Femisid: Kavram ve Mücadele

1 Ağustos 2014’te yürürlüğe giren Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nden hareketle kadına yönelik şiddetin insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmaktadır. İster kamusal, ister özel alanda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem veya bu eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir. Şiddet, kadınların hayatını kaybetmesiyle de sonuçlanabilmektedir.

Kadınların erkek şiddeti ile hayatını kaybetmesi ise femisid olarak kavramsallaştırılabilir. Embriyodan cenine, bebekten çocuğa, erişkinden yaşlıya kadar tüm kadın cinsiyetteki bireylerin sadece cinsiyetlerinden dolayı ya da toplumsal cinsiyet kimliği algısına aykırı eylemleri bahane edilerek, bir erkek tarafından ya da erkeğin motivasyonu ile öldürülmesi veya intihara zorlanması kapsamında kullanılan femisid bir nefret suçudur.

2010 ile 2016 yılları arasında, kadın cinayetlerinin seyrine baktığımızda Türkiye’de toplumsal cinsiyete duyarlı veri ve istatistiklerin üretilmemesi nedeniyle femisid ile ilgili istatistiklere kamu otoritesinden elde edilememektedir. Bu verileri talep ettiği halde yanıt alamayan platform, istatistikleri kendisi derleyip düzenli aralıklarla kamuoyuyla paylaşmaktadır. Türkiye’de cinayetleri femisid kavramıyla ele alan Platform, hak kaybına uğrayan kadınlara ve ailelerine destek vererek, kadınların hak ihlallerinin önlenmesi için kamuoyu yaratır, baskı oluşturur. Faaliyetleri, İstanbul Sözleşmesi’nin amaç ve hedefleriyle uyumlu biçimde yaşam hakkı ve temel kadın hakları ihlallerini ortadan kaldırmaya yöneliktir. Platform verilerine göre, 2010 ile 2016 yılları arasında 1673 kadın femisid nedeniyle hayatını kaybetmiş durumdadır.

Her sene daha fazla artış gösteren cinayetlerin son bir yıldır niteliği de değişmiş, daha vahşi bir karakter kazanmıştır. Ülkede OHAL dönemiyle birlikte insan hakkı ihlallerinin artması kadın haklarına da olumsuz yansımakta ve mizojiniyi körüklemektedir. Mizojininin en üst boyutu sayabileceğimiz femisid erkekler tarafından kadın düşmanlığı ile işlenen cinayetlerdir. Radford, femisidi ayrıca sexuel şiddetin bir türü olarak da tanımlar. Kavramı ilk olarak 1801 yılında İngiltere’de bir kadını öldürmek anlamında kullanılmakla beraber güncel olarak 1970’lerdeki feminist hareketlerce cinsiyetçi baskıya karşı kullanılmaya başlanmıştır. Diana Russell ise bu terimi 1976’da mahkemede kullanmıştır. Birçok cinayetin aslında femisid olduğunun farkına varılması ile, birçok toplumda karşımıza çıkan infantisidlerin, geçmişte görülen cadı yakmaların, hala namus bahanesi ile işlenen cinayetlerin adının konması sağlanmış, kız bebekleri de kadın terimi içerisine dahil etmiştir.

1998’de Campbell ve Runyan failin güdüsü veya durumu ne olursa olsun bütün kadın cinayetleri için femisidi kullanmış, 2001’de Russell modifiye ederek kadınların erkekler tarafından kadın oldukları için öldürülmesi olarak, Desmond ve Dekesedery’e göre ise bir kadının erkek tarafından kasten öldürülmesi olarak tanımlamıştır. En güncel tanım olarak Birleşmiş Milletler Akademik Çalışmalar Birliği femisid veya cinsiyetle ilintili diğer cinayetleri bir kadını kadın olduğu veya bir kızı kız olduğu için öldürmek olarak tanımlamaktadır.

Femisidin hedefine koyduğu kadınlar bakımından ise dünyada ve Türkiye’de hakları için mücadele eden bir çizgi söz konusudur. Türkiye’deki şiddetin temelinde bile kadınların başta boşanma olmak üzere modern ve yasal haklarını daha çok aramaya başlamaları yatar. Toplumun ilerlemesi, kentleşmenin hızlanması, yeni kuşakların annelerine göre yeni beklenti ve taleplerle yetişmesini sağlamış, toplum stabil karakterinden çıkıp yeni bir değişim geçirmiştir. Ancak mizojinin köklü olduğu bizim gibi ülkelerde ailede kadın-erkek rol tanımları aynı katılık ile sürmesi gerilim yaratmaktadır. 2000’ler sonrası hükümette olan muhafazakar parti döneminde cinsiyet eşitliğinde gerileme yaşanmaya başlamış, bu koşullar yepyeni sorunları doğurmuştur.

Kuşkusuz şiddetin nedeni modernleşme değil, çatışmanın güçlü tarafı olan erkeklerin geleneksel ezme ilişkisinde diretmesi ve bu direnci kıracak, kadın erkek eşitliğini sağlayacak politikaların yetersizliğidir. Çözüm, gerçeğin kadınların bu arayışını gören, şiddete sıfır tolerans diyerek kadınları güçlendiren bir siyasettir.

Yazar: Gülsüm Kav

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi, Avukat