Giddens Sosyolojisinde Kürelleşme Kavramı

Son yıllarda hiçbir konu küreselleşme kadar dikkate değer bir konu olmamıştır.  Küreselleşme modernite ile birlikte çok boyutlu bir etken yaratmış ve tüm dünyada ilgi görmüştür. Özellikle ekonomi ve siyasi boyutlu düşündüğümüzde küreselleşmenin tahayyülü her geçen gün daha bir önem kazanmaktadır. Günümüzde, tüm dünyaya mal ve hizmetler sağlayan küresel bir piyasaya dayalı küresel bir ekonomide yaşadığımız fikri yaygındır. Bu durumda ise hem siyasi hem de ekonomik bağlamda ülkelerin durumu küreselleşme bağlamında tartışmaya bir o kadar açık hale geldi. Dünyada özellikle büyük savaşların ardından ülkelerdeki koşullar giderek değişme göstermiş ve bu değişme ile toplum ve kültür özelinde farklılaşma almıştır.

Küresel dünya şuan yaşadığımız dünyadır ve hayatın her yanı, toplum ve kültür, küreselleşme tarafından yeniden belirlenmese bile, ondan etkilenmektedir. Savaş sonrası dönemde Amerikan ve Sovyet Birliği arasında askeri, ekonomik ve siyasal hakimiyetin mücadelesi verilirken, komünizmin çöküşüyle Amerika, kapitalizm 1990’lar dünyasına egemen olmaya başladı. Burada Amerika’nın küresel kapitalizm dayatması devreye girerek bit tüketim kapital bir rüya olgusu çıkmıştır. Elbette küreselleşme ile birlikte yirminci yüzyıldaki sosyologların da ilgisini çeker hale geldi. Sosyologlardan sonrası özellikle akademik anlamda tartışmaların büyük bir bölümü bu ilgiyi gidermeye çalışsa da her geçen gün yeni olgular ile karşılaştı. Akademik ilgilinin büyük bir bölümünü, küreselleşmeyle ilgili endişenin olağanüstü kamusal önemi ve merakı güdüledi. Sonuçta tüm dünyayı ilgilendiren bir çıkmazın içinde küreselleşme herkesi ilgilendiren ve üzerinde durulması gereken bir konudur.

Küreselleşme ile birlikte içinde bulunduğumuz tarihsel yapı içerisinde toplumu, moderniteyi ve toplumun değişimine anlamak adına Anthony Giddens’ı okumak önemlidir. Giddens, özellikle sosyoloji bağlamında ele aldığı küreselleşmeyi liberal perspektiften alarak dünya toplumunun daha eşitlikçi ve küresel bir topluma doğru evrildiği düşüncesindedir. Bu noktadan yola çıkılarak bu çalışmada, Giddens’ın sosyolojisinde yer alan küreselleşme ve küreselleşmenin etkisinde yer alan temel unsurlar üzerine durularak anlamaya çalışılacaktır. Giddens kendi sosyoloji içerisinde küreselleşmeyi farklı boyutlarda inceleyerek küreselleşme bağlamında modern dünya öncelikleri özelinde değişim farkını küreselleşme içerisinden görmektedir. Biz de makalede modern toplumu anlamada küreselleşme boyutundan Giddens’ın küreselleşme teorisi çerçevesinde sosyoloji bağlamında inceleme gerçekleştireceğiz.

Küreselleşme Sürecinde Temel Unsurlar

Küreselleşme kavramı son yıllarda uzun bir süre hülasası yapılan konu olmuştur. Özellikle dünyanın değişen yapısı ile birlikte bu daha da derinlere inmiştir. Küreselleşme olgusu kesinlikle içinde yaşadığımız ve sürekli değişim içinde olan dünyaya ilişkin bir şeyler ifade etmektedir. Giddens’a göre küreselleşme, dünyada herkesin karşılık olarak bağımlılıklarının gelişmesine istinaden bir sosyal sistem üzerine kurulu olan ve ülkeler arasında kesişen sosyal, politik ve ekonomik bağlamında dünyada artan karşılıklı bir bağımlılığı anlatan terim olarak görüyor. Giddens küreselleşme için şöyle demektedir;

Küreselleşme kavramı son birkaç yıldan beri, siyaset, iş dünyası ve medyadaki tartışmalarda yoğun bir biçimde kullanılan bir kavramdır. On yıl önce, küreselleşme terimi görece az bilinen bir terimdi. Bugün ise herkesin dilinde. Küreselleşme, bizlerin giderek artan bir biçimde tek bir dünya içinde yaşadığımız, öyle ki bireylerin, grupların ve ulusların birbirine bağımlı hale geldiği olgusuna göndermede bulunmaktadır.

