Batıda İran ile ilgili politikalara bugüne dek “biz” ve “onlar” ayrımının damgasını vurduğunu biliyoruz. Aynı zamanda ABD ve Avrupa’nın kimlik ve değerler sistemini tanımlamak ve Orta Doğu’nun “ötekileri” ile tezatlığını göstermek için Hristiyanlık kullanıldı. Oysa batı idealleri olarak bilinen inanç ve kültürün kökeninin İran’a ve bugün hala uygulanan eski bir dine dayandığını görüyoruz. Zerdüştlüğün kurucusu Zerdüşt’ün İ.Ö. 1500 ile 1000’li yıllarda bugünkü İran topraklarında yaşadığına inanılmakta. Zerdüştlükten önce İran’da Hint-Aryan dini Hinduizm’e benzer bir dine inanılıyordu. Oysa Zerdüşt sadece tanrıya tapılması gerektiğini söylüyordu. Böylece insanlığın ilk tek tanrılı inanç ile tanışmış olduğu söylenebilir.

Zerdüştlükteki tek tanrı fikrinin yanı sıra, cennet ve cehennem, kıyamet günü, melek ve şeytan gibi kavramlar da daha sonra Musevilik, Hristiyanlık ve İslam dinlerinde yerini buldu. Tüm bu fikirlerin, Pers imparatoru Büyük Keyhüsrev’in Babil’deki Yahudileri kurtarmasıyla onlara aktarıldığı sanılıyor. Bir zamanlar İran’da devlet dini olan ve Pers kökenli nüfusun yaşadığı Afganistan, Tacikistan ve Orta Asya’da da uygulanan Zerdüştlük bugün azınlık dini haline gelmiş durumda, ama bu dine dayanan birçok gelenek bugün de İran kültürüne damga vurmaya devam ettiği gibi Batı Avrupa’da da etkisini gösterdiğini görüyoruz.

Dante’nin İlahi Komedya’sından yüzyıllar önce Zerdüştlüğün kitabı olarak bilinen Ardavirafnâme’de cennet ve cehenneme yolculuk ayrıntılı bir şekilde tasvir edilmiştir. Belki de Dante 10’uncu yüzyılda son şeklini alan bu kitaptan esinlenmişti, kim bilebilir? Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Araştırmaları Bölümü’nden Ursula Sims-Williams, Hristiyan Avrupa’da Zerdüşt’ün sihirbaz, filozof ve astrolog olarak bilindiğini söylüyor. Fransız aydınlanma filozoflarından Voltaire İran kültüründen etkilenmiş, 18’inci yüzyıl ortalarında yazdığı bir eserde Zerdüşt bir Pers kahramana yer vermişti. Aynı şekilde Alman şair Goethe de Doğu-Batı Divanı adlı eserini İranlı şair Hafız’a ithaf etmiş ve bir bölümünü Zerdüştlük konusuna ayırmıştır. Yine İrlandalı şair Thomas Moore, oryantal bir aşk hikayesini anlatan Lalla Rookh adlı eserinde Zerdüştlerin kaderine ağıt yakmıştır.

Müzik dünyasında da benzer etkilerden söz edilebilir. Mozart’ın Sihirli Flüt adlı bestesinde; ateş ve su ile sınanma, aydınlık ve karanlık, akıl ve iyilik arayışı gibi Zerdüşt temalardan esintiler hissedilir. Queen grubunun ünlü vokalisti, Freddie Mercury adıyla bilinen Farrokh Bulsara’nın da Zerdüşt gelenekten gelmesiyle gurur duyduğu bilinen bir gerçek. Kız kardeşi Karishma Cooke, 2014’te verdiği bir röportajda Mercury’nin azim, çalışkanlık ve hayallerinin peşinden koşma özelliklerini Zerdüşt inancına dayandırıyordu. Zerdüştlüğün müzik üzerindeki etkisini en iyi ifade eden eser, Richard Strauss’un “Böyle Buyurdu Zerdüşt” adlı eseridir muhtemelen. Stanley Kubrick’in 2001: Uzay Macerası’nın film müziği olarak zihinlere kazınmıştır. Esin kaynağı ise Nietzsche’nin aynı adlı başyapıtı olmak ile birlikte, burada Zerdüşt adlı bir peygamberden söz edilir, ama düşünürün ileri sürdüğü görüşler aslında Zerdüştlük ile tezat teşkil etmektedir. Alman filozof, iyilik ve kötülük ikiliğini reddettiği gibi, tek tanrıya bile inanmayan bir ateisttir.

Mazda otomobil firmasının ismi de Zerdüştlükte “Bilginin Efendisi” olarak adlandırılan Ahura Mazda’dan gelir. Ayrıca George RR Martin’in Taht Oyunları’nda karanlığa karşı galip gelen yarı tanrı kahraman Azor Ahai de Zerdüştlükten esinlenmiştir. Yıldız Savaşları’nda aydınlık ve karanlık güçler arasındaki kozmik çatışmanın da kaynağının aynı olduğu çok ama çok açıktır. Batı düşüncesine, din ve kültürüne bu kadar çok katkıda bulunmasına rağmen dünyanın ilk tek tanrılı inancı ve İranlı kurucusu hakkında çok şey bilmemekteyiz. ABD ve Avrupalı politikacılar İran’ı özgür dünyanın karşısında olan güç olarak yansıtıyor. Oysa İran’ın diğer etkileri bir yana, sadece Zerdüştlük bile biz ve onların aslında ne kadar benzer olduğunu anlamamıza yardımcı olabilmektedir.