Yaşadığımız çağa “bilgi çağı” denmektedir. Aktarılan bilgilere “enformasyon” da denmektedir. Enformasyon sözü Latince “şekil vermek” anlamına gelen “informare” sözünden türemiştir. İngilizce “information” sözünü in-formation olarak ayırırsak, “içsel şekillenme” anlamı ortaya çıkar. Medya tarafından aktarılan enformasyon insanları bilgilendirirken, öte yandan içsel değişime de neden olmaktadır. Enformasyonla değişen insanı kontrol etmek daha kolay olmaktadır. Fakat enformasyon  içeren bilginin bir kişiye veya topluma aktarılmış olması şart değildir. Enformasyon her nesnede vardır ve hem açık hem de gizli  olabilir. Zira her nesnenin bir iç yapısı ve düzeni vardır. Örneğin; bir kristalin atomları belli bir düzen içinde birbirlerine  bağlandıklarından, kristaller enformasyon  taşırlar.

Kristallerdeki  enformasyonun insanlara faydalı veya zararlı  olabileceğine inananlar da vardır. Gizli enformasyona örnek olarak “kripto” denen evrakı gösterebiliriz. Kripto sözü “gizli olan” anlamındadır ve şifrelenmiş bilgidir. Dolayısıyla enformasyonu “düzen veya şekil içeren, her var olanda gizli veya açık olan bilgi” olarak tanımlayabiliriz. Çünkü enformasyon sözündeki “form” sözcüğü şekil ve yapı ile ilgilidir. Formasyon sözü de “şekil vermek” demek olup, “formasyon sahibi insan” belirli bir eğitimden geçmiş ve o eğitimle zihni şekillenmiş olan insandır. Demek ki enformasyonun ve dolayısıyla eğitimin insanları şartlama ve varsayımlar oluşturma gücü de vardır.

Enformasyon düzene sokan bilgi olduğuna göre entropi kavramı ile de yakından ilişkilidir ve ters orantılıdır. Düzen arttıkça entropinin azaldığını ve her var olan çok parçacıklı sistemde veya toplumda gizli veya açık düzenin bulunduğunu biliyoruz. 2003 yılında Amerikalı fizikçi J. Beckenstein evrenin sadece enformasyondan ibaret olduğunu ileri  sürmüştür. Fizik biliminin “bütünsel enerji alanı” olarak tanımladığı ortama “enformasyon ortamı” demek de mümkündür. Evrende karmaşa olduğu, düzen bulunmadığı görüşü genelde kabul  edilir. Oysaki evrende gizli bir düzen vardır. Gök adaları kristalin atomları gibi düzenli bir şekilde evrende yayılmış olmasalar da bütünsel bir bağlılık ve tümel bir enformasyon ağı bulunduğunu söyleyebiliriz.

Bedenimizdeki enformasyon DNA moleküllerinde bulunur. Her hücremiz DNA molekülü sayesinde enformasyon taşır. Genetik bilimiyle uğraşan bilim insanları “epigenetik” denen yeni bir genetik dalından söz ediyorlar. Basitçe açıklamak gerekirse, epigenetik bilim dalına göre, enformasyon genlerde bazı özel değişimlere neden olur ve bir nesilden  ötekine aktarılabilir. Enformasyon  insan geninin üstünde  bulunan birkaç molekül sayesinde aktarılmaktadır. “Epi” sözü de zaten “üstünde” demektir. Örneğin, anası ve babası şişman olanların aşırı şişman olmaya yatkın oluşları epigenetik  sayesinde açıklanmaktadır. Epigenetik 1970’li yıllardan bu yana biliniyor olsa da önemsenmiyordu. İnsanların davranışlarına DNA kadar etkisi olduğu saptandığından beri önemsenmeye başlanmıştır.

Epigenetik sayesinde genetik biliminin açıklayamadığı bazı özel durumlar da açıklanabilmektedir. Örneğin, bazı tek yumurta ikizlerinin birinde beliren bir sistem hastalığı diğerinde  belirmiyor. Sistem hastalıkları kalıtımla ve dolayısıyla DNA ile ilgili olduğundan, tamamen aynı DNA’ya sahip olan tek yumurta ikizlerinde farkı sistem hastalıkları oluşmaması gerekirdi. Bu durumu genetik ile değil, epigenetik ile açıklamak mümkün oluyor.

Darwin’in evrim kuramına göre genetik değişimler yavaş olur ve birçok nesil geçtikten sonra değişimler belirgin olmaya başlar. Oysaki insan genomunun bazı özelliklerini bir molekül ekleyerek değiştirmek mümkündür. İnsan geninin bir yerine bir metil grubu eklendiğinde genin kendisi değişmese de davranışı değişmekte, daha aktif veya daha atıl olabilmektedir. Epigenetik evrim değildir ve genetik biliminin  yerini almaz. Zira etkileri geçicidir ve gendeki değişimler en çok bir veya iki nesil boyunca etkin olabilmektedir. Fransız bilim insanı Jean Baptiste Lamarck, organizmaların yaşamları boyunca edindikleri tecrübelerini çocuklarına geçirebildiklerini savunduğunda o kadar da haksız değilmiş. Epigenetik bilimi sayesinde çevreden edinilen enformasyonun kalıtımsal değişiklere neden olabileceğini ve nesilden nesile aktarılabileceğini yeni yeni anlıyoruz.