Küreselleşmenin getirdiği stres nedeni ile birçok insan psikolojik olarak olumsuz etkileniyor. Toplum ve aile içindeki sorumluluk ve artan iş yükü gibi çeşitli sorunlar, insanların psikolojisinde hasarlara yol açtığı da bilinmekte. Gün geçtikçe bazı psikolojik rahatsızlıkların birey ve toplum üzerindeki etkisini daha fazla hissetmeye başladık ve öte yandan, artan sosyal medya kullanımı ve medyanın oluşturduğu ideal insan tipi birçok farklı psikolojik olumsuzluklara sebep oluyor. İşte bunlardan biri de dismorfofobi!

İlk kez İtalyan psikiyatr Enrico Morselli tarafından 1886 yılında tanımlanan bu hastalık “kendini beğenmeme” ya da “ayna hastalığı” olarak da adlandırılıyor. Dismorfofobi genel olarak vücudumuzun farkına vardığımız ergenlik döneminde başlayıp, ilerleyen yaşlarda artarak devam ediyor. Özellikle, bekar ve boşanmış kişilerde görülüyor olması da bir tesadüf değil. Kendini beğenmeme ve aynaya küs olma hastalığın başlıca belirtileri olup, aynaya çokça bakmak da dismorfofobinin belirtilerinden biri olabiliyor. Konu ile ilgili yapılan çalışmaların sonuçlarına göre dismorfofobi kadın ve erkekte eşit oranda görülüyor. Bu rahatsızlığın tanısı, ortalama otuz yaş civarında konuyor.

Uzmanlar, vakaların büyük çoğunluğunu çalışmayan ve hiç evlenmemiş kişilerin oluşturduğunu söylüyor. Bu bozukluğa sahip kişiler, ilk belirtilerini tipik olarak ergenlik veya erken erişkinlik evresinde veriyorlar. Güzellik arayışları, bir ünlüye benzeme isteği, o kişilerin bazı fiziksel görünümlerine ve özelliklerine aşırı hayranlıklar, arkadaşlar arasındaki örseleyici etkileşimler, alaycı bir takım tutumlar da genci fiziksel görünümünü incelemeye yöneltebiliyor. Ve sonrasında birey, bahsi geçen tepkiler neticesinde bu tür bir reaksiyon gösterebiliyor.

Vücut, dismorfik bozukluğu, hafif olarak çocukluk, ergenlik veya yirmili yaşlar ve yukarıda bahsettiğimiz üzere otuzlu yaşlarda kendini gösteriyor olsa da genellikle orta sınıf ailelerden gelen vakaların, ancak çok küçük bir oranına bu teşhis konabiliyor. Çünkü bu kişiler genel olarak direkt psikiyatriste başvurmak yerine plastik cerrahiye başvuruyorlar. Böylelikle belki de asıl rahatsızlıklarını hiç öğrenemiyorlar ve hastalık ilerliyor. Hastalığa sahip kişiler, sıklıkla dermatoloji ve plastik cerrahi kliniklerine giderek, yüzündeki akne, yara izi veya burun şeklinin güzelliğine gölge düşürdüğüne kayıtsız şartsız inanıyor. Tabii, kendisini bu duruma müdahale etmek zorunda hissederek dermatologların plastik cerrahların kapılarını aşındırıyor.

Tedavisinde ana yaklaşım, psikoterapi ve ilaç tedavisidir. Tek başına ilaç tedavisi de bu hastalığı iyi etmemektedir. İlaçlar kişiyi daha yumuşak başlı kılıp takıntılardan uzaklaştırır iken, kişinin terapiye yatkınlığını ve işbirliğini artırıcı bir etken olabiliyor, ama bu ilaçlar sayesinde bedensel takıntılar, gerilim, anksiyete ve depresyon belirtileri ortadan kaybolsa da, kişinin düşüncelerini daha gerçekçi ve kontrollü kılması ile sınırlı kalıyor. Bazı ileri vakalarda bu ilaçların hayat kurtarıcı yardımları da olur. Bu vakalar takıntılarının yoğunluğuna bağlı olarak derin bir elem ve acı içindedir ve intihara kadar gidebilen girişimleri olabilir. İlaçlardan ve terapiden yararlanırlar. Bu konuda uzman psikologlar tarafından uygulanan davranışçı terapi yöntemi de son derece yararlı yol gibi duruyor.