Açıldığı günden bugüne birçok sanat etkinliğini bünyesinde barındıran Endless Art Taksim, çağdaş sanatın nabzını tutmaya devam ediyor. Elmadağ Caddesi’nde bulunan Endless Art Taksim, plastik sanatlar, performans sanatı ve sahne sanatlarına ev sahipliği yapıyor. Bu sanat dalları için ayrılmış mekanların yanı sıra, içerisinde eğitim ve seminerler de düzenlenen Endless Art Taksim’in sanat direktörleri ve aynı zamanda küratörleri olan Miray Aydın ve Buket Bal ile konuştuk.

Röportaj: Nergis Fırtına

İlk olarak Endless Art nasıl bir oluşumdur? Nasıl bir konsept benimsemektedir?
Miray Aydın: Endless Art Taksim, otel olmasının yanı sıra içerisinde sahne, atölye ve galeri alanlarını barındırıyor. Tasarlanmış bir konsept. Yirmi dokuz odalı butik bir otel, üç kattan oluşan galeri alanları, sahne ve ayrıca atölye alanıyla sanat odaklı bir mekân. Şu an ikinci sezonunda. İki ay olarak planlanan süreli sergiler ile birlikte, her ay düzenli olarak sahne ve atölye programını da izleyiciye sunmaktayız.

Endless Art sanat dünyasında neyi amaçlamaktadır?
Miray Aydın: Amacımız her geçen gün şekilleniyor diyebilirim. Temelde sanatı ve sanat eserini, izleyici ve dinleyici ile buluşturmak. Aslına bakarsanız konseptinden de söz ederken hissedilebileceği gibi hareket halinde olan, sürekli devinen bir iş yapıyoruz. Bunu Endless Art’ın bütünü adına söylüyorum. Konaklayanlar ve tüm sanatçılar, konuk ekipler dâhil. Değişim ve dönüşüm sayesinde amaç, dilediğimizce ya da sürprizlerle şekillenebiliyor. Bu İşin doğasında var. Keyif verici de bir durum.

Endless Art açıldığı günden beri birçok sanat etkinliğine ev sahibi oldu. Sanatçılar sizden mekân talep ettiklerinde dikkat ettiğiniz hususlar var mıdır?
Miray Aydın: Aslında husustan ziyade ortaya konan işin niteliğinden emin olmak, arkasında durabilmek ve izleyici ile buluştuğunda kişinin zihninde buranın algısını, hissini bırakabilmek, seyirciyi bir sonraki etkinliğe getirtebilmek en büyük çabamız. Bu bileşenleri yakalamaya çalışıyoruz.

’Duvar kiralama ücretlerine’ karşı olduğunuzu bizzat biliyorum. Bir eserin ‘duvar kiralama ücretini karşılayamadığı’ için sergilenemiyor oluşu ne kadar etik bir davranıştır tartışılır. Ancak, sanat eserinin bu sebeple sanat izleyicisine ulaşamıyor oluşunu nasıl değerlendirirsiniz?
Buket Bal: Duvar kiralama ücreti aslında galeriyi yapıldığı alanı maddi açıdan desteklemek olarak görülebilir. Ancak sanatçıların bu sebeple, kiralama ücreti isteyen galeride iş yapamıyor oluşu bir noktada galerinin kaybı. Yine de sanatçılar işlerini sergileyecek ve kiralama ücreti ödemeyecekleri çeşitli platformlar ve başka birçok galeri bulup oralarla iş yapma şansına da sahipler.

Bünyenizde bu zamana kadar ev sahipliği yaptığınız önemli isimler var. Bunlardan bir tanesi de Hanefi Yeter. “Belleğe Doluşan Tüm Anılar” sergisini Endless Art’a taşımanız nasıl gerçekleşti? Sanıyorum beraber küratörlüğünü yaptığınız ilk sergi olma özelliğini de taşıyor?
Buket Bal: Hanefi Yeter çok özel bir insan, kariyerimin ilk işinde onunla çalışmış olmak ise benim için unutulmaz bir hatıra ve bunun yanı sıra yaptığım işi deneyimleme anlamında da çok önemli. Hanefi Yeter, sergi hazırlık süreci boyunca çok yardımcı oldu. Çeşitli eksiklerimiz olmasına rağmen onun hoşgörüsü ve deneyimleriyle çabucak üstesinden geldik. Hanefi Yeter’e kişisel bir sergi yapmış olmaktan ötürü çok şanslı hissediyorum. Bu anlamda “Belleğe Doluşan Tüm Anılar” kariyerimin yapı taşlarından diyebilirim.
Miray Aydın: Evet ilk sergimiz. “Belleğe Doluşan Tüm Anılar” adı gibi münhasır. İlk serginin süreci, öğrettikleri, deneyimlerimiz apayrıydı. Özellikle Hanefi Hoca başlı başına bir dolu yaşam barındırıyor. İkimiz de oldukça etkilendik. Bu etkiyle birlikte süreç işledi. Onun hayatı ve kariyeri, bizim ilk deneyimimiz için büyük bir şans oldu.

Yakın zamanda geride bıraktığımız ‘İnşa Edilen Anlam’ sergisinde ise, Kaan Küley, Cansu Sönmez, Hülya Bakkal, Çağdaş Erçelik ve Vasilisa Chugunova’nın eserleri yer alıyor. Serginin kürasyonunu neye göre şekillendirdiniz?
Buket Bal: Sergi ana hatlarıyla zaten ağustos ayından beri kafamızdaydı. Ancak sergi sıralaması ve çalışma süreçleri devreye girince ikinci sergimiz olarak tarihlendirdik. Sergi dahilindeki tüm sanatçılar işlerini yakinen takip ettiğim ve keyifle izlediğim sanatçılardandı. Çağdaş ve Kaan ile bir sergi yapma fikrim zaten vardı. Bu vesileyle Vasilisa, Cansu ve Hülya’da sergiye dahil oldu. Aslında kürasyonu şekillendiren sanatçıya ait olan anlamlar dünyasıydı. Birbirinden farklı bakışlara sahip olan bu beş sanatçıyı oluştukları ve inşa ettikleri anlamlar üzerinden ele almak, böyle bir ortaklık kurmak istedik. Çok güzel bir hazırlık sürecimiz ve açılışımız oldu. Devamında izleyici anlamında da oldukça talep gören bir başka sergimizdi.

Sergideki eserler bir ‘yansıma’ metaforu üzerine kuruluydu. Belki eserle adaş olduğum için de olabilir ama Kaan Küley’in ‘Nergis’ isimli eserini gözlemleyebilmek için Narkissos’un nehre baktığı gibi eğilip yansımaya bakmak gerekliydi diye düşünüyorum ki bu eserle izleyici arasında kuvvetli bir bağ oluşturuyor. Peki serginin sizde bıraktığı izlenim nedir?
Buket Bal: Sergi benim için ifadesi kuvvetli ve izleyicisiyle arasında kurması gereken bağı kurabilen bir sergi oldu. Beş farklı dünyaya ait anlamların, yine o dünyalardan yola çıkarak bizlerin dünyasında yer edinmesini amaçlamıştık. Sanatçıların kendi anlamlarını var ettikleri eserlere aktardıktan sonra, izleyicinin o esere bakarken kendi anlamını üretmesini ve eserle bir bağ kurmasını amaçlamıştık. Nitekim küratöryal çalışmasını yapmak dışında kendimi serginin bir izleyici olarak konumlandırdığımda, aynı şeyi hissediyorum. ‘’Kendi anlamlarımı üretmek için bu sergi bana birçok ipucu verdi ‘’ diyebiliyorum. Ve bu minvalde birçok feedback aldık.

Cansu Sönmez’in eserinin eğlenceli bir hikâyesi var. Hatta performatif bir şey de diyebiliriz aynı zamanda. Bir de sizden dinlemek isteriz.
Buket Bal: Cansu, günümüz insanının tek tipleşmesine müthiş bir eleştiri getirebilen bir zihne sahip. Yaptığı işler gördüğüm andan beri protestoyu ve kişisel yaşama dair çeşitli eleştirileri barındırıyor. Bildiğin üzere Cansu genel olarak sokakta sürdürüyor çalışmasını. Yani Cansu’nun bir simgesi haline gelen arkaik kafaları İstanbul’un çeşitli semtlerinin sokaklarında görmek mümkün. Sergi açılışında gerçekleşen performansın esas maksadı da steril alanlar olduğunu düşündüğüm galeriyi biraz tehlikeli hale getirmek, seyircinin kafasını karıştırmaktı. Sergi kapsamındaki diğer işler de fikren buna çok yakındı. Galerinin farklı yerlerine yerleştirdiğimiz plakaların üzerine Cansu’nun kafaları yerleştirmesini istedik. Tabii izleyicinin bir performans gerçekleşeceğinden haberi vardı ancak performans içeriğinden haberi yoktu. Cansu’nun alçıyı duvara sürüp üzerine kafa yapıştırması aslında ufak çağlı bir tedirginliğe sebep oldu izleyicide. Tam olarak istediğimiz buydu. Sanat eseri ve izleyici arasındaki mesafeyi daraltmak , bu iki farklı özneyi birbirine yaklaştırabilmek çok önemli.

Endless Art’ta plastik sanatların dışında sahne ve performans sanatları için de alanlar bulunuyor. Hatta Ali Poyrazoğlu ‘Tak Tak Takıntı’yı oynuyor. Ali Poyrazoğlu ile yollarınız nasıl kesişti?
Miray Aydın: Mekânın açılışıyla birlikte tiyatro ekiplerini Endless Art’a davet edip, burayı anlattığımız bir süreç yaşadık. İsmi gereği Ali Hoca öne çıkıyor olsa da alternatif diye nitelendirdiğimiz birçok tiyatro ekibine ev sahipliği yapmaktayız. Endless Art’ı anlattığımız süreçte Ali Poyrazoğlu ile tanıştık ve sonrasında da mekâna destekleriyle sahip çıktı. Her ay bir oyunuyla programımıza dâhil oluyor. “Tamamla Bizi Ey Aşk” ve yine son prodüksiyonu olan “Tak Tak Takıntı”nın tüm prova süreçleri sahnemizde gerçekleşti. Bu süreçlerin mekânımızda gerçekleşmesi tiyatro açısından ayrı bir enerji yayıyor.

Poyrazoğlu oyunu sahne kullanmadan, seyirciyle beraber oynuyor adeta. Mekânın elverişli olması oyunun ruhunu nasıl değiştiriyor?
Miray Aydın: Endless Art’ın içerisinde bulunan öncelikli olarak atölye amaçlı kullandığımız alanımız Ali Hoca’nın bilinçli seçimiydi. Oyun ile kurguladıkları reji ve metin çok açıktı. Bu açıklık mekânla birleşince oyunun seyir zevkini daha da arttırdı. Atölye alanımızın duvarları komple aynalarla örülü, aynalar dahi Tak Tak Takıntı’nın alt metniyle, verilmek istenen önermeyle ayrı bir bütünlük oluşturdu. Meydan sahne fikri her zaman bir adım öndedir benim açımdan.. Poyrazoğlu gibi bir ismin her saniye sizi biraz daha yukarı taşıyan oyunculuğu çok yakınınızda cereyan edince etkilenmemek mümkün değildir.. Mekanın elverişli oluşu, izlenileni daha da etkileyici kılıyor.

Hali hazırda mayıs ayına kadar sürecek bir sergiye daha ev sahipliği yapıyorsunuz. “Öğrenebileceğim Yer” sergisinin temasını ve içeriğini anlatabilir misiniz?
Buket Bal: Evet, 6 Mayıs tarihine kadar devam edecek. Doğa ve insan arasındaki her türlü iletişimi ve bu iletişim yöntemlerinde belki de bir sonuç olarak ortaya çıkan ifade yolları, sanat, üretim.. İnsan ve doğa arasındaki her türlü bağı kapsıyor. İnsanın doğaya ait bir parça olmasından, insanın doğaya zarar veren ve onun bir parçası olmak istemiyor gibi sürekli ona karşı takındığı saldırgan tavrına kadar. Tabi daha detaylıca bilgi almak ve üzerine düşünmek için bu bağlamın eserlerle buluşması gerekiyor.

Bu sergideki sanatçılar nasıl bir araya geldi? Belirlenen bir tema üzerine mi çalışıldı, yoksa aynı tema üzerinde spontane bir şekilde mi buluştular?
Buket Bal: İkisi birlikte gerçekleşti, sanatçılar şekillendikçe kurguladığımız temalardan bazıları elendi, “Öğrenebileceğim Yer”, doğa-insan ilişkisi üzerine eğildik. Spontane olduğunu söyleyemem.

Sergide “doğanın sürekliliğinden” bahsetmek mümkün. Ancak sergide de belirtildiği üzere, “günümüzde doğa bireyin inşa ettiği anlamlar dünyasının bozulan bir parçası.” Yan, doğa sürekli bir halde olmasına rağmen bozulabilen de bir olgu. Bu nasıl gerçekleşiyor?
Buket Bal: Aslında “Bireyin inşa ettiği anlamlar dünyasının bozulan bir parçası” derken, onu bozan bireyin inşa ettiği anlamlar dünyası da oluyor. Çünkü artık doğayla olan ilişkimiz onun dönüştürücülüğünü ve kapsayıcılığını görmezden gelmek üzerine. Bu da işin rengini değiştiriyor. İnsan artık ona zarar veren üretimler gerçekleştiriyor, doğanın sürekliliğini de bozacak üretimler. Yani özetle doğanın kendini onarmasına izin vermiyor, onu sık sık zor durumda bırakıyoruz. Burada doğa herhangi bir özne olarak da düşünülebilir ya da var olan anlamıyla; kapsayıcı olan, tüm canlıların kapsayıcısı olarak da. Bu da yine izleyiciye kalıyor.

İnsan yaşamına bakıldığında bunu bir kelimeye sıkıştıracak olursam hayat bir öğreti alanı. “Öğrenebileceğim Yer” hayatın neresinde duruyor? Farklı disiplinlerdeki üretimleri doğadaki çeşitliliğe bir gönderme olarak yorumlayabilir miyiz?
Buket Bal: Aslında hayatın neresinde durduğuna herkes kendi hayatına bakarak cevap bulabilir. Benim için hayatımın tam ortasında duruyor mesela. Hem oluşturduğum anlamlar, hem de ona yüklediğim anlam ve çalışma süreçlerimi baz aldığımda. İyi ki de orada.
Çeşitlilik göndermesi ise yine size kalmış. İstediğiniz kadar çok anlam üretebilirsiniz. Serginin amaçlarından biri de bu zaten. İzleyicinin de üretime katılmasını sağlamak.

Son olarak, sergilerin dışında Endless Art’ta hangi etkinlikler yer alacak? Projelerden bahsedebilir misiniz?
Miray Aydın: Artık yavaş yavaş sezon sonuna geldiğimizi söyleyebilirim. Sergilerin yanı sıra sahne programı ve atölye eğitimlerimiz gerçekleşmeye devam edecek. Yaz süresince eğitim ve söyleşiler yapmayı planlamaktayız. Ve tabii yeni sezon hazırlıkları..