Hayat yolculuğumuz yaşamın sonuna kadar devam eder. Bu yolculuğa nasıl başladığımız ve nasıl devam ettiğimiz çok önemlidir. Havighurst’a göre yaşamımızın her bir döneminde başarılması gereken bazı gelişim görevlerimiz vardır. Anne karnında başarmamız gereken şey, anne karnına tutunmayı ve dokuz ay orada sağlıklı bir şekilde kalabilmeyi başarmaktır. Doğumdan sonra ise nefes alarak hayatta kalabilmeyi başarabilmektir. İlk görev sonrasında yaşamın temel gereksinimlerini peşi sıra gelir. Daha sonraki çocukluk döneminde ise okuma yazmayı, arkadaşlarıyla ilişkiler kurabilme ve sürdürebilmeyi başarabilmek gibi. Ergenlik dönemi ise en hayati kararlarımızı verdiğimiz meslek ve eş seçimi ile kimlik oluşturma gibi seçimleri içeren bir dönemdir.

Genç yetişkinlikte ise işe yerleşme, aile kurma gibi birtakım görevler beklenir. Orta yetişkinlikte üretken olmak; kendi ayaklarının üzerinde durup yeni nesillere rehberlik etmek, yaşla birlikte değişen bedene uyum sağlamak, kendi anne babalarına ebeveynlik yapmak en önemli görevler arasındadır. Yaşamımızın son dönemleri; emeklilik, sağlık sorunları, eşlerden birisinin ölümüyle birlikte yaşanan yalnızlık gibi sorunlarla baş etmemizin beklenildiği bir dönemdir. Bu döneme kadar geçirdiğimiz her bir aşamayı sağlıklı atlatabilmişsek eğer, benlik bütünlüğüne ulaşıp kendimizle barışık yaşar ve ölüm kavramını daha kabullenici oluruz.  Bazılarımız bu görevleri başarıyla tamamlarken; bazılarımız da bu görevleri sağlıklı bir şekilde yerine getirememektedir. Bu kişiler her bir dönemin eksikliklerini tamamlayabilme çabası içindedirler.

Geçmişte bitirilmemiş işleri bitirme çabası içerisinde uğraşıp durmaktadırlar. Hayatımızdaki en önemli kararları verdiğimiz on sekiz-yirmili yaşlarda yaptığımız seçimleri sağlıklı yapabilmişsek, yani kim olduğumuzu biliyorsak; doğru iş ve doğru eş seçebilmişsek, yaptığımız seçimlerin sorumluluğunu alabiliyorsak ileriki yaşamımızda kendimizle daha barışık bir yaşam sürebilmekteyiz. Tabii ki bu yaşımızda sağlıklı karar verebilmemiz ise daha önceki dönemleri nasıl atlattığımızla doğru orantılıdır. Peki, insan bu hayattan nasıl geçer?
Gestalt terapi yaklaşımında, insanların daha önce tamamlayamamış oldukları işlerini; ihtiyaç, temas ya da duygularını tamamlama eğiliminde oldukları; bunları tamamlayana kadar unutamadıkları ve tamamlayabilmek için çeşitli yollar aradıkları görüşü ortaya çıkmıştır.

Her ne olursa olsun, söz konusu insan; acı, keder, mutluluk, öfke, kızgınlık gibi duyguları yaşarken anlamlandırır. Çözümleyemediğimiz belki de sindiremediğimiz olaylar bir gün başka şekil ya da olaylarda gün yüzüne çıkmaktadır. Çeşitli nedenlerle ifade edemediğimiz duygularımız, söylemek isteyip söyleyemediğimiz sözler, yas gibi durumlarda bitirilmemiş iş olarak kalabilmektedir. Geçmişteki bitirilmemiş işler nedeniyle sürekli geçmişe odaklanmak sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin; kırklı yaşlarda bile kimlik arayışlarını tamamlayamamış bireyler bulunmaktadır. Geçmişin pişmanlıklarıyla dolu bir yaşam; sürekli olarak geçmişte yaşamak, pişmanlık, suçluluk, üzüntü, kızgınlık gibi duygulara yol açmaktadır. Bu kişiler sürekli yaşamdan şikâyet ederler ve bir türlü mutlu olamazlar. Hatta somatik birtakım belirtiler gösterebilirler. Anda yaşamak ise mutluluk, neşe ve rahatlık getirmektedir.

Gestalt yaklaşımı, “şimdi” ve “burada” kavramlarına önem verir. Çünkü geçmiş geçmişte kalmış; gelecek ise henüz yaşanmamıştır. Bu durumda önemli olan şey ise şu anda yaptıklarımızdır. Şu ana odaklandığımızda ne yaptığımızın daha çok farkındayızdır. Yemek yerken yemek yiyebiliriz örneğin. Yediğimiz yemeğin tadına varabilme gibi yaşamın da tadına varabiliriz. Eğer bunu başaramazsak ömrümüzün son döneminde yapılacak işler ve keşkeler vardır.