İnsanın doğa üzerindeki baskısının giderek artması ve bunun sonucunda ekolojik dengenin bozulmaya başlaması, önemli bir sorun olarak kendisini fazlası ile hissettirmeye başladı. Hızlı nüfus artışı, artan popülasyon, kentleşmedeki yoğunlaşmalar gündeme taşımış; başta sanayileşmiş ülkelerde görülen çevre sorunları zamanla tüm dünyaya yayılmış, hatta günümüzde tüm evreni tehdit eder hale bürünmüştür. Fransa’da bu konuda epey çalışmalar yürüttüğünü de söyleyebiliriz. Ekoloji sorunlarının yoğun bir şekilde artması, bu alanda acil önlemler üretilmesini zorunlu hale getirdiği ve çevreyi koruma ve sağlıklı ortamlarda yaşamanın gerekliliğine dair fikirler, uluslararası düzeyde tartışılmaya başlanmış ve çözümler üretilmeye şu an dahi çalışılmaktadır.

İnsanlığın başlangıcından itibaren çevre sorunlarına duyarlılık tespit edilmek ile beraber 20’nci yüzyılın başlarında çevre sorunları ekseninde batı toplumlarında gelinen nokta ise toptan tartışma konusu olmuştur diyebiliriz. Çünkü özellikle yapılan eleştiriler, insanlığı doğrudan etkileyen akımların hatalarına karşı geliştirildiğini gösterir. Bu doğrultuda aydınlanma düşüncesine yapılan eleştiriler artmış ve bütüncül ekolojik yaklaşımlar geliştirilmeye başlanmıştır. Zamanla ekolojik sorunların doğmasına neden olan her türlü düşünce ve eylem eleştirilmiş ve bu alanda düşünceleri eyleme dönüştüren gruplar da bununla birlikte doğmuştur.

Felsefi düzeyde akılcı ekolojik toplumun oluşturulması sürecine yol açan temel faktör, aydınlanma dönemine yapılan eleştirilerin yaygınlaşma. Fakat bu süreçte eski tahakkümcü anlayışın devlet ve toplumda etkisini sürdürmesi birçok alanda yeni sorunların doğmasına sebep oldu. İnsanlığın kendini sorgulamasını getiren bu süreç, toplumsal eylemlerin doğmasına zemin yaratarak; ideolojik fikri zemini hazırlanan ekoloji düşüncesinin gündeme gelmesine imkân tanımış ve fikrî altyapının zamanla eylemlerle desteklenmesi, akılcı ekolojik bir toplumun oluşumunun önünü açmıştır. Akılcı ekolojik toplum düşüncesinde, hayatın bütün alanlarının birbirleriyle ilişkileri olduğu düşünülerek bütüncül bir dönüşüm önerilir. Aydınlanma ve onun ürettiği pozitivizmin ve bu değerler sisteminin yeniden sorgulanması ile başlayan bu süreçte, hayatın bütün alanlarının dönüştürülmesi gerektiğine dikkat çekilmektedir.

Merkezî, büyük ve hantal devletlerin varlığı ise çevre sorunları engellenememekte, büyük ve sorunlara yol açan teknolojiler, kirliliği önleyici teknolojik çözüm üretememektedir.
Ekolojistler, doğaya meydan okumanın bireysel algılamayı sınırlandıracağını ve ancak böylelikle, insanın doğal dünyayla ve diğer türlerle birlikte algılanmasını engelleyeceğini ve insan-doğa uyumunun gerçekleşemeyeceğini iddia eder. Akılcı ekolojik toplum düşüncesi, insan ile doğa uyumunun gerçekleşmemesi nedeni ile, mevcut üretim ve tüketim ilişkilerinin çevre sorunlarına yol açtığını ileri sürmektedir.  Öyle ki; betonarme binalara sahip insanlara beton ile yaşamanın zararlarından bahsetmek de pek fayda sağlamayacaktır. Tüm insanların bildiği gerçekleri karşıdaki insanın hiç duymadığını varsayarak anlatmak hiçbir şeye de yaramıyor. Bu nedenle akılcıl ekoloji için elbette birtakım şeyleri açıklama gereği duymalı ve buna uygun hareket etmeliyiz. Fakat nasıl yapacağımız ise en önemli olgu. Çünkü mevcut üretim ve tüketim biçimi ve ilişkilerin devam ettiği süreçte, çevrenin korunması mümkün görülmüyor.

51050cookie-checkEkolojik Tahakküm