Aidiyet kavramı birçok alanla ilişkilendirilmiş, buna bağlı olarak farklı tanımlamaları bulunan bir kavramdır. Felsefe ve edebiyat alanlarında yer alış biçimiyle aidiyet, varoluşçuluk akımı ile anılmıştır. Ontolojinin temelini oluşturmakla birlikte, insan ve davranışı ile ilgilenen psikolojinin de başlıca konularındandır. Sosyoloji alanında ise kimlik ve etnisite kavramlarıyla ele alınan aidiyet genellikle göç olgusuyla ilgili çalışmalarda kendini gösterse de son yıllarda post-modernizm etkisi altında “modern kimlikler ve aidiyet biçimleri” şeklinde birçok güncel çalışmada kendini yeniden göstermiştir.

Aidiyet kavramını ele alan yazarlardan biri Amin Maalouf’un “Ölümcül Kimlikler” adlı kitabı sosyolojik bakış açısı ile ele alınarak akademik çalışmalara konu olmuştur. Bunun nedeni, yazarın aidiyet kavramını türevli bir biçimde ele alarak kimlik olgusunun içerisinde işlemesidir. Yazarın bakış açısına göre, kimliğin bir üst başlık olarak ele alındığı ve aidiyetlerin kimliğin altındaki alt başlıklar olduğu bakış açısı “Ölümcül Kimlikler” kitabının temel tartışma konusudur. Aidiyetlerin bir kısmının doğuştan, çoğunun ise doğuştan olmadığı vurgusu yapılmaktadır. Bu noktada sosyolojik bir değerlendirmeyle “doğuştan gelen” ve “sonradan oluşturulan aidiyetler” ayrımı yapmak yerinde olacaktır. Bu tür bir ayrım hem kitabın temel tartışma konusunu hem de aidiyet kavramını anlamak için yardımcı olmaktadır.

“Sonradan oluşturulan aidiyetler”in; evlilik, meslek seçimi, hobi, aktiviteler, arkadaşlıklar, yaşanılan çevre, giyim tarzı, yeme-içme alışkanlıkları, tüketim tarzı ve daha fazlası olduğu söylenebilir. Daha çok yaşam tarzını oluşturan faktörler ile ilişkili olan bu kimlikler, kısmi olarak bireyin kendisinin tercih ettiği alanları kapsamaktadır. Çünkü bu faktörlerin oluşmasında aile, kan bağı şartı, etnisite faktörleri etkin değildir. Doğuştan gelen aidiyete ilişkin kimlik faktörleri ise ırk, dil, kan bağı ile oluşan aile ve göreceli olarak cinsiyettir. Yazarın da ayrımını yaptığı üzere aidiyetlerin bir kısmı doğuştan, çoğunluğunun ise sonradan oluştuğu görülmektedir.

Birey doğuştan getirdiği aidiyete ilişkin kimlik öğelerini erginliğe eriştiğinde reddederek kendisini tanımlayan yeni kimlik formları oluşturabilir. Ancak bireyin doğuştan sahip olduğu aidiyete ilişkin kimlikler bireyin yaşamının sonuna dek bilgi olarak kendisiyle birlikte varlığını sürdürmektedir. İltica ederek yeni bir vatandaşlığa geçiş yapan birey istediği takdirde yeni bir dil öğrenerek ana dilini kullanmayı reddedebilir, dinini değiştirebilir ve eski soy kütüğüne ihtiyaç duymayabilir. Tüm bu imkânlar gerçekleşirken bireyin içerisinde yetiştiği kültür, kavramsal olarak sosyoloji ve antropolojinin başlıca konularından biri olmasıyla da baskınlığını göstererek bireyin doğumundan itibaren yaşamının her alanında etkisini gösterip hemen her şeye nüfuz etmektedir. Bu noktada kültür ve aidiyet kavramları birbiri içerisinde var olmaktadır.

Bireyin hem doğuştan getirdiği aidiyetlere ilişkin kimliklerde hem de sonradan oluşan aidiyetlere ilişkin kimliklerde etkin kavramlardan biri olan kültür, üst kimlik olarak aslında bireyin gerçek-faal kimliğini oluşturmaktadır. Birey sosyal bir varlık olarak içerisinde yetiştiği toplumun kültürünü tanımakta, kültüre ait unsurlardan kendisinde bir parça da olsa barındırmakta ve yansıtmaktadır. Kültüre ait unsurları beğenip beğenmemek veya bireysel olarak içselleştirip içselleştirmemek bireyin kendi vereceği bir karar olduğundan aynı kültür içerisinde ortaya çıkan farklılaşmalar ve çeşitlilikler görülebilmektedir.

Bu nedenle çoklu kimliklere vurgu yapan Amin Maalouf’un kitapta bahsettiği bakış açılarından biri olan, bireylerin çoklu aidiyete sahip oldukları bilincine varmalarının toplumda ‘çimento’ görevi görerek nasıl bir toplumsal etkileşimde bulunacaklarını belirlediği yönündedir. Aidiyete, çoklu kimliklere karşı duyulan saygı, hoşgörü ve kabul etmenin yapıcı bir toplum düzeni inşa ederek gelişmeye imkân tanıdığı, bilindiği gibi tam tersinin olduğu durumlarda kaosun, sosyal sorunların ve istikrarsızlığın yaşandığı bir toplum düzeni oluştuğu da bilinmektedir.