Giddens, kendisinden önceki yazarlar gibi, küreselleşme sürecinde üç temel unsur belirler:

  • Ekonomik – küresel piyasaların gelişimi ve dünya çapında pazarlar ve fabrikalar sahip Sony veya Ford gibi modern çokuluslu şirketlerin gücünde artış;
  • Kültürel – kitlet iletişim araçları ve uydu yayınlarıyla yaratılan küresel fikirler, imgeler ve kimliklerin gelişimi;
  • Politik – uluslararası diplomasiye geçiş uluslar-üstü ve dünya çapındaki yönetim birimler ağlarının yükselişi

Buradan da anlaşılacağı üzere dünyada toplumların birçok faktörde birbirine bağımlı olacağıdır.  Giddens, dünyada toplumların değişimini bazı etkenler üzerinden anlatmıştır. Özellikle modernlik döneminin toplumsal değişiminde tüm toplumları ilgilendiren ve asıl birbirine bağlayan etkenleri üzerinde durmuştur. Bunlar sırasıyla; kültürel etkenler, ekonomik etkenler ve siyasal etkenler olarak aktarılmıştır. Modern dönemdeki toplumsal değişim süreçlerini etkileyen kültürel etkenler arasında yer alan bilimin gelişmesi ile düşüncenin laikleşmesi, modern bakış acısının eleştirel ve yenilikçi niteliğinin ortaya çıkışına katkıda bulunmuştur. Artık gelenek ya da alışkanlıkların, yalnızca geleneğin eskiden beri gelen yetkisine sahip oldukları için kabul edilmesi gerektiğini varsaymıyoruz. Tam tersine, bizim yaşam biçimlerimizi giderek artan bir biçimde “ussal” bir temeli zorunlu kılıyor. Giddens, artık rasyonel bir aklın varlığı ile gelenekçi bir yapının var olmadığını ve modern toplum yapısına büründüğümüzü aktarmaktadır. O ayrıca, küreselleşmenin hem yerli kültürlerin kuyusunu kazdığını hem de onları canlandırmaya hizmet ettiğini kabul eder. Kültür bağlamında küreselleşme kültürlerin hem kaybolmasına hem de aslında insanlara ilginç geldiği bir gerçektir. Çünkü küresel dünyada az görülen kültür yapıları hem kaybolma hem de tekrardan canlanma arasında bir sıkışmışlık söz konusudur. Özellikle doğu kültürü hala kendi korumacılığını yaparken özellikle küreselleşme ile batıdan gelecek olanı beklemektedir.

Küreselleşme boyutunda aslında en önemli etkenlerden birisi ekonomidir. Burada ekonomi içerisinde de etkenler vardır. Ekonomik etkenler arasında en önemli olanı, sanayi kapitalizminin etkisidir. Modern kapitalizm, daha önceden var olan üretim düzenlerinden kökten bir bicimde farklıdır, çünkü kapitalizm, üretimin sürekli büyümesi ile servet birikiminin giderek artmasına yol açmaktadır. Geleneksel üretim düzenlerinde, üretim düzeyleri, alışkanlığa dayanan, geleneksel gereksinimlere bağlı olduğundan oldukça durağandır. Kapitalizm üretim teknolojisinin sürekli olarak gözden geçirilmesini özendirir; bu da bilimin giderek artan biçimde içerdiği bir süreçtir. Küresel piyasaların gelişimi ve etkisi doğrultusunda çokuluslu şirketlerin artışı ve dünyaya hâkim olması burada etkilidir.

Son yıllarda küreselleşme ile ülkelerin birlikte hareket etme veya ayrışma noktalarında siyaset ön planda olmuştur. Bu tutum elbette küreselleşme sürecinde ayrışmalara ve tetikleyici unsurları da beraberinde getirmektedir. Modern dönemdeki değişmeyi etkileyen üçüncü önemli etki türü, siyasal gelişmelerden oluşmaktadır. Ülkeler arasındaki güçlerini artırma, servetlerini büyütme ve askeri rakiplerine üstünlük sağlama mücadeleleri hep, son iki ya da üç yüzyıl boyunca değişimin enerjik bir kaynağı olmuştur. Geleneksel uygarlıklardaki siyasal değişim olağan olarak seçkinlerle sınırlı olmuştur. Özellikle batı devletleri iktidarları boyunca kendilerini etkili görmekte ve kendilerini seçkin olarak addetmektedirler.

Son iki ya da üç yüzyıl içindeki siyasal gelişmenin ekonomik değişimi, en az ekonomik değişimin siyaseti etkilediği kadar, etkilediği kesindir. Hükümetler artık ekonomik büyüme oranlarını yükseltmede ya da kimi zaman geriletmede önemli bir rol oynamaktadır; hükümetin en büyük işveren olduğu bütün sanayi toplumlarında da üretime yapılan hükümet müdahaleleri oldukça fazladır. Elbette bu durum askeriyeyi ve uluslar arası süreci de etkileyeceği bir gerçektir. İç değişmeler ve savaşın getirdiği zorluklardan çekinceleri olsa bile Batının ve Amerika’nın yine de savaştan ziyade küreselleşme ile içeriden fethetme durumu söz konusudur. Burada hem ekonomi hem de kültürel etkiler bağlamında siyasi alanda da etkileme gerçeği göz ardı edilemez.

Küreselleşmenin Tüketimci Gücü

Günümüz büyük küresel enformasyon, görüntü ve kimlik akışı sayesinde popüler kültür simgeleri devleşmiştir. McDonald’s, Coke, Nokia, Apple, Gucci, Nike: Bunlar bireyin kimliklerinin kapsamlı bir tüketim kültürü bağlamında yeniden şekillendirildiği ve dönüştürüldüğü küresel ürün ve markaları üreten ulus aşırı şirketlerden birkaçıdır. Çağımızın gelişen teknolojisi ile birlikte anında görme ve ulaşma ile birlikte artık aşırı tüketimcilik baş göstermiş ve aynı zamanda da işaret değeri olan büyük markalar ile marka takıntısı başlamıştır. Giddens’a göre hayatın her yönünü ve hatta bireysel-kimliği zorlamasa da- küresel etkilere maruz bırakan bir dünya toplumunda yaşıyoruz. Küreselleşme ulusal sınırları aşar ve hatta sırası geldiğinde onun yerini alır; dünyadaki en fakir ülkeler bile Mc Donalds ve Coca Cola’nn baştan çıkarıcı tüketimci gücünden kaçamamıştır. Buradan çıkaracağımız sonuç ise Batı kapitalizm sisteminin aslında dünyada gitgide daha fazla var olmaya başladığıdır.

Tüketim ile birlikte elde etme hissini tüm dünyaya yayan batı emperyalizmi insanlara küreselleşmenin içerisinde yer alma imkânını sağlamıştır. Tüketim mallarının ve diğer ürünlerin kitle iletişim araçları ile inanılmaz yükselişi ürünlerin reklamı ve enformasyonun çabuk yayılması ile ilgili olduğu bir gerçektir. Bu da küresel boyutta incelemeye değer bir kaidedir. Burada Giddens’ın dediği gibi kitle iletişim araçları tüketim bağlamında toplumu küresel etkilere maruz bırakmayı kolaylaştırarak adına çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu çeşitli çalışmalarda, kişilerin kimliklerinin ve günlük hayattaki deneyimlerinin küresel iletişim ağlarının ve yeni bilgi teknolojilerinin gelişimiyle geri dönülmez bir şekilde değiştiği düşünülür. Tüketim artmış ve ister istemez kültürel değişmezlik küresel boyutta çözülmeye başlamıştır. Tüketim bağlamında küreselleşme için George Ritzer, Toplumun McDonaldlaştırılması kitabında küreselleşme için; “genelde birbiriyle çelişen birden çok sonuç üreten karmaşık bir süreçtir; çünkü prosedürseldir, bir dolu akışkanlık içerir, farklı ve çok boyutlu akışları kuşatır” demiştir.

Küreselleşme’nin Modern Kapitalizm Tezahürleri

Giddens, küreselleşmeyi beş temel boyutta analiz ederek ele alır;

  • Kapitalizm, kapitalist gelişme ve –özel sermaye sahipliği, meta üretimi, mülksüz ücretli emek ve ilişkili bir sınıf sistemi temelinde- dünya ekonomisinin ekonomik hakimiyeti.
  • Sanayileşme ve modern teknolojiler, endüstriyel yöntemlerin yaygınlaşması –İngiltereve Avrupa’dan Asya ve Üçüncü dünyaya yayılan ‘dünya fabrikası’ ve üretim hatları.
  • Gözetim sistemleri ve modern hükümetler ve organizasyonların vatandaşlar ve işçileri bilgi teknolojileriyle gözetleme ve kontrol kapasiteleri.
  • Uluslar arası ağve işbirliği içindeki –bir dünya uluslar arası olaylar ve kararlar düzeninde temek aktör ‘ulus-devlet’in önemini yitirmeye başladığı –devletler-arası bir sistem.
  • Militarizm ve ‘dünya’ savaşları, dünya gücünün gelişimi ve Bosna, Afganistan veya Orta Doğu gibi dünyanın çeşitli ve farklı bölgelerinde uluslar arası savaşlar.

Karşılıklı ilişkiler içerisinde ele aldığı bu küreselleşmenin boyutlarını derinlemesine inceler. Giddens, küreselleşmede genel olarak Batının, özel olarak ise Birleşik Devletler’in rolünü vurgulayanlardan biridir. Bununla birlikte, küreselleşmeyi, Amerika ve batının ondan son derece etkilendiği iki-taraflı bir süreç olarak kabul eder. Giddens bu beş faktörün karşılıklı ilişkili ancak aynı ölçüde bağımsız olduklarını düşünür. Ayrıca bu faktörler, gerçekte modern kapitalizm tezahürleri olsalar da, batı emperyalizmini güçlendirmenin yanı sıra, ona karşı kullanılabilir. Elbette bu sıkça gördüğümüz batı ve doğu çatışmasının bir etkisi olarak görülebilir. Hem ekