Geniş çaplı bir ağyapı fikrinin ciddiyetle tartışılmaya başlandığı ilk günlerde bu teknolojinin olası kullanım alanlarına dair raporlar hazırlanmıştır. Bu raporları alanının uzmanları, fikirlerini fon sağlayıcı kurumlara beğendirmek amaçlı yazmıştır elbette. Sosyal medya veya Microsoft Office gibi ürünlerin öngörülememiş olmasının ötesinde, e-posta gibi internet yapısının en temel araçlarından birisi dahi bu raporlarda yoktur. Bir teknolojiyi, sosyal akımı veya geleceğe yönelik etki sahibi olabilecek herhangi bir mekanizmayı ortaya sürenler dahi kendi ürünlerinin potansiyellerine bütünüyle hâkim değillerdir. 

Bugün insanlık tarihinin en refah dolu dönemi yaşanıyor. Asgari ücretle çalışan insanlar 1000 yıl öncenin en zengin soylularının dahi ulaşamayacağı kaynaklara sahipler. Pislik kokmayan sokaklar, fare ve böcekle dolu olmayan yataklar, evinizin içinde metal bir borudan siz isteyince akan içilebilir su, sizi yaklaşık üç dört günlük emeğiniz karşılığında yüzlerce kilometre havada uçarak taşıyan dev metal gökyüzü balinaları… Bin yıl öncenin insanı için ütopik bir gerçeklikte yaşıyoruz. Ve her yanımız sorunla kaynıyor. 

İnsanlığın her daim çevresini sorunsallaştırmak durumunda olduğunu ve tarihin bitebilir bir kavram olmadığını kabul etmeden gelecek hakkında düşünmeye çalışan insanların baskın olduğu entelektüel düşün alanlarının etkilerini bugün toplumsal tartışma ortamının genelinde görmek mümkün. Gelecekçiliğe düşme çekincesiyle kendisini nostaljiciliğe ve gericiliğe mahkûm etmiş düşünür ekolünün domine ettiği sol ve ilericiliğe karşı duyduğu korkudan ötürü düne ve bugüne sarılmışların etkisi altındaki sağ düşünce akımları içinde gelecek neredeyse bir potansiyel alanı olarak dahi yitirilme tehdidiyle karşı karşıya. 

Küresel demokrasinin tarihin son rejimi olduğunun söylendiği bir ortamda dünyada kitlelerin gittikçe daha otoriter ve faşist rejimler talep eder hale geldiğini görüyoruz. Sermayenin serbest dolaşımı hareketinin beşiği olan kapitalist ülkelerde kısıtlayıcı politikaların, küreselleşmenin bayrak taşıyanı olması beklenen ülkelerde hızla içe kapanmanın gerçekleştiği bugünlerdeyiz.  Böylesi bir ortamda geleceği düşünmek elbette keyif verici bir tecrübe olmayabilir, ancak gerekliliği tam da buradan kaynaklanıyor. 

Gelecek bir potansiyeller alanıdır; bu nedenle geleceği düşünmek ve belirlemek Lacancı bir yaklaşımla sancılı bir süreçtir. Zira her belirlenim aynı zamanda neredeyse sınırsız bir potansiyelin yitimi anlamına gelmektedir. İleriyi öngörebilmek ve bir ölçüye kadar etkileyebilmek bilimsel düşüncenin temel ayaklarından birisini oluşturur. Belirlenimci bir paradigmada tam kontrol de mümkündür, ancak belirlenimcilik-ötesi yaklaşımlarda işler biraz değişmiştir. Artık geleceğe yapabileceğiniz etki olayların olasılık dağılımını etkilemek üzerinden olur. Sonuçlar kümesi içerisinde sizin olmasını istediğiniz sonuçların gerçekleşme ihtimallerini yükseltecek eylemlerde bulunmak, fırsatların oluşacağı zemini hazırlamak elinizde kalan sayılı seçenekler haline gelir. Gelecek bugünden belirlenebilecek bir olgu değildir. 

Gelecek üzerine gerçekçi düşünme pratiklerini idealizmin tamamlayıcı bir öğesi değil antitezi olarak görme hatası, gerek ideolojik gerekse pratik olarak ciddi bir kayıp yaratıyor. Geleceği zihnen dahi tasvir edemeyenlerin daha iyi yarınları inşa edebileceği fikri gerçekçiliğini gün geçtikçe yitiriyor. 2123 senesindeki kutlamalar için öne sürebildiği vizyon “fener alayı yapmak” olan bürokratların akıl tutulması yaşadığından dem vururken kendi 22’nci yüzyıl vizyonlarını tarla ve fabrika üzerinden inşa etmeyi düşünenleri öngörülü entelektüel bireyler olarak kabul etmek gitgide daha zor hale geliyor. 

Bireyler elbette nostaljik yapıda olabilirler, geçmişin bugüne kıyasla sadeliği onlar için ekstra ilgi çekici olabilir. Bir düşünme biçimine sahip olup kullanmayı tercih etmemek ile baştan öğrenmeyi reddetmek ise çok ayrıdır. Gelecek odaklı düşünmeyi tercih etmemek bir seçenektir, ancak gelecek odaklı düşünebilmeyi dahi öğrenmemek toplumsal alana dair ciddiye alınmayı bekleyen herhangi bir birey ya da kurumun benimsememesi gereken bir yöntemdir. 

Zaman ileriye doğru akar ve Dünya kendi çevresinde her turunu tamamladığında bir sonraki güne uyanmış oluruz. Takvim denilen icat, dünyanın kendi çevresinde ve güneşin çevresinde kaç kere fiziksel eylem yaptığını kullanan antik bir zaman takip etme teknolojisidir. Bu takvimi kullanarak yazdığımız tarih ise insanlığın öznel eseridir, ancak insanlar ve insanlık geçmiş değil gelecek odaklı düşünerek var olabilir. Sobanın sıcak olduğu bilgisini o ya da bu şekilde haiz olmuş bir çocuk elini sobaya değdirdiğinde canı yanacağı öngörüsüyle hayatını bu eylemi gerçekleştirmeden geçirebilir. Dolayısıyla tarihe geri dönmeye çalıştığımız mutlu ve parlak bir portre çizmek amacıyla değil, zamanın akışıyla aynı yönde işlev gösterecek bir pusula ve bilgi hazinesi olarak bakmak bizi ileriye taşıyabilir. Irmağın tersine yüzmeye çalışmayı bırakmak belki de daha aydınlık yarınlara ulaşmak için ilk mantıklı adım olabilir.

88950cookie-checkGelecek Düşmanlığına Yergi