“Sevgi sofrası” anlamındaki “Agap” terimi, kadim ezoterik ekollerde özel durumlarda yapılan ritüelik bir sofradır. Agap şerefle çalışılarak kazanılmış emeğin sonucu olan nimetin neşe ile paylaşılmasıdır. “Agape”, Yunanca “karşılık, menfaat gözetmeyen sevgi”eski tabirle “muhabbet” demektir. Muhabbet yani sevgi, can-ı gönülden sevmektir. Bu sofralarda, sırası geldiğinde, hep birlikte kadeh kaldırılması geleneksel bir uygulamadır. Fransızlar “Banquet”, İngilizler “Agapae” derler. Sofralarda her şeyden önce sevgi birliğinin egemen olması öngörülür.

Ritüelik sofralarda Sümer geleneğinin Anadolu-Dionisos Misterleri gibi bahar ve güz bayramı yansımalarının, Hz. İsa’nın Son Yemek versiyonu ile yoğrulmasından kaynaklanmış ve Eski Antlaşma’daki, “Fısıh” bayramının da etkisi vardır. Birlikte yiyip içme, toplu eğlenme tarihin derinliklerinden gelir; Orta Asya Türklerinde, Araplarda, İbranilerde de vardır. Dionisos İşçilerinin sıradan toplantıları bile yemekli ve içkilidir. Buradan Roma’ya geçmiş, Compagnonlarda uygulamıştır. Dionysos aynı zamanda “Baküs” adı ile bilinen şarap Tanrısıdır. Baküs Eski Mısır tanrılarından “Osiris”in karşılığıdır.

Ezoterik-inisiyatik gelenekte “ritüelik sofra” sempati, şefkat, kavrayış ve empatide olduğu gibi ötekine yönelmiş bir tutumdur. O başkasının çıkarlarını düşünmek, zorlukla da olsa meselelere başkasının gözünden bakmayı öğrenmektir. Skolastik felsefede Tanrı için duyulan sevgiyi anlatmada kullanılmıştır. Ahlak felsefesinde erdemin merkezinde “sevgi” olduğu düşüncesini yansıtan “agapizm” buradan gelmektedir. Bu sofranın anlamı, herkesin uyum ve birlik içinde olduğunun beyan edilmesidir. Sofralarda bir ve beraber olmanın keyfi, sevinç ve heyecanı, mutluluğu ve kuvveti yaşanır. Bunu yaşamaktır zaten esas olan.

“Sofra, sıradan bir ziyafet değildir, bir vesiledir. Dostluğu, sevgiyi pekiştirebilmek için bir vesiledir. Bu sofralarda duygular ortaya çıkar, insanlar birbirlerini daha iyi tanıma imkanına sahip olurlar. Sofradan karnımız, kafamız ve gönlümüz doymuş olarak kalkarız. Sofra, zamandan ve mekandan bağı bir süre için koparan bir paylaşımdır.” İnsanlar arkadaşları ile dostları ile sadece mutluluğu ve neşeyi paylaşmayı değil sıkıntı ve zorlukları bölüşmeyi de bilmelidirler. Sofralar buna da vesiledir.

Toplu yeme ve içme adeti “Hz. İsa’nın Son Yemeği”nde de görülmektedir. Yuhanna İncilinde şöyle geçer: “Ben gerçek asmayım ve babam bağcıdır.” İsa’nın Son Yemeğiyle birlikte, şarap, İsa’nın kanı olmuştur. Matta ve Markos İncillerinde şöyle geçer: “Onlar yemek yerlerken, Isa ekmek aldı, şükran duası edip parçaladı ve şakirtlere verdi ve dedi: Alın, yiyin, bu benim bedenimdir. Ve bir kâse alıp şükretti ve onlara vererek dedi: Bundan hepiniz için. Çünkü bu benim kanım, günahların bağışlanması için birçokları uğrunda dökülen ahdin kanıdır.”

Şarap, antik dünyada, gençlik, neşe ve sevinç işareti olarak görülmüş. Şarap, tanrıların içkisi ve onların insanlara lûtfu. Dionisos ile birlikte ölümsüzlüğün içkisi olmuş. Dionisos, ağaçlara, bitkilere hayat veren, can veren besi suyunun, bağın, bahçenin, mevsimlerin, şarabın tanrısı olarak bilinir. Sâmilerde, şarap, bilginin sembolü sayılmış. Hıristiyan geleneğinde, asma kutsal bir ağaçtır, insanı tanrıya bağlamaktadır.

Hz. İsa hep arkadaşlarıyla beraber yemek yermiş. Son akşam yemeği de böyledir. Ortaklaşa yenen yemeğe de “agape” denirdi. Aslında İsa’nın son yemeği teması ile tüm insanoğlunun ve yaşayanların bir bütünün parçası olduğu kadim felsefesi işlenir. Sembol olarak yenen onu eti, içilen onun kanıdır.

“Ezoterik ekollerde sofraları barındırdığı bir unsuru burada vurgulamak gerekiyor. İnsan davranışlarında ve ahlaki kararlara varmada, Yin unsuru alıcı, karmaşık, sezgisel, Yang unsuru saldırgan, mantıksal, rasyonel ile birlikte dikkate alınmalıdır. Bu, bir biçimde otoriterliğe dayanan her ahlaki karar alma sürecinin terk edilmesi gerektiği anlamına gelir.”

Ömer Hayyam ise şöyle der: “Hayyam Can bir şaraptır, insan onun destisi; beden bir ney gibidir, kan o neyin nesi. Hayyam, bilir misin nedir bu ölümlü varlık; Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.”

P. Burney’e göre, ”İnsanlar aşkın iki kutbunu, genellikle birine Eros diğerine Agape adını vererek birbiriyle karşılaştırırlar. Eros arzu aşkıdır, bağlayıcı ve bencildir. Agape iyiliğin adayıcı düzeyine dair iyilikçi biçimler ortaya koyar.”

Bütün bunlar bir kenara, önemli olan ne içileceği ne yeneceği değil, nasıl yenilip içileceğidir. Asıl mesele sevgiyle paylaşarak, edeple yemeyi-içmeyi bilmektir. Zamandan ve mekandan soyutlanıp paylaşılan yiyecek bizizdir, sadece hepimiz bir DNA sarmalı gibi sarıp sarmalayan bağlarla birbirine bağlı ve Kardeşçe. Herkes eşit, herkes insan gibi insan olur bu sofralarda. Herkes bir diğeridir ve herkes kendidir. Bir ve beraber olmak, yoldaş olmaktır. Ayrıcalıklı bir birlikteliktir ve birlik hissiyatını hücrelerine kadar hissedenin yoludur bu.