Kadın ya da erkek, kendi acılarını kabullenmeyen veya kendi acılarıyla yüzleşemeyenlerin, karşılarındaki kişilerin acılarını algılaması da mümkün değildir. Karşısındaki kişinin acısını algılayamaz, çünkü o acıyı algılarsa eğer, bastırdığı ve yok saydığı kendi acısını anımsama riski ile karşı karşıya kalır. O nedenle de acılar bastırılır ve sahte mutluluklar yaratılır. O nedenledir ki; ilişkiler gerçekler üzerine değil, kaçışlar ve sahte beklentiler üzerine inşa edilir. Yine o neden iledir ki; kişilere mutlu olmaları için gerçeklerle yüzleştiren değil, onları gerçeklerden uzak tutacak eğlenceler bulunur.

Tam da bu nedenle değerini başkaları üzerinden biçen, kendini sevmeyen, ama onu her şeyden çok sevebilecek hayaletlerin peşinden koşan, etiket bağımlısı ve kendisi olamayan kalabalıklar, normalmiş ve sağlıklıymış gibi olur.Kendi kişisel acılarını inkâr edenler tarafından, sevgisizlik de sevgi olarak sunulur. Ve toplum, gün be gün aynı motiflerle yeniden, tekrar dokunur.

Bu ikiyüzlü sistemin yaratıcıları ve şakşakçıları aslında kendi içindeki acılarla yüzleşmekten ölesiye korkan korkaklardan, acılarını bastırdıkça empati yoksunu olanlardan, acılarını inkar ettikçe otorite ile bütünleşme gereksinmesinin önüne geçemeyenlerden, ahlakı içselleştirilmiş bir tavır olmaktan çıkarıp, poz vermek için üzerine giyenler, korkuya ve korkutana daha da, daha da fazla teslim olma arzusunu frenleyemeyenler, herkesi korkuya ve korkutana teslim olmaya zorlayanlar, teslimiyeti yüceltip sorgulamayı yerenler, teslimiyeti yüceltip eleştiriyi yerenler, teslimiyeti yüceltip karşı çıkışı yerenler, yalanları yüceltip gerçekleri manipüle edenler, aslında kendine rağmen, her teslim oluşlarında yok oluşlarını da bir kez daha onayladıklarını bilmezler.

Yok oldukça daha çok korkar. Daha çok korktukça daha çok acımasızlaşırlar. Acımasızlaştıkça gerçeklere daha da tahammülsüzleşirler. Gerçeklerin altında, üstünde, içinde başka gerçeklikler ararlar. Gerçeklere kavramlar yüklemeye çalışırlar. Olduğu haliyle gerçeklerden, tıpkı acılarından kaçtıkları gibi kaçarlar. Ne yazık ki hiç bilmezler; her kaçış korkuyla üretilir ve sadece korkaklar tarafından beslenir. Başarılı, gelişmeye açık, refah bir toplum ise korkaklarla değil sadece cesaretle inşa edilir.