11 Mart 1811 Pazartesi gecesi birkaç dokuma işçisi, ellerinde çekiçleriyle İngiltere Nottingham’da Arnold bölgesinde bir araya geldiler. Öfkeliydiler. Patronları çalıştıkları fabrikalara yeni makineler satın alıyorlardı. Bu sayede vasıfsız bir işçiyle bile daha fazla iş yapılabiliyordu. Patronlar daha fazla kâr elde etmek amacıyla işçileri çıkarıyor ya da onların yevmiyelerini yarı yarıya azaltıyorlardı. Kısacası, tekstil işçilerinin geleceği büyük bir tehlike altındaydı.

Gelecek hakkında düşünmeye başladığınızda en temelde iki duygunun etkisinde kaldığınızı fark edersiniz. Bunlardan biri kaygı, diğeri ise umuttur. Ne kadar gerçekçi olmaya çalışırsanız çalışın, öngörüleriniz bu iki duygudan birinden fazlasıyla etkilenir. Kendilerine “Luddist” adını veren bu grup, belli ki büyük bir kaygı içindeydi. Dokuma tezgâhlarında uzun bir ömür ve emek harcamışlardı ve şimdi işleri tehlike altındaydı. Bir şeyler yapmak zorundaydılar. Makineleri kırmaya karar verdiler. O gece tam altmış üç dokuma makinesi kullanılmaz hâle getirildi. Bu hareket, tüm İngiltere’ye kısa sürede yayıldı ve benzer eylemler 1816 yılına kadar sürdü. “Luddite” kelimesi günümüz İngilizcesinde hâlâ kullanılan bir kelime. Teknolojinin ilerlemesine karşı olan kişileri tanımlamak amacıyla kullanılıyor.

Sadece otomatik değil aynı zamanda akıllı birçok teknolojik ürün karşımıza çıkmaya devam ediyor. Sosyal medyayı her açtığımızda Boston Dynamics robotlarını ya da Google asistan gibi yapay zekâların tanıtım videolarını görüyoruz. İnsanlık, çok büyük bir değişim geçiriyor. Bilindiği gibi geçtiğimiz yüzyılın başından bu yana belirli algoritmalarla çalışan makineler hayatımıza giriyor. İlk bilgisayarın geliştirildiği 1946 yılından bu yana henüz yetmiş iki yıl geçti ve bu kadar kısa bir süre içinde tüm gezegen, tüm ekonomi, ekoloji, insan yaşamının tamamı inanılmaz büyük bir değişim yaşadı. Peki, bundan sonra ne olacak? Önümüzdeki yıllarda nasıl bir atmosfer olacak? İşte bu soruları yanıtlayabilmemiz için yaşadığımız son gelişmelere bir de bu perspektifle bakmamız gerekecek.

Öyleyse içinde bulunduğumuz bilişim çağının baş aktörü olarak algoritma kavramını sorumlu tutabiliriz. Çok basitçe; topladığı verileri belirli bir hedefe yönelik olarak adım adım işleyen ve bir sonuç üreten yapılara algoritma diyoruz. Bu algoritmalar, yirminci yüzyılın başından bu yana elektronik cihazlarda kullanılıyor. Fakat aslında, matematiksel bir problemin olduğu her yerde algoritmadan bahsedebiliriz. Çünkü problem çözmek için geliştirdiğimiz düşünme yöntemi de algoritmadan başka bir şey değildir. İşte bu algoritmalar artık sadece elektronik makinelerde değil, biyolojik mekanizmalarda da kullanılıyor. Peki, bu nasıl oluyor ve bize ne vadediyor gelin yakından bakalım.

Bir Uygulama Çıktısı: DNA
1 Nisan 2016 tarihli “Science” dergisinde MIT Üniversitesinden Biyoloji Mühendisliği Profesörü Christopher Voigt’in bir makalesi yayımlandı. Bu yazıda Voigt, canlı organizmalara yeni fonksiyonlar kazandıran karmaşık DNA dizilimlerini üretebilen bir programlama dili geliştirdiklerini duyuruyordu. Voigt şöyle yazıyordu: “Bu, tam anlamıyla bakteriler için bir programlama dili. Tıpkı bilgisayar programlama gibi metin tabanlı bir dil kullanıyorsunuz. Fakat derleyici, bu dili hücreye yerleştireceğiniz bir DNA dizisine dönüştürüyor.”
Biyomühendislik açısından, bu dilden öncesi ve sonrası bir durum söz konusu kesinlikle. On sekiz yıllık bir geçmişi olan bu disiplinlerarası bilim dalında şimdiye kadar oldukça önemli birkaç ürün geliştirildi. Ancak bu geliştirme süreci çok büyük bir efor ve zaman harcanmasını gerektiren oldukça zor bir süreçti. Fakat Profesör Voigt ve ekibinin geliştirdiği bu dilden sonra DNA dizilimini üretme işi çok daha hızlandı. Artık programcının genetik hakkında bir şey bilmesine de gerek kalmıyordu. Voigt’in deyimiyle bir lise öğrencisi, web arayüzünden istediği programı yazıp, DNA dizisi elde edebilir. Bu programlama dilinin adı Cello. Ayrıca program yazabileceğiniz bir web arayüzü de var. İnternet sitesi aracılığıyla daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

Böyle bir gelişme hayatımızda neleri değiştirecek? Bir düşünelim, normal şartlarda bitkilerin üzerinde zararsız bir biçimde yaşayan ancak bir böcek saldırısı esnasında böcek ilacı üreten bakteriler programlanabilir ya da organizmanın vücudunda kanserli hücre oluştuğu anda algılayıp tedavi eden sentetik hücreler tasarlanabilir. Bu muazzam değil mi? Üstelik internete erişimi olan ve kodlama bilen herkes bunu yapabilecek durumda. Herkes potansiyel bir biyo-programcı yani. Peki ya madalyonun diğer yüzü? Siber punk boyutunda yani karanlık tarafta neler olabilir? Biyolojik silahlar da bu yolla üretilebilir mesela. Ya da belirli bir ırka göre kodlanmış, onları daha sağlıklı hâle getirecek dokular geliştirilebilir mi? Acaba zenginlere daha özel hizmetlerin verildiği bir sektör daha mı oluşacak? Tüm bunlar nasıl denetlenecek? Korunması gereken bir düzen varsa o düzen nasıl belirlenecek?

Toplumsal Huzur İçin Sinirbilim
Biyomühendislikde durum bu. Tabii ki belirli bir sonuca varmadan önce diğer başka bazı konulara göz atmamız gerek. Gelecekte yaşam standardımızı belirleyecek önemli bilimsel alanlardan bir başkası da sinirbilim. İnsan davranışlarını, karar verme süreçlerini ya da genel itibariyle beynimizin nasıl çalıştığını anlamaya çalışan bu bilim; özellikle fMRI gibi görüntüleme teknikleriyle oldukça büyük bir gelişme kaydetti. Bu teknik sayesinde psikiyatrik bozuklukların somut kaynakları tespit edildi. Hatta birçok bilim insanına göre, düşüncenin tamamen fizik kanunlarıyla üretildiği ve yönetildiği ortaya çıktı. Alzheimer, şizofreni, bipolar bozukluklar gibi beyin kaynaklı hastalıklarının tedavisinde sinirbilimin katkısı her geçen gün çok daha fazla artıyor.

Şimdi gelin daha yakınlarda 2 Temmuz 2018 tarihli The Journal of Neuroscience’da yayımlanan bir yazıya odaklanalım. Pennsylvania Üniversitesi ve Singapur’da bulunan Nanyang Teknoloji Üniversitesinde görevli üç bilim insanı, elektriksel beyin stimülasyonu ile şiddetli suçların azaltılabileceğine ilişkin bir çalışmalarını bu yazı ile duyurdular. Bu çalışmada beyinde prefrontal korteks bölgesinde yer alan bir bozukluğun şiddet eylemlerinde etkili olduğu belirtildikten sonra bu tarz suçlarla mücadele için beyin stimülasyonu potansiyeli araştırılıyor. Araştırma için yapılan deneyde seksen altı sağlıklı kişinin yarısına yirmi dakika boyunca beyin stimülasyonu uygulandı. Ardından, biri cinsel diğeri fiziksel şiddet içeren iki kurgusal senaryo okutuldu. Deneklere bu senaryolardaki kahramanlar gibi davranma ihtimalleri soruldu. Stimülasyona maruz kalan deneklerin şiddet eylemine yatkınlığı diğer deneklerden %47 ve %70 daha düşüktü.

Araştırmacılardan NTU Üniversitesinden Psikolog Adrian Raine konu hakkındaki yazısında şöyle belirtiyor; “Birçok insan suç eğiliminin kötü mahallelerden, yoksulluktan ya da ayrımcılıktan kaynaklandığını düşünüyor. Ancak biyolojinin de bu eğilime katkıda bulunduğunu düşünüyoruz. Bu da bize toplumdaki suç ve şiddeti azaltmak için yeni farklı bir yaklaşım deneme fırsatı veriyor.” diyor. Raine’e göre bu tarz bir çalışmayla bireylerin ahlaksal farkındalığı arttırılabilir.

Gelecekte cinayet ve tecavüz gibi suçların önlenmesinde ve suçlunun ıslahında çok önemli avantajlar elde edilecekmiş gibi duruyor. Fakat burada da olası bir durum var. İnsanı rahatsız eden bir düşünce, ama prefrontal korteks üzerindeki söz konusu alan düzeltildiğinde ahlaki farkındalık arttırılabiliyorsa belki de aynı alan başka bir biçimde bozulabilir de. Yani kişi, kendi isteği dışında şiddete ve paralelinde suça eğilimli bir hâle gelebilir ya da benzer bir şekilde aslında sizin sahip olmadığınız bambaşka bir davranış biçimi zihninize aktarılabilir. Hatta fMRI gibi görüntüleme teknikleri bile kötüye kullanılabilir. Yalnızca zihninizle oynayabildiğiniz oyunların olduğu bir dünyadayız. Hatta 2017 Nisan’ında Facebook, beyin dalgalarını okuyan için bir teknoloji geliştirmek için kollarını sıvadı. Bunun için altmış kişilik bir ekip kurdu. Başlıca söyledikleri şu; “Bunu başardığımızda e-posta yazmak için elinize telefonunuzu almanız gerekmeyecek. Yalnızca düşüneceksiniz o kadar!” Evet, birçok akıllı ev ürünü gibi ihtiyaçlar için harika olabilir. Üşüdüğünüzü hissettiğinizde otomatik yanan bir kombi ya da sinirleriniz gerildiğinde müzik sisteminizden gelen rahatlatıcı bir müzik istemez miydiniz?

Yeni İnsan Hakları
Basel Üniversitesinden sinirbilim uzmanı Marcello Ienca ve Zürih Üniversitesinden İnsan Hakları Avukatı Roberto Andorno toplumu ve kanun koyucuları uyarıyorlar: “Beynimizdeki bilgiler, sürekli gelişen teknolojinin bu döneminde özel korumaya hak kazanmalı. Bu gittiğinde her şey gider. Bunu korumak için yeni insan hakları kanunları çıkarmalıyız.”
Gelecek büyük risklerle ve korkunç olasılıklarla dolu. Fakat çok iyi bildiğimiz bir şey daha var. Gelecek dediğimiz kavram, bizlerin şu an aldığı kararlarla oluşuyor. İçine bulunduğumuz her an, aldığımız bütün kararlar hem kendi geleceğimizi hem de dünyanın geleceğimizi değiştiriyor.

Burada yine bir örnekle bitirelim. 1997 doğumlu Jack Andraka ismini duydunuz mu? Kendisi, pankreas kanserinin teşhisinde kullanılmak üzere bir test geliştirilmesine katkıda bulundu ve hatta bu katkısı sebebiyle ödül aldı. Doğal olarak herkes, ona bu yaşta kaynaklara nasıl eriştiğini sordular. “JStor.org platformuna erişebiliyordum!” dedi Jack. “Oradan bulduğum akademik makaleleri okudum.” Jstor, Aaron Swartz’ın uğruna gerçekten de hayatını feda ettiği bir platform. Bilginin dünyayı daha iyiye götürmenin en iyi yolu olduğunu ve bunun için de herkese açık olması gerektiğini bilen bir internet devrimcisi. Belki de geleceğe onun gibi bakmalıyız: “Gelecekte ne olacağını, yalnızca şu anda aldığınız kararlar ve yaptığınız eylemler belirler.”