Harikulade bir sofra hazırlamışsın ama kimse oturmak istemiyor. Anlatacak harika bir hikayen var ama dinlemek isteyen yok. Dünyanın en sevimli, en eğlenceli oyuncağını yapmışsın ama onunla oynayacak hiç çocuk yok. Külçe külçe altının var ama Pasifik’in orta yerinde, ıssız bir adadasın ve o altınlarla alacak hiçbir şey yok: Gerçek birer kâbus!

Değerler müştereken inşa ediliyor. Değerler öyle bir kenarda kendi başına duran, kendinden menkûl ve onlarla ilişkiye giren tarafların yokluğunda herhangi bir anlam ifade eden şeyler değil. Bu bakımdan olgulardan bambaşka bir mahiyetteler. Bir şeyin değerinden bahsedebilmek için, o şeye değer veren insanların varlığı zorunludur. “Çok değerli bir insan” cümlesinden başka insanlar onun değerli olduğuna inanıyor. Çünkü bir şey, kıymetini bilen varsa kıymetlidir.

Güçlü yapıdaki kişiler başkalarının tepkilerini umursamıyor. Yeterince kararlılarsa ve kendinden eminlerse, hani inançlı ve kararlıysan yanlış dava bile haklılaşırmış ya, burunlarının dikine gidiyor ve bazen başarılı da oluyorlar. Ancak, çoğu zaman, başkalarının tepkileri her şey demek. Kişinin kafasında tasarlayıp ortaya koyduğu söylem ve eylem, karşısındaki tarafından birebir algılanmayabilir. Yanlış anlaşılabilir. Verenle alan arasında kusursuz bir örtüşme olması çok zor.

Yine de, söz konusu örtüşme kısmen de olsa gerçekleşmediğinde, yani sunulanın hiç alıcısı olmayıp boşluğa konuşulduğunda, ortaya acı yüklü bir deneyim çıkıyor. “Beni dinleyecek kulaklar arıyorum!” ya yoksa? Veren elin acısıdır bu; çünkü alan hiç kimse yoktur. İşiten, dinleyen, dikkat kesilen, odaklanan tek kimse yoksa, yani bir muhatap yoksa, inşa ettiğini iddia ettiğin değer güdük kalır. Tamamlanmadan, sessizce sönümlenip gider.

Davetine kimselerin icabet etmemesi, diyelim ki, ortaya koyduğun olağanüstü bir bestenin kimselerce dinlenmemesi acıya sebebiyet verirdi. “Ben buradayım!” çığlığını kimselerin duymaması… Gelgelelim, günümüzde bu duruma alışmak gerekiyor. İlgi ya yok ya da az, veya olsa da kısa süreli: Saman alevi gibi. Bir an göklere çıkartılman, bir başka an ise yere çalınman mümkün. Bugün insanlara “hayatın anlamını buldum!” bile dense, “biraz yoğunum!” yanıtının duyulması, hatta o yanıtın bile duyulmaması mümkün.