Sözcük anlamı itibari ile nepotizme biraz olsun yabancılık çeksek de, aslına bakılır ise gündelik yaşantımızda hemen hemen her alanda karşımıza çıkan bir kavram. Peki, biraz daha açarsak nepotizm nedir? Hayatımızın her alanına nasıl böyle entegre edilebildi? Bu tanımı genişletmek için şu ifadeyi kullanmak istiyorum: Nepotizm, bireylerin eğitim durumları ve yapacakları işin gerektirdiği nicelik ve niteliklere sahip olup olmadıklarına bakılmaksızın yöneticilerin eş, dost, akraba ve yakınlarının devlet işine alınmalarının, yaygın olarak ve meşru görülerek yapıldığı yönetim şeklidir. Bu sayede tanıdık kişilerin lehine fırsat tanımak ve kamu imkânlarından yararlandırma sureti ile yürütülen her türlü politikadır da diyebiliriz. Çünkü bunu oluşturan etkenler çürük bir yönetim ve öngörüsüz bir davranış modelinden bir başkası değildir. Bu sayede Türkiye’de her kesimce gerek mesleki, gerek ise sosyoekonomik açıdan hak edenin hakkını temin edemiyor olması da bir bakıma da bundan kaynaklı olabilir.

Tabii ki bunu geçmişten günümüze dek kayırıcılığının bir yönetim şekline dönüştüğüne şahidiz. Akraba, eş ve dost kayırma olaylar döngüsünden dolayı diyebiliriz. Bu tür bir güven sorununun dışında daha vahim bir durum daha var ki; hiç kuskusuz o da kesinlikle gizli hastalık botuyuna ermiş olmasıdır. Ne yazık ki tedavisi imkânsız gibi görünmesinin yanı sıra, toplumsal açıdan da pek de iç açıcı şeyler vaat etmiyor. Diplomanın kara düzen yıllarının artık çoktan geride kaldığını, diplomalı işsizler ordusunun her kesimce yayılıyor olduğunu ve artık beklentiler eski dönemlerin kara düzeni çerçevesinde dönüp durduğunu anlatmak yersiz. Son zamanlarda ulusal gazetelerimizin birinde yayımlanan haber sonrası gündeme düşen bu konu, okumuş insanları cahile mahkûm eden bir sistem olarak tanımlanmakta haksız olunmadığı gözler önüne seriyor. Üstelik retorikte de değil. Baya baya! Elbette Türkiye halkı olarak şaşırma payımızın pek de var olmadığını söylenmesi garip değil. Birçok sektörde patronlar ya da yöneticiler belirgin bir tipolojiye sahip insanlardan oluşuyor. Bu da durumun vahamiyetini bize az çok belirginleştirip, derin bir tahlil yapmadan da içine düştüğümüz durumu özetleyebilir.

Tarih sahnesinde ilk ortaya çıkışı rönesans öncesi Papa’ların eğitim düzeylerini, nitelik ve yetkinliklerini göz ardı etmeksizin yeğenleri için üst düzey kademelerde iş bulma çabalarına dayanıyor. Günümüzde ve geçmişte de birçok siyasi çevrelerce de kullanılan bu metod sosyolojik bir terim! Tarih boyunca da kendi içinde gelişen bir tanım olarak günümüze kadar vardığını söylemeliyiz. Ülkemizde asırlar boyunca devam eden bu gelenek, alturizmden de besleniyor. Etikte ahlaki eylemin amacının başkalarının iyiliği olduğunu öne kuramlardan biri olduğunu da söylemiş olsak yanlış olmaz diye düşünüyorum. Günümüzde tüm bu kavramlardan arındığımızı düşündüğümüzde ancak ve ancak bu konuya objektif bir açıdan bakma fırsatımız doğabilir diyebiliriz.

Eğitimin popülaritesi ne kadar artar ise genç nüfusun eğitim düzeyinin yükselmesi, işgücü piyasasına giriş açısından gittikçe daha temel bir zorunluluğa dönüşüyor. Daha yüksek eğitim, özellikle Türkiye açısından daha yüksek kazanç anlamına geliyor. Dolayısı ile de eğitim düzeyi toplam gelirden alınan paydaki farklılıkları önemli ölçüde etkiliyor. Fakat nepotizm öyle garip bir kavram bilmecesi ki; bir bakıma adeta okumayan bireylerin okumamaktan kazandığı vakit boyunca işini öğrenip, işlerini kurmuş olmalarından kaynaklanmış gibi de anlaşıldığı oluyor. Yani okuyup okumamak değil, kendi işini yapıyor olmak veya başka birinin işini yapıyor olmak ile alakalı bir durum.

Basit bir gözlem dâhilinde bu gerçeğin çözümüze çarpmaması imkânsız bir olguyken, okuyan ya da okumayan gibi bir sınıf yaratmak yerine, sorunun temelinde neyin yattığını çözebilmekte fayda var. Çünkü nepotizmi oluşturan temel öğeler ayrıştırıldığında kökeninde sahip olduğunu koruma güdüleri yer alıyor. Bunların dışında bir antitez de yaratılması için yüksek ihtimalle zor olacaktır. Çünkü tarım toplumu olmayan milletlerin ticaret ile ayakta kalması ve tarımın geri plana düşmesi ile bütün zenginlerin ticaret yapan zümreden çıkması gibi birtakım örnekleri mevcut. Öyle ki; tarım ürününü işleyip büyüten değil, pazarlayan tarafların daha zengin olduğu şüphesiz bir gerçek. Bu durum özelinde Türkiye İstatistik Kurumu tarafından her yıl güncellenip açıklanan işgücü ve benzeri raporlar mevcut. Fakat herkesin ve her kesimin atladığı tek şey ise eğitimli nüfusun artık ne yazık ki patron, yönetici ve amir veya şeflerinden daha eğitimli olmasına rağmen daha az kazandığıdır. Bu konu ile ilişkili olarak BirGün Gazetesi’nden Nurcan Gökdemir’in kaleme aldığı bir haberle aktarmak istiyorum.

Nurcan Gökdemir imzalı haber, aslında bir bakıma nepotizmi özetler derecede. Haberde yer aldığı üzere; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın çevresine göz atılırsa kızı Sümeyye Erdoğan’ın bir dönem Başbakanlık Danışmanlığı yapması, polis olmayan yeğeni Ali Erdoğan’ın ise baş korumalık görevini üstlenmesi ve son olarak damadı Berat Albayrak’ın önce Enerji ve Tabii Kaynaklar ardından da Maliye ve Hazine Bakanı olması akla gelen ilk örnekler diyebiliriz. Tüm bunların haricindeki son örnekler arasında eski Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Başdanışmanı ve milletvekili Şaban Dişli’nin bankacı olmasına karşın Hollanda’ya, teoloji eğitimi alan basın başdanışmanı Lütfullah Göktaş’ın Vatikan’a, yine teolog Yeni Şafak Yazarı Mahmut Erol Kılıç’ın ise Endonezya’ya büyükelçi olarak atanması da çok çarpıcı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın büyük kızı Esra Albayrak ile evli olan Berat Albayrak, 7 Haziran seçimlerinde ilk kez milletvekili seçildi. 1 Kasım ve 24 Haziran’da da parlamentoya girdi. Önce Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı, daha sonra Hazine ve Maliye Bakanı olan Albayrak, başkanlığını Erdoğan’ın üstlendiği Türkiye Varlık Fonu’nun da başkanvekilliğini üstlendi. Albayrak aynı zamanda Yüksek Askeri Şûra Üyesi.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ise Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç’un damadı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin öncülü Refah, Saadet ve Fazilet Partilerinde siyaset yapan, son olarak Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Sekreterliği’ni üstlenen Gül, bir süre Cumhurbaşkanlığı Danışmanlığı da yapan Malkoç’un kızı İlknur Gül ile evli.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ise Eski Kültür Bakanı Atilla Koç’un kızı. Kardeşi Ali Taha Koç ise Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanı olarak görev yapıyor. Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu ise iktidara yakınlığıyla bilinen birçok vakfın da kurucusu olan ve Erdoğan’ın yakın arkadaşlarından eski Bağcılar Belediye Başkanı ve eski milletvekili Feyzullah Kıyıklık’ın damadı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Mustafa Varank, önce büyükelçi oldu daha sonra da Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koltuğuna oturdu. Basın Başdanışmanı Lütfullah Göktaş ise teoloji eğitimi gören ve çok uzun yıllar bazı gazete ve ajansların Roma Temsilciliğini üstlenmişti. 2011’den 2018’e kadar Erdoğan’ın basın danışmanlığını yaptı ve sonraki süreçte Vatikan Büyükelçiliği’ne atandı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın yol arkadaşlarından Ramazan Kaya’nın kızı Fatma Betül Sayan Kaya, Binali Yıldırım Kabinesi’nin sürpriz isimlerinden biri olarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na atandıktan sonra tüm kardeşlerinin isimleri de önemli makamlarla birlikte anıldı. Kardeşi Ayşe Hilal Sayan Koytak ablasının müsteşar yardımcılığı görevine getirildi ancak sonra istifa etti ve Kuveyt Büyükelçisi oldu.

Bilgi Teknolojileri Kurulu Başkanlığı’ndan Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcılığı’na getirilen kardeşi Ömer Fatih Sayan daha sonra Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı da oldu. Bir diğer kardeş Nazmiye Sümeyye Sayan ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi üyesi olarak görev yaptı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı dönemindeki A Takımı’nı oluşturan isimler de on altı yıldan bu yana ülkeye yön veren kadroları oluşturdu. Binali Yıldırım’ın İstanbul Deniz Otobüsleri Genel Müdürlüğü’nden bakanlığa oradan Başbakanlık’a, son olarak da Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na getirildiği gibi dönemin birçok belediye bürokratı Adalet ve Kalkınma Partisi kadrolarının etkin isimleri oldu. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü yapan Veysel Eroğlu, son kabineye kadar Orman ve Su İşleri Bakanlığını sürdürdü. Belediye Başkan Danışmanı olan Ömer Çelik, hem hükümette hem partide görev yaptı. Çelik yeni dönemde ise Adalet ve Kalkınma Partisi sözcülüğü görevini üstlendi.

Bunların yanı sıra bakan yardımcılıkları, kamu iktisadi teşekkülleri ve bankaların yönetim kurullarının ardından 24 Haziran sonrası üniversite rektörleri için de Adalet ve Kalkınma Partisi’nden eski milletvekilleri ve siyasetçi yakınları tercih edilmeye başlandı. Eski milletvekilleri Cevdet Erdöl, Aşkın Asan, Necdet Budak, Nükhet Hotar, Mazhar Bağlı ve Vural Kavuncu’nun rektör olarak atanmasından sonra Adalet ve Kalkınma Partisi Malatya milletvekili Öznur Çalık’ın kardeşi Aysun Bay Karabulut Malatya Turgut Özal Üniversitesi, Adalet ve Kalkınma Partisi Kayseri eski milletvekili Havva Çalış’ın eşi Mustafa Çalış da Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü’ne atandı.

Son günlerin tartışma konusu olan kamu bankaları yönetim kurulu üyeliklerine getirilen isimlerin siyasi ilişkilerinin yanı sıra akrabalık ilişkileri de kamuoyuna yansıdı. Ziraat Bankası ve Ziraat Katılım Bankası yönetim kurulu üyeliklerini üstlenen Metin Özdemir’in İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis üyeliğinin yanı sıra Eski Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Eski Milletvekili Ekrem Erdem’in damadı olduğu biliniyor. Erdoğan’ın avukatlarından Ali Özkaya ve Fatih Şahin, gönüllü şoförü Ahmet Hamdi Çamlı, metin yazarı grubundaki Aydın Ünal, asker arkadaşı emekli müftü İmran Kılıç, Mali Müşaviri Vedat Demiröz’ün de aralarında bulunduğu bazı isimler de Adalet ve Kalkınma Partisi listelerinden parlementoya girdi.

Bunların dışında ise geçtiğimiz günlerde bir örnek daha yaşandı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun akrabasının Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nce yüksek lisansa kabul edilmesi ve sonrasında yaşananlar “torpil” iddiasını gündeme geldi. Yüksek lisans için başvuru yapan kırk dokuz kişilik listede Çavuşoğlu’nun yeğeninin eşi Şeyda Çavuoğlu ALES’te sonuncu gözüküyor. Bu isim tüm değerlendirmede ise sondan ikinci sırada yer alıyor. Fakat buna rağmen yüksek lisansa kabul edilmesinin ardından üniversite yönetimince çok tartışma yaratacak iki adım atılıyor. İlk önce üniversitenin internet sitesinde puanlara ve sonuçlara ilişkin duyurulan liste yayından kaldırılıyor. Listenin Ekşi Sözlük’te yayımlanmasının ardından ise üniversite rektörlüğünün talebi üzerine Alanya 1’nci Sulh Ceza Hâkimliği 16 Ocak 2019 tarihinde listeye erişim yasağı getirilmesi ve üniversite yönetiminin yüksek lisansa başvuran adayların tepkisine karşı sessizliğini koruması birçok çevreden eleştiri oklarının hedefi oldu.

Bu örneklendirmeler ışığında görüldüğü üzere; nepotizm, yalnızca üçüncü dünya ülkelerinin tabanında görülüyor gibi. Fakat Amerika Birleşik Devletleri’nde de Kennedy ailesi kendi içinden bu güne kadar bir başkan, bir büyükelçi bir adalet bakanı, üç milletvekili ve üç de senatör çıkardı. Bush ailesinden ise iki başkan, bir başkan yardımcısı, iki eyalet valisi, bir senatör, bir parti ulusal komite başkanı, bir CIA başkanı ve bir büyükelçi! Kısacası; bu dünyanın her yerinde görülmüş bir durum. Fakat Türkiye’deki bu durum kanıksanacak bir durum değil. Fatura herkese eşit kesilmeyebilir. Ki şu anki durumda da bunu doğrular nitelikte. Liyakatın olmadığı yerde başarısızlık kaçınılmaz bir son olarak kendini son ana dek kamufle ediyor. Nepotizm de bu anlamda derin ve sessiz bir şekilde çürümeye davetiye çıkarmak için en kabul gören olgudur. Bunu da unutmamak gerekiyor.