“Shining” filmi üzerinden kadının korku sinemasındaki yerini Wendy karakteri incelemesi ile ele alacak olur isek, Wendy’in kendisini kocası Jack ve oğlu Danny ile tanımlayan, onların arzuları için elinden geleni yapan, otuzlu yaşlarda, cinselliği ikinci plana atılmış, bu anlamda erkeksi bir kadın karakter olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısı ile Wendy karakteri, penise, eril güce, sahip olma isteğinde ortaya çıkan kastrasyon tehditi oluşturan bir femme fatal karakter olmaktan uzaktır. Daha çok erkek bir sayko ile karşı karşıya kalan, ancak onun isteklerine yine de uygun davranan, otoritesi altında olmayı kabul eden, öldürülme korkusu içerisindeki bir kadın imgesi olarak karşımıza çıkar. Eril otoriteyi, erkek bakışın edilgeni olmayı ise ancak oğluna karşı oluşan bir tehdit söz konusu olduğunda reddetmektedir.

Şehir merkezinden uzakta sezon sonu olması nedeni ile altı ay kapalı kalacak bir otele bekçilik yapmak için anlaşma yapan Jack, bu süre içerisinde kendisine şehir kalabalığından uzakta kalarak yazmayı istediği kitabı ile uğraşacak sakin bir vakit yaratmaktadır. Bu vaktin, kendisine yazma konusunda iyi geleceğini ve kitabını tamamlamış bir yazar olarak oradan ayrılacağını uman, dolayısı ile toplum tarafından da başarılı bulanarak yaptığı iş üzerinden eril imajını güçlendirmeyi hedefleyen Jack, bu otoriteye ulaşmasını engelleyen her türlü dış etkene karşı saldırgan bir tavır takınmaktadır.

Kaldıkları sure boyunca otelde onlardan başka kimse bulunmaması nedeni ile onun dikkatini dağıtarak yazmasına engel olacak tek dış etkeni karısı Wendy ve eve oğlu Danny olarak görmeye başlar. Film bu yönden, toplumsal hayatta yaptığı iş üzerinden eril bir otorite ile kendini gerçekleştirme çabası içinde olan Jack’ın, bu amacına ulaşamadıkça geçirdiği cinneti konu almaktadır. Bu cinnetin kurbanları ise onun ailesidir. Dolayısı ile, karısı Wendy ve oğlu Danny ile birlikte altı ay boyunca bu otelde kalmak için yola çıkmaları ile başlayan film anlatısı, bu süre içerisinde erkek kahraman olan Jack’ın Wendy’i ıssız bir otelde ölüm tehlikesi ile baş başa savunmasız bir kadın konumuna getirerek, eril şiddetten doğan bir gerilim yaratmaktadır.

Jack, geçmişinde alkol problemi yaşayan, ancak beş aydır içmeyen ve kendini kontrol altına alabilen bir karakter olarak karşımıza çıkar filmin başında. Daha önce alkolün kontrolü altında ortaya çıkan şiddet eğilimi vardır, artık bu arzusunu Wendy’in isteği ile dizginleyen biridir. Wendy’in bu noktada Jack’in arzularını kontrol etmesi onu kastre edici bir kadın karakter yapabilir. Ancak Jack, arzularının yönlendirdiği bir erkekliğe başka şekilde de olsa ulaşmayı hedefler. İçmiyordur, ama kitabını bitirerek erkekliğini kazanacaktır. Wendy onun alkolle ilişkisini keserek bir kere kastre etmiştir. Buradan kalan Jack’in içinde Wendy ve Danny’e karşı artan bir hassasiyetin izlerini görürürüz. En ufak bir konuşmayı, seslenişi, onun kitabını yazmasına karşı yapılan bir müdahale olarak algılayarak Wendy’e aşırı tepki göstermeye başlar. Jack, daha önce alkol yasağı getirilerek kastre edilen eril arzularının tekrar engellenmesini istememektedir.

Jack’e Wendy’nin onu terk etme tehditleri ile getirdiği alkol yasağının nedenini filmin ilerleyen sahnelerinde öğreniriz. Jack, bir akşam fazla içmiştir ve o sırada yerde duran Danny’in oyuncaklarına takılarak öfkelenir. Sinirle Danny’i kolundan çeker ve Danny’in omzu çıkar. Alkolün etkisi geçtikten sonra kendine gelen Jack, Wendy tarafından terk edilme tehtidiyle karşılaşır ve bir daha içmeyeceğine ve Danny’e zarar vermeyeceğine dair söz verir. Jack’in psikolojik durumu otelde kaldığı süre içerisinde giderek kötüleşir. Kitabını bitirememektedir, otel boş olduğundan içecek içki de bulamamaktadır. İkinci kez kastrasyona uğrayıp, şehre geri döndüğünde yazılarını yetiştiremeyen, ona bu imkanı sunanlara karşı aldığı sorumlulukları yerine getiremeyen eksik bir erkek olacaktır. Bu korku ile sanrılar görmeye başlar.

Hem Jack’ın hem de Danny’in gördüğü sanrıların gerçekliği film boyunca sorgulanmamaktadır; bunun nedeni onların zaten kendilerinden başka kimsenin olmadığı ıssız bir otelde kalmaları olmalıdır. Çünkü Danny o otele gitmeden önce Tony diye adlandırdığı hayali arkadaşı ile ilgili doktora gösterilir; ama buradan da kesin bir sonuç alınmaz. Geniş bir alan, mobilyalar ve otel odaları dışında kimse ile karşılaşmayan aile için gerçeklik onların birbirlerine inandırdıkları kadardır. Bu anlamda nevroz ve psikoz gelgitlerle görülen hayallerin, ya da filmin adının geldiği yer olan ışıldamaların önce olmadığına, ardından olduğuna inanılan bir gerçeklik söz konusudur.

Jack’ın giderek artan dengesizliği ve gördüğü ışıldamalar sonucunda gelişen şiddet eğilimi, ailesi üzerinde bir korku yaratır. Filmin sonunda erkek korku kahramanına dönüşmüştür ve amacı Wendy’i ve Danny’i öldürmektir. Jack’ın cinnetini tamamlayarak Wendy’e ilk saldırdığı sahnede, durumun farkında olan Wendy’in elinde bir beyzbol sopası vardır ve onu korkak, çelimsiz bir şekilde sağa sola savurarak Jack’ı kendinden uzak tutmaya çalışır. Bir penis imgesi olarak karşımıza çıkan beyzbol sopası Wendy’in elindedir ve Wendy onu nasıl kullanacağını bilememektedir. Yine de Jack’ı kafasından vurarak onun merdivenlerden düşüp bayılmasını sağlayabilir.

Wendy, beyzbol sopası ile, kendinde olmayan penis imgesine sahiptir ve bu gücü alışık olmadığı bir şekilde kullanarak ona saldıran Jack’ı etkisiz hale getirir. Bu sahneyi Jack’ın kastre olma sahnesi olarak da yorumlamamız mümkün. Wendy eril bir bakış açısı arzusu ile sahip olmak istediği penise beyzbol sopası ile sahip olmuştur, Jack ise bir anda bu bağlamda femme fatal diyebileceğimiz bir kimlik kazanmaya başlayan Wendy tarafından kafasına aldığı darbe ile etkisiz hale gelir, otoritesi sarsılır. Sonrasında da onu ayaklarından sürükleyerek odaya kilitleyen Wendy, hem kendini hem kadın izleyicisini eril güce kavuşturarak katarsise ulaştırır, ancak o sırada tehlikeyi geçiştirmiş, onunla başa çıkmış bir kadın karakter olarak korku nesnesi olma konumundan kurulamamıştır.

Jack’ın filim boyunca oluşturulan eril korku kahramanı konumu, Wendy’e dönük bakışı erkek gözünden konumlandırmaktadır. Çekim açıları, Jack’ın öznel açısından gerçekleştirilen kamera takipleri, kadın izleyiciyi de erkek bir bakış açısına yerleştirir. Bu durumun gösterenlerini iki sahnede olukça açık görmekteyiz: Bunlardan biri Wendy ve Danny otelin bahçesindeki büyük labirentte dolaşır iken içeride, salonda aynı labirentin maketini seyretmekte olan Jack’ın görünmesidir. Ardından kamera Jack’ın öznel açısından Labirent maketine yaklaşır ve içinde gezinen küçük Wendy ve Danny’i görürüz. Bir başka sahnede ise, Wendy Jack’ın yazı yazdığı salondaki daktilosunun başındadır. Kağıtta yazanları okur. Çok geçmeden bütün kağıtlarda korkutucu bir şekilde aynı cümlenin art arda yazıldığını görür. Jack’ın bir saykopat olduğu ile ilgili şüphelerimiz iyice artarken, değişen kamera açısı kapının eşiğinden hareket eden bir röntgencinin Wendy’i izlemesi şeklinde kendini konumlandırır. Ardından da Jack bütün korkutuculuğu ve tehditkarlığı ile görünür.

Jack’ın, sürekli eril bir bakışın ürkütücü yönü olan gözlerini Wendy üzerinde kilitlemesi, erkek kahramanın kadına bakışı üzerinden oluşturulan bir sinemasal anlatımın izlerini taşır. Bu durum film boyunca Jack üzerinden sürekli tekrarlanarak, kadın karakteri de kadın izleyiciyi de erkek bir bakışa çeker. Sinemanın, kamerayı bir göz olarak kullanması ve bu gözün bakış açısını nereden oluşturduğu sorunu feminist çerçevede bir inceleme alanı oluşturur. Ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel bağlamlarda egemen olan eril bakış açısı, sinemanın kamerasını nereye konumlandıracağını belirleyerek sinema alanında da egemenliğe sahiptir.

Bu eril otoritenin konumlandırdığı kadın karakter ve kadın izleyici, arzusunu, erkeğin arzusu ile özdeşleştirdiği bir noktadan oluşturmaktadır. Erkek arzularının yönlendirdiği kadın karakterler ve kadın izleyiciler korku sinemasının da bu incelemede görüldüğü gibi ana nesneleridir. Shining’de Jack’in gördüğü ışıldamalar ile yaratılan bir kadın karakter söz konusudur. Bu noktada, bir erkek bakışın Wendy üzerinde söz sahibi olması, onun bir amaca yönlenmesine ve filmdeki dramatik çatışmayı kurarak filmin anlatısının nesnesi olmasına neden olmuştur. Bu anlamda Wendy karşımıza ışıldayan bir kadın imgesi olarak çıkmaktadır.