Deli Durulma

Dünya yanmış da bir o kurtulmuş dersin. Deli durulma bu. Kara duygundan da öte, en dipteki balçığa bulanıp görünmez olma hali. Kurtuluşu, şüphesi, kaygısı… Hepsi bir arada. Deliliği buradan değil. Varsanıdan! Dün öğle üzeri dışarı uğramış yaka paça. Tabak gibi gerilmiş yüzünün derisi. Dokunsan yırtılacak. Ne dediği, ne demeye yeltendiği anlaşılır şey değil. Bağırmış önce. Yoldan geçenler diyor; “Ateşe atılmış gibi bir ses!”,”Susmuyor adam!” diyor yanımdan geçen bir başkası. Sonra olmadık laflar mı ne?

Ben onun böyle bağırdığı sırada köşeyi henüz dönmemiş olmalıyım. Dönüp onun olduğu sokağa girince de gözüme ilk çarpan o olmadı, bende yalan yok. Karşıdan iki kısa etekli geliyordu, gözüm onlardaydı, ne  yapayım. Konu bu değil şimdi. Yürüdüm, sokağı yarıladım. Ona yaklaşıp tam yanına gelince duydum söylediklerini. Yüksek perdeden nutuk atar gibi konuşuyor da söyledikleri anlaşılır gibi değil. Noktası virgülüne aktarıyorum ne dediğini, elimden bu geliyor şimdilik. Soruyorum, dairenin kaçta kaçına sahipsin değil, kaçta kaçı senin dışında dönmüş? Başka biri ağını kaç defa örmüş senin başına? Kaç soğan bir baş eder? Kurak geçen bir yazın sonu nereye varır?” Çatallı sesiyle, yanık yanık böyle dedi. Bu son dediğini sanki bana söyledi, öyle anladım.

Baktım, çakmaklı gözleri gökyüzünde bulut arıyor. “Biraz yağsaydı iyi olacaktı!” dedim. O beni duymaz bakınca, kendi kendine konuşan da ben oldum haliyle. Bazen duramazsın aptal gibi görünmemek için, kısa eteklilerin birkaç adım öteden kıkırtısı da duyulunca devam ettim. Umutsuz, “Birkaç güne yağar diyorlar.” O; bana bakarak, ama sanki bakmadan, bir acayip konuştu. Sesi bir derin, bir dolu dolu. “ Tepetaklak düşünce afallarsın!” dedi. Bir parmağı havaya kalktı, gaipten gelecek bir sesi dinlememi ister gibi durdu. Gözleri daha bir açıldı üzerime doğru. “Afallamak, şaşkınlık değildir, ya da sersemlemek. Her şeyin, en iyi bildiğinin bile bir an yok olması halidir. Bir hiçlik hali. Zamanın ve nesnenin olmadığı bir kara boşluk…” Ne dediği anlaşılmasa da böyle konuşturan kötü bir şeyler yaşamış, belli. Onu gerçekliğe bağlayan ipler de gevşemiş hepten. Elden ne gelir, deyip yürüyüp gitmek vardı. Yapamadım, çakılı kaldım olduğum yerde.

“İyi misin arkadaş?” dedim. “Derdin nedir?”

“Yok bir şey.” dedi.

“İyi ya!”

“Sorun bu.” dedi sonra. “Bir şey yok iken var sanmak!” ağladı ağlayacak.

“Üzme kendini.” dedim. Yersizdi bunu demem. Anladı öylesine konuştuğumu. Sustu. Öyle bir uzağa baktı sanki. Yolun sonundan deniz görünüyordu. Balıkçı tekneleri sallanıyordu üzerinde ihtimal. Bir gidimlik gibi duruyordu yol. Duruyorduk. Az önceki bağırtıya başlar çıkmıştı pencerelerden. Başımızın üstündeki, birinci kattan bir adam yarı beline dek sarkmış. Eliyle deli işareti yaptı yanımdaki için. Pencereyi kapatıp perdeyi çekmeden boş ver dedi yine eliyle. Boş veremedim.

“Hayat var ile yok arasında, ne tuhaf!” Elimi koydum omzuna, kırk yıllık dost gibi. “Tuhaf!” dedim.
Kızlar yürüyüp gitmişti çoktan. Sokağın orta yerinde ıssız iki duba gibi sallanıyorduk. Tanımadığım bu adama bir şeyler söylemek geldi içimden. Bu koca şehirde ne dersem diyeyim beni anlayacak tek kişinin o olduğunu düşündüm bir an. Ne bileyim, sanki içimin derinine elini sokmuştu da çıkardığı çamura bakıyordu şimdi hiç kırpmadığı gözleriyle. “Savruluyoruz işte!” dedim. “Bazen bir duvara çarpıyoruz, bazen sürünüyoruz yerde, bazen de havalandım diye sevinir iken düşüveriyoruz!”

Roller değişivermişti bir anda. Aklı başında olan oydu da gündüz vakti tozutan ben. “Olur böyle!” dedi. Aklıma ilk gençliğim gelmişti. Neler hayal edip nerelere vardığım. Ya da varamadığım işte, neyse. Bir hüzün, dolu dolu…“En iyisi kaybolmak!” dedi. “Varmış gibi görünmek herkese, ama yokluğa karışmak!”

“Yaptığımız bu zaten!” dedim ben de. “Hayata atılın dediler, atıldık. İş güç, evlilik, çoluk çocuk. Yok oldu hayallerimiz içimizde.” O beni anladı. Bakışı değişti, ilk kez beni görüyordu sanki. Ben de onu anladım aynı anda. Onu bu hale getiren neydi bilmiyordum; ama ikimiz de el yordamı ile sağa sola çarpa çarpa, biri görmez, öteki duymaz iki insan gibi hem gördük hem duyduk birbirimizi aynı anda. Deli durulmanın ne olduğunu hiç sözsüz, söylemesiz o an anladım. Öyle birdenbire. Benim de tam göbeğinde olduğumu ürpererek…  Sonra işte, ben yürüdüm gittim. O benim arkamdan deli deli bir bağırma tutturdu yine.

Yazar: Berna Durmaz