Ekolojik Tahakküm

İnsanın doğa üzerindeki baskısının giderek artması ve bunun sonucunda ekolojik dengenin bozulmaya başlaması, önemli bir sorun olarak kendisini fazlası ile hissettirmeye başladı. Hızlı nüfus artışı, artan popülasyon kentleşmedeki yoğunluk, teknolojinin getirdiği yıkıcı sonuçlar, ekolojik sorunları, çağdaş toplumların gündeminin ön sıralarına taşımış, başta sanayi toplumu ile birlikte, insanın doğaya hakim olmaya başlaması çevre sorunlarını gündeme taşımıştır. Başta sanayileşmiş ülkelerde görülen çevre sorunları zamanla tüm dünyaya yayılmış, hatta günümüzde tüm evreni tehdit eder hale bürünmüştür. Ekoloji sorunlarının yoğun bir şekilde artması, bu alanda acil önlemler üretilmesini zorunlu hale getirmiştir. Çevreyi koruma ve sağlıklı ortamlarda yaşamanın gerekliliğine dair fikirler, uluslar arası düzeyde tartışılmaya başlanmış ve çözümler üretilmeye çalışılmıştır.

İnsanlığın başlangıcından itibaren çevre sorunlarına duyarlılık tespit edilmek ile beraber 20’inci yüzyılın başlarında çevre sorunları ekseninde batı toplumlarında gelinen nokta toptan tartışma konusu olmuş, özellikle yapılan eleştiriler, insanlığı doğrudan etkileyen akımların hatalarına karşı geliştirilmiştir. Bu doğrultuda aydınlanma düşüncesine yapılan eleştiriler artmış ve bütüncül ekolojik yaklaşımlar geliştirilmeye başlanmıştır. Zamanla ekolojik sorunların doğmasına neden olan her türlü düşünce ve eylem eleştirilmiş ve bu alanda düşünceleri eyleme dönüştüren gruplar oluşturulmuştur.

Felsefi düzeyde akılcı ekolojik toplumun oluşturulması sürecine yol açan temel faktör, aydınlanma dönemine yapılan
eleştirilerin yaygınlaşmasıdır. Ancak bu süreçte eski tahakkümcü anlayışın devlet ve toplumda etkisini sürdürmesi
birçok alanda yeni sorunların doğmasına yol açmıştır. İnsanlığın kendini sorgulamasını getiren bu süreç, toplumsal
eylemlerin doğmasına ve ideolojik fikri zemini hazırlanan ekoloji düşüncesinin gündeme gelmesine imkan tanımıştır. Fikri altyapının zamanla eylemlerle desteklenmesi, akılcı ekolojik bir toplumun oluşumunun önünü açmıştır.

Akılcı ekolojik toplum düşüncesinde, hayatın bütün alanlarının birbirleriyle ilişkileri olduğu düşünülerek bütüncül bir dönüşüm önerilmekte. Aydınlanma ve onun ürettiği pozitivizmin ve bu değerler sisteminin yeniden sorgulanması ile başlayan bu süreçte, hayatın bütün alanlarının dönüştürülmesi gerektiğine dikkat çekilmektedir. Mevcut üretim ve tüketim biçimi ve ilişkilerin devam ettiği süreçte, çevrenin korunması mümkün görülmemektedir. Merkezi, büyük ve hantal devlet ile çevre sorunları engellenememekte, büyük ve sorlara yol açan teknolojiler, kirliği önleyici teknoloji üretememektedir. Ekolojistler, doğaya meydan okumanın bireysel algılamayı sınırlandıracağını, böylelikle, insanın doğal dünyayla ve diğer türlerle birlikte algılanmasını engelleyeceğini ve insan-doğa uyumunun gerçekleşemeyeceğini iddia ederler. Akılcı ekolojik toplum düşüncesi, insan ile doğa uyumunun gerçekleşmemesi nedeni ile mevcut üretim ve tüketim ilişkilerinin çevre sorunlarına yol açığını ileri sürmektedir.

Yazar: Didem Soylu