tersliyor beni. Yurdanur teyze geldiğinden beri ağzımı açtığım kabahat oluyor. Bu sene de bizim salon kahveye benzedi. Geçen kış sobayı köşeye kurmuştuk da hiç ısınamamıştık. “Salonun ortasında olur mu?” diyen anneme inat, babam dediğini yaptı. Saydım tam sekiz düz, üç dirsek borusuyla bacaya giden uzun bir yolumuz var artık. Annem de babamdan dert yanıyor.

”Yurdanur abla şu halimize bak. Tavanı kaç yerden matkapla deldi. Boruları telle astı. Baş edemedim valla.” dedi.

Kadın bir borulara, bir tavana baktı, gözleri doldu.

”Allah.” dedi fısıltıyla.

Annem kadının yanına gidip sarıldı.

”Bırakma kendini abla. Daha bir şey belli değil. Mahkemeye çıkmadılar bile.”

Kadın ağladıkça annem ağladı. Ben çalışıyormuş gibi deftere dört yapraklı yoncalar çizdim. Mahkeme lafından bir şey anlamadım. Babam televizyonu hiç açmadı, sigarasını içmesine şaştım. Bir nefeste parmak ucu kadar içine çekti. Perdeyi açıp camdan baktım. Başı önünde eli kolu bağlı gölgeler duruyor. Lodosun sesinden başka şey duymadım. Babam kimseye İyi geceler bile demeden yatmaya gitti.

Annem,

”Kusuruna bakma, dairede tayin lafı var gene. Canı sıkılıyor.” dedi.

Yurdanur teyze annemin ellerini tuttu.

”Ne kusuru Ayşe? Ak koyun kara koyun geçitte belli olurmuş. Herkes selam bile vermezken bana evinizi açtınız.” dedi. Allahın selamını niye vermiyorlar? Bir şeyler oluyor ama bana söylemiyorlar. Annem düşündüklerimi okumuş gibi,”Yazılın yok mu senin? Odanda çalış.” dedi.

Yatağa yatınca uyuyamadım. Yurdanur teyzenin oğlunu merak ettim. Kadın üzüntüsünden kahrolduğuna göre bu iş kötüye benziyor. Mahkemeye çıkmadan yatanlarla dolu hücreler. Gece gündüz havasız kalmak kolay mı? Bu adam da nereden beni buldu? Peşime biri takıldı diye tam sevinmişken hevesim kursağımda kaldı. Bir tane sigaram olsaydı keşke, ne iyi olurdu.

Kahvaltı sofrasında Yurdanur teyze elleriyle ağzını saklamış, annem de ona doğru eğilmiş konuşuyorlardı.

”Afiyet olsun!” dedim.

Bana dikkatlice baktı.

”Hangi liseye gidiyorsun? Ne olmayı düşünüyorsun?” dedi.

Annem benden önce atıldı. ”Düz lise pek karışık, diye babası yollamadı. Ev idaresi bölümünde okuyor.”
Bir şey olacağı yok, kısmet bekleyecek, demek istedi.

Ben de ”oğlunuz fakülteyi bitirince ne olacak?” der demez, kadın gene sallanmaya başladı.

Pot kırdım belli ki. En iyisi okula gitmek. Annem kapıya çıktı, kulağıma şöyle dedi:

”Ne densiz oldun be kızım! Ne çok şeyi soruyorsun? Bana bak soran olursa bize hiç kimse gelmedi ha, ona göre!” diye tembihledi. Hemen aklıma o adam geldi.

”Dün anne, bir adam sordu, ben sana diyecektim!” diye kekeledim.

Annem dizlerine vurmaya başladı.

”Niye söylemedin, ne zaman? Nasıl deriz babana şimdi?” diye telaşlandı.

Kolumdan tutup yatak odasına sürükledi. Kulağımı bırakmadan adamın ibini dibini sordu. Tanımadığım biriyle bu zamanda konuştum diye çok kızdı.

”Korkma anne, şikayet ederiz adamı, karakola çektiririz.” dedim.

”Çıkar formanı. Bugün okula gitmeyeceksin.” dedi.