Evrenin ne kadar büyük olduğunu saptamak için ışıktan yararlanmak gerekir. Işık evrende sabit bir hızla yayılır. Bu hızın havasız bir ortamda bir saniyede yaklaşık üç yüz bin kilometre olduğu deneysel olarak kanıtlanmıştır. Güneşten çıkan bir ışık demeti yaklaşık sekiz dakikada dünyamıza ulaşır. Demek ki biz, güneşin sekiz dakika önceki hâlini görüyoruz. Gözlenen yıldız bizden ne kadar uzakta ise onun o kadar önceki hâlini görmekte olduğumuzu kabul etmek zorundayız. Örneğin, bize güneşten sonra en yakın yıldız olan Proxima Centauri’den çıkan bir foton dünyamıza dört yılda ulaşmaktadır.

Şu hâlde bu yıldızın dünyamıza olan uzaklığı dört ışık yılıdır. Bir ışık yılı 9.4607 × 1012 kilometredir. Bu mesafe yaklaşık 9.46 trilyon kilometre demektir. Demek ki bize en yakın ikinci yıldız yaklaşık otuz sekiz trilyon kilometre ötededir. İçinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisine en yakın gökadası olan Andromeda gökadası bizden 2.5 milyon ışık yılı ötededir. Demek ki, biz teleskopumuzla Andromeda’nın 2.5 milyon yıl önceki hâlini görmekteyiz. Dünyanın etrafında dönmekte olan Hubble teleskopu sayesinde dünyamızdan 13.8 milyar yıl ötede olan yıldızları görmek mümkün olmuştur. Şimdilik, elimizde olan verilere ve büyük patlama modeline göre, görülebilen evren 13.8 milyar yıl önce oluşmuştur.

Işık bir yılda 9.46 trilyon kilometre yol aldığına göre 9.46x1012x13.8×109 = 130.5×1021 kilometre eder. Bu da bir milyon katrilyon kilometre demektir. Fakat evren sabit kalmıyor, genişliyor. Demek ki bizim hesapladığımızdan çok daha büyük ve geniş. Evren sürekli genişlediğine göre kesinlikle ne kadar geniş olduğunu söylemek mümkün değil. Bir görüşe göre yaklaşık 46 milyar ışık yılı genişliğinde. Fakat bu genişlik evrenin geometrik yapısı hakkında bize kesin bilgi vermiyor. Zira Genel Görelilik kuramına göre evrenin uzayı düz değil, bükük. Yani Öklid geometrisi geçerli değil.

Evrenin kesin şekli bilinmese de zaman içindeki değişimi hakkında farklı görüşler mevcut. Benim modelim olan Takyon Evren Modeli’ne göre evren zaman geçtikçe genişleyip daralıyor. Yani, bir bakıma canlı bir varlık gibi nefes alıyor. Peki, bu nefesi nerden alıyor? Bizim içinde bulunduğumuz evrende tüm nesneler ve parçacıklar ışıktan yavaş hareket ediyor. Fakat bizim evrenimize arka-zemin oluşturan ve ışıktan hızlı parçacıkların bulunduğu ve adına Takyon Evren dediğim paralel bir evrenin de var olduğu görüşündeyim. Bu iki evren yan yana değil, iç içedirler ve aralarındaki sınır ışık hızıdır. Bu sınır fiziksel bir duvar olmayıp iki evrenin iç-içe ve birlikte varlıklarını sürdürmelerini sağlayan geçirgen bir yapıya sahiptir.

Evrenin genişleyip daraldığını destekleyen yapılar var mı? Evet var. Bu tür yıldızlara veya yıldızımsı yapılara “Sefeid” deniyor. Sefeidlerin çapı veya hacmi değişkendir. Genellikle otuz gün civarında genişleyip daraldıkları gözlenmiştir. Genişleyip daraldıkları hem fiziksel boyutlarının hem de aydınlıklarının periyodik olarak değişmesinden anlaşılmıştır. Alttaki resimde Andromeda gökadasında bulunan bir Sefeid’in 17 Aralık 2010 ile
26 Ocak 2011 arasında çekilmiş dört fotoğrafı görülüyor. Beyaz ok ise bu Sefeid’in Andromeda gökadasındaki yerini belirtiyor.

Sefeidler güneşimizden dört ile yirmi kat arası daha büyük ve yüz bin kez daha parlaktırlar. Sefeidlerin genişleyip daralma durumları ile parlaklıklarının azalıp artması arasındaki ilişki şöyle açıklanıyor: Sefeidlerin çevresinde dolanan bol miktarda plazma ve iyonlaşmış helyum gazı var. Helyum atomunun iyonlaşması demek atomun bir veya iki elektronunu kaybetmiş olması demektir. Bu durum plazmanın sıcaklığı ile orantılıdır. Plazma aşırı ısındığında Helyum çekirdeği etrafında dolanan iki elektrondan biri veya her ikisi kopup ayrılır. Bu durumda elektronsuz Helyum çekirdekleri daha az bir hacim içine sıkışırlar. Hacim azalınca da yıldız daha küçük görülür. Plazmanın yoğunluğu arttıkça yıldızdan yayılan fotonlar plazma tarafından hepsi olmasa da birçokları yutulur ve evrene dağılmaları engellenir. Dolayısıyla daha az sayıda foton plazmadan kurtulup yayılacağından Sefeid yıldız daha az aydınlık görülür.

Çapı daralmış olan Sefeid etrafındaki plazmanın içinde artan çarpışmalardan dolayı sıcaklık da artar. Sıcaklığı artan bir gazın daha geniş bir hacme yayılacağını hepimiz biliyoruz. Aşırı ısınmış olan plazma gazı da genişlemeye başlayınca Helyum atomları arasındaki mesafe de artmaya başlar. Böylece plazmanın yoğunluğu azalır ve yıldızdan yayılan fotonlar, atomların ve iyonize olmuş çekirdeklerin aralarındaki boşluklardan yararlanarak daha fazla sayıda evrene dağılmaya başlarlar. Gazın ve plazmanın genişlemesi yıldızın daha parlak görülmesini sağlar. Bu genişleme sürekli devam etmez. Zira yıldızın çekim gücü bir hayli fazla olduğundan yıldızı saran plazma ile iyonize gaz ve toz bulutu yeniden yıldıza doğru çekilir ve plazmanın yoğunluğu artar. Böylece yıldız bir yandan daralırken diğer yandan daha az parlar.

Sefeid yıldızın periyodik daralıp genişlemesi belli aralıklarla hep tekrarlanır. Sefeidlerin nefes alıp vermeye benzeyen bu davranışlarını 1917 yılında Arthur Eddington ileri sürmüştü. Fakat iyonize olmuş Helyum gazının varlığını 1953 yılında Rus gökbilimci S. A. Zhevakin kanıtlamıştır. Altta bir Sefeid yıldız görülüyor. Sefeidler gibi evrenimizin de nefes alıp vermeye benzeyen bir periyodik hareket içinde olduğunu savunuyorum. Ancak bu nefes alıp-verme titreşimi o derece hızlı olmaktadır ki bizim bu periyodik hareketi ölçmemiz mümkün değildir. Zira olay Planck frekansında gerçekleşmektedir.