Düşünce Farklılıkları

Kimi küçük aksaklıklara, kargocunun kargoyu eve bırakmaması gibi bir soruna bile “rezalet” denir olmuş. Böyle olunca, yalancı çoban masalında olduğu gibi, insan yeni rezaletleri merak etmez, üzerine tıklatıp okumaz oluyor. Bir gün havalimanında valizler biraz geç konmuştu banta. Yanımdaki kişinin telefonda konuştuğu kişiye “hâlâ valiz bekliyorum. Hayatımın en kötü günü!” dediğini hatırlıyorum. Binlerce kilometreyi gökyüzünde uçarak kat etmişsin; ama hayatının en kötü günü; çünkü valiz gecikti.

Artık herkes video kaydediyor; ama gerçek skandalların da dönüştürücü bir etkisi kalmadı. Hani insanların vicdanlarına hitap edeyim, öyle görüntüler izleteyim ki rahatsız olsunlar, “Böyle bir şey olamaz” çığlığı ile ayaklansınlar. Adalet talep etsinler, harekete geçsinler. İşte öyle bir şey kalmadı. Anca oturduğumuz yerden cık cık. Her şey mümkün. Hiçbir şey için “yok artık!” dememeyi çoktan öğrendik.

Tanrının ölümü, daha doğrusu feodal toplumla birlikte aşkın değerlerin ve geleneksel davranış kodlarının çöküşü büyük kaygı yaratmıştı. Ne var ki ve iyi ki, ortaya çıkan boşluk modernlik tarafından başarıyla dolduruldu. Modern toplumlarda iyi ve kötü ayrımı vardı. Görelilik değil; evrensellikti söz konusu olan. Bilim bize doğruya en yakın bilgiyi verirdi. Göksel kurtuluş öğretilerinin yerini kurtuluşu bu dünyada bulma anlayışı almıştı. Kalkınma, ilerleme, refah devleti ve sosyalizm. İnsanların daha iyiye gidebilme umutları vardı. Modernlik iyiydi. Büyük anlatılar açık seçikti. Karşıt ikiliklere dayanan bir dünya.

Asıl kaygı vermesi gereken aşama, belirsizliğin tek kesinlik olduğu şu içinde bulunduğumuz dönem olmalı. Bir adam otomatik silahlarla konserde eğlenen insanları tarıyor; zira asker/sivil ikiliği önemini yitirdi. Neden taramasın? Ortak iyi diye bir şeyin olmadığı bir ortamda her birey kendi etiğini inşa edeceğine göre, kendi iyi anlayışı bakımından en doğru olanı yaptı belki de? Her şey göreceli ise her şey doğrudur. Tıpkı zevkler ve renkler gibi, bir tercih meselesine indirgendiğinde fikir de tartışmaya kapalı olacaktır. İstediğin kadar doğruyu söyle ve gerekçeler ortaya koy. “Ben yine de öyle düşünmüyorum!” diyecektir karşındaki. Sahip olduğu bir fikir değil, tercih oysa ki. “Ben NASA’ya inanmıyorum” diyecektir, ama Google Earth kullanıyor, uydulardan gelen yayınları izliyor, cep telefonu ile iletişim kuruyorsun? Uzaya uydu gönderen insan da gönderir. “Yok, bence öyle değil.” diyecektir. Nedeni ise fikirleri tercih sanıyor ve tercihi o yönde!

Büyük anlatıların çöktüğü ve iyi anlayışlarının karşılaştırılamaz olduğuna inanıldığı bir ortamda adanacak bir ideal kalmadı. Olsa olsa tekil, geçici, sırf zevke, canının öyle istemesine dayanan, fikir kılığına girmiş tercihler ve bunun çoğulculuk olarak yutturulması. Böyle bir ortamda her şey rezalettir ve hiçbir şey rezalet değildir. Bana kalır ise, öngörüldüğünün aksine nihilizm tanrının değil, modernliğin ölümüyle ortaya çıkmakta. Ve bu tarihsel ana tanıklık etmekteyiz. Post-modern toplum aptallığın tahta oturduğu, insanın sadece topluma değil, kendi iç organlarına ve hatta kendi hücrelerine bile yabancılaştığı bir cehalet toplumu olduğu için bütün bunları normal karşılıyorum. Ama yine de on bin kişiyi yağma için toplayabilen Moğol, Roma gibi imparatorlukların ve insanın ya özgür ya köle olduğu orta çağlarda yaşamaktan iyidir.

Aynı şekilde ben de Ortaçağda yaşamak istemezdim. Bazen Yüzüklerin Efendisi veya Taht Oyunları tarzı yapımları izlerken eskiye özlem duyulabiliyor. Yine de, modernliğin kazanımlarını hiçbir şeye değişmem. Az önce duşakabinde sıcak suyla yıkandım mesela. Ortaçağda yaşıyor olsaydım musluktan sıcak su akmıyor olacaktı. Banyom soğuk olacak, sıcak suyu güğümde ateş yakıp ısıtmam, sonrasında yıkanacağım yere taşımam gerekecekti. Hepsini geçtim, su tesisatı ve barajdan konutlara su dağıtımı olmadığı için evde bir musluk olmayacaktı zaten. Buz gibi su bile akmayacaktı evde. Kuyudan taşıyacaksın. Yok öyle musluğu açayım da su aksın. Sıcak su yok. Zaten musluk yok. Dolayısı ile soğuk su da yok. Zaten yıkanmazmış insanlar pek.

En basit, en alışıldık konforlarımız, hani yokluğunu tasavvur dahi edemediğimiz olanaklar bile yoktu yani. Kir, koku, hastalıklar, bebek ölümleri, yokluk ve şiddet ise cabası. Postmodern duruma ilişkin söylediklerinize aynen katılıyorum. Modernlikten yanayım. Habermas’ın dediği gibi, modernliğin tamamlanmamış bir proje olduğuna inanıyorum. Postmodern rezalet çağı geride kalacak ve yeni büyük anlatılar ortaya çıkacak diye düşünüyorum. Bir nevi Modernlik 2.0.