Salı, Ekim 16, 2018
Ana Sayfa Teoloji Doktrin Karmaşası: Kadercilik ve Önceden Belirleme

Doktrin Karmaşası: Kadercilik ve Önceden Belirleme

Hıristiyan doktrini olan “önceden belirleme” ve putperest doktrini olan “kadercilik” birbirleri ile karıştırılıyor. Ve bu sebep ile de birçok yanlış anlaşılma durumu ortaya çıkıyor. Gerçekte ise iki doktrin arasında sadece tek bir ortak nokta vardır; o da gelecekteki bütün olayların mutlak kesinliğini varsaymalarıdır denebilir. Aralarındaki temel farklılık ise kaderciliğin kendi içerisinde kişisel bir tanrıya yer vermemesi ile ilgilidir. Önceden belirleme, meydana gelen her olayın, bilgelikte, güçte ve kutsallıkta olan tanrının bu olayların o şekilde gerçekleşmelerini belirlemesi ile meydana gelir iken, kadercilik ise meydana gelen her olayın kişiselleştirilmeden, ahlaki  ve fiziksel gereklilikten ayırt edilemeyen ve tıpkı güçlü bir nehrin bir ağaç parçasını taşıdığı gibi bizi kontrolünde tutan bir güce olan inançtır.

Önceden belirleme, tanrının sonsuzluktan bu yana, olayların dünyevi düzende gerçekleşmelerini sağlayarak tek bir plana veya amaca sahip olduğunu öğretmektedir. Tanrının olmasını buyurduğu her şeyin, yeterli sebepler üzerinde kurulmuş mantıklı kararlar olduklarını ve bütününde yaratılışın bu yönde hareket ettiği tek bir yüce amacın olduğunu öğretir. Önceden belirleme, bu plandaki amaçların ilk olarak tanrının yüceliği ardından ise onun halkının iyiliği olduğunu öğretir. Diğer yandan kadercilik en son nedenler kavramını reddeder. Evrensel bir imparatorluğun yönetimini sonsuz bilgeliğin ve sevginin elinden alarak kör bir gerekliliğin eline verir.

Kadercilik, doğanın akışını ve insanlığın deneyimlerini, bilinmeyen ve kendisine karşı savaşmanın ve karşı çıkmanın anlamsız olduğu karşı konulamaz bir güce atfeder. Önceden belirleme doktrininde  insanın özgürlüğü ve sorumluluğu korunmaktadır. Kesinliğin tam ortasında tanrı insan özgürlüğünün nasıl olacağını belirlemiştir. Fakat kadercilik, hiçbir seçim gücüne veya özgür iradeye yer vermemektedir. İnsanın hareketlerinin tıpkı doğa yasaları gibi kendi kontrolünün tamamen dışında olduğunu, insanın kişisel olmayan ve ahlaki düşüncelere yer vermeyen soyut bir güç tarafından yönetildiğini öğretir. Önceden belirleme ise bütün bunları tanrı ve insan için eylemlerinin sebepleri ve sonuçları olarak gösterir.

Böylece dine, sevgiye, merhamete, kutsallığa, adalete ve bilgeliğe anlaşılabilir en önemli yeri verirken kadercilikte bunların hiçbirine yer yoktur. Tanrının görkemini ve onun krallığının bütün yüceliğini gözler önüne sermesine ve hiçbir şeyin sarsamayacağı bir güvence vermesine rağmen kadercilik şüpheciliğe ve ümitsizliğe yöneltebilir. Bu doktrin, yaşamlarımızın ve hassas yüreklerimizin kaderin geniş ve acımasız demirden tekerleklerinde veya şansın çılgın gibi dönen dokuma tezgahında değil, fakat sınırsız iyiliğe ve bilgeliğe sahip olan tanrının her şeye gücü yeten ellerinde olduğunu bize açıklamaktadır. Calvin, bahsettiği doktrinin kadercilik olduğu suçlamasını defalarca reddetti. Bu konuda Calvin şunları söyledi: Kader, stoacıların çelişkili akıl yürütmelerinin labirentlerinde oluşturdukları gereklilik doktrinlerine verilen addır. Benim tanımladığım şekli ile ve kutsal yazılara göre önceden belirleme, tanrının kendi iradesinde bütün insan ırkını, bütün insanları ve şeyleri, ayrıca dünyanın her parçasını ve kısmını sonsuz bilgeliğiyle ve kavranılamaz adaletiyle yönetmesidir.

Böyle ki; kader teriminin benim için ne kadar iğrenç bir anlam taşıdığından emin olabilirdiniz. Aynı iğrenç terimin Augustine’in düşmanları tarafından ona haksızca atfedildiğini de görmüş olurdunuz. Luther, putperestler arasındaki kadercilik doktrinin, nasıl hala bütün insanların içinde hala bir tanrı kavramı bulunuyor ise aynı şekilde önceden belirlemenin bilgisinin ve tanrının hakimiyet kavramlarının da bulunduğunun bir kanıtı olduğunu söylemişti.

Felsefe tarihinde materyalizm, panteizm ile birlikte her zaman kendisini kaderci olarak tanıtmıştır. Ne de olsa hiç kimse tutarlı bir kaderci olamaz. Çünkü iddia ettiklerinde tutarlı olabilmesi için şunları söylemesi gereklidir: “Eğer bugün ölecek isem yemek yememin hiçbir anlamı yok. Çünkü nasıl olsa öleceğim. Eğer yıllarca yaşayacaksam da şimdi yemek yememe gerek yok. Çünkü zaten yaşayacağım. Bu yüzden yemeyeceğim.” Önceden belirlemeye göre ise, eğer tanrı bir insanın yaşayacağını önceden belirledi ise ayrıca bu kişinin aptal bir şekilde intihar edercesine yemeyi reddetmekten uzak kalmasını da önceden belirlemiştir değil mi?

Hamilton, “Kadercilik, yüzeysel bir şekilde paganların kader inancından farklı değildir. Bir Hıristiyan değişmez bir determinizmin soğuk ellerinde değil, bizleri seven ve oğlunu çarmıhta bizim uğrumuza veren sevgi dolu göksel babanın sıcak ellerindedir. Bir Hıristiyan, tanrının kendisini sevenlerle ve amacı uğruna çağrılmış olanlar ile birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu bilir. Bir Hıristiyan, tanrıya güvenebilir. Çünkü güvendiği tanrının tamamen bilge, sevgi dolu, adil ve kutsal olduğunu bilir. Tanrı, sonu başlangıçtan görür öyle ki işler bizim için yolunda gitmediği zaman paniğe kapılmak için hiçbir neden yoktur.”
Yani bu doktrinini hiç incelememiş veya kötü bir niyet ile yaklaşan birisi derhal bu doktrine kadercilik diyecektir. Önceden belirlemenin ve kaderciliğin ne olduğunu bilip de bu hatayı yapan hiç kimsenin mazereti yok diyebiliriz.

İçinde yaşadığımız evren sistematize edilmiş bir bütün olduğundan, tamamen aklı ve amacı ortadan kaldıran kadercilik ile, tanrının her şeyi yarattığını, ilahi takdirinin bütün işlerine yayıldığı, kendisi kendi doğasında özgür iken bizlere de kendi doğamızın sınırları içerisinde özgürlük tanıyan tanrıyı anlatan önceden belirleme doktrini arasında bir seçim yapmak zorundayız. Sık sık suçlandığımız gibi önceden belirleme doktrini, pagan kadercilik anlayışı ile aynı olmaktan öte, tam tersine kaderciliğe kesin bir şekilde karşıdır. Ve bu konudaki tek alternatiftir!