Devrimcileşen Nesneler

Bundan onlarca yıl önce yapılması çok zor, hatta lüks görünen şeyleri, içinde yaşadığımız zaman diliminde hemen her sınıftan insan yapabilir, erişebilir duruma geldi. Misal; içinde jakuzileri, açık büfe sınırsız yeme içme alanları, eğlence parkları, lüks odaları bulunan bir konsept gemiye doluşup okyanuslar aşmak, ihtiyaç duyduğunuz pek çok ikonlaşmış markayı tek çatı altında toplayan, alışverişten sıkıldığınızda sizi kahve içmeye veya sinema salonlarında başka bir dünyaya girmeye davet eden mega alışveriş merkezlerinde zaman öldürmek, müzikten tutun da Amazon ormanlarına, Uzak Doğu kültüründen başlayın da vejetaryen mutfağına, sınırsız formatta damak zevki deneyimi sunan konulu kafe ve restoranlarda hem karnınızı doyurup hem de simülatif bir ortamın tadını çıkarmak artık pek de zor değil. Tüm bunlar uçsuz bucaksız bir yelpazenin sadece birkaç santimlik kanatları. Bunlar yeni tüketim araçları, yani bir görünümlü binler, çok yönlü tüketim canavarları. Çözümü basit; sıkılınması kolay, ama sonsuz bir tekrar gücü potansiyelini bünyesinde barındıran rubik küpleri!

Tüketim kültürü günümüzde öyle bir hal aldı ki, artık birey olarak bu yeni tüketim araçlarının hipnotize etkisi karşısında yalnızca tüketmiyoruz, daha fazla para ve daha fazla zaman harcıyoruz. Aşağıda bahsedeceğim mega tüketim katedrallerinin en güzel örneklerinden olan Las Vegas kumarhaneleri ve burada yaratılan kültür şu noktada bahsettiğim zaman ile para meselesini betimleyen örneklerden. Bir yandan günlerinizi gecelerinizi harcadığınız Las Vegas kumarhaneleri, öte yandan size sürekli bir şeyleri almayı dayatıyor. Burada zaman kavramı donuyor. Alışveriş olgusu sunulduğu büyülü atmosfer içerisinde kolaylaşıyor.

İşte bunu size veya bize yaptıran devrimcileşen tüketim araçlarıdır. İkonik nesneler ve herkeste olduğu için bizde de olması gerektiğine inandırıldığımız şeyler. Şeylerin gücü! Karşı konulmaz bir pazar işleyişi, önünde durulması imkansız bir tüketim akışı ve asla enerjisi tükenmeyen bir devirdaim sistemi var. Devrimci tüketim kültürü; kamuoyuna o kadar güzel yedirildi ki, artık bu kültüre ait olmayan veya ısrarla direnen mekân ve kurumlarda bile bu kültürün sundukları beklenmeye başlandı. Maalesef üniversiteler, hastaneler, spor salonları, tiyatrolar, futbol, beyzbol, basketbol müsabakalarının yapıldığı statlar veya kapalı salonlar. Hepsi birer mini tüketim katedrali hâline geldi. Üstelik değerleri tüketim güçleri ile ölçülmeye başlandı.

Üniversitelerde verilen eğitimden çok, kampüs içlerinde sunulan yeme içme konulu yurt, giyim kuşam, eğlence alanları, kafeler ve benzeri şeyler ön plana çıkar oldu. Öğrenciler ve aileleri potansiyel tüketiciler olarak algılandıklarından kütüphaneleri, laboratuvarları, eğitim kadrosu gibi etkenleriyle tüketim gücü yaratması gereken üniversiteler yukarıda saydıklarımın gücü ve fazlalığı oranı dahilinde kendilerini ‘sattırmayı’ başarır oldular. Aynı şey hastaneler için de geçerli. Dev LCD ekranlı televizyonlar, otel odası formatında hazırlanmış hasta odaları, lüks kantinler, altın varaklı dinlenme koltukları, hatta piyanolar… Örnekler açılabilir, çoğaltılabilir, ama fazla uzatmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Çünkü işin özü her yerde bize bir şeylerin satılmaya çalışıldığı bir zamanın içinden geçiyoruz şeklinde özetlenebilir. Üstelik müthiş bir büyüyle bunu gerçekten istiyormuşuz algısı yaratılarak yapılan satışlar bunlar!

Olayı bir tık daha ileri taşıyacak olur isek, devrimci kültür ve nesneleri, mabedimiz dediğimiz evlerimizin de içinde büyük bir keyifle izlediğimiz dizi ya da filmlerin içerisine yerleştirilen sanal reklamlar vasıtası ile bilinçaltımıza sahip olmamız konusunda baskı yapıyor. Ancak bu nesnelerin ve kültürün de bir ömrü var. Yukarıda belirttiğim gibi, zamanı çabuk geçen, kolay, sıkılınan ama tekrar ve yenilenme özellikleri sayesinde bizi vazgeçtiğimiz yerden yakalayıp yolun başına atan bir kültür bu. Bu duruma bir giriş örneği verecek olur isem, en güzeli sanırım devrimci oyuncaklarımızın satıldığı mini tüketim katedrallerinden alışveriş merkezleri olur.

Hemen hemen hepsi birbirinin aynısı olan bu mekanların temeli eski Yunan’da insanların bir araya geldiği agoralara dayanıyor. Alışveriş merkezleri; sıkılma, tekdüzeleşme ve vazgeçilme paylarını ortadan kaldırabilmek için durmadan konsept ve format üretip diğerlerinden daha iyi bir kılıfla kendilerini sunmaya çalışıyorlar. Bunu imza günleri, indirim kampanyaları, ünlüler tarafından hazırlanıp sunulan alışveriş merkezi içi eğlence ve reality programları, ödüllü yarışmalar, çekilişler, süslemeler, çocuklara özel içerikler, konser ve hatta partiler ile bu bağlamda alışveriş merkezleri tüketim katedrali etiketini alınlarının akıyla hak ediyorlar. Sürekli bir değişim, daimi bir yenilenme, özünde hep aynı kalmakla birlikte insanlara farklı olunduğuna dair yutturulan etkili tüketim hapları. Tüketim katedrali kavramı tam da bir taşla bir milyon kuş vurmak anlamına geldiğinden, bunu yerel boyutta başaran en güzel ibadethaneler. Yaratılan bu suni beraberlik olgusuyla oluşturulmak istenen şey ise asla yalnız olmadığımızdır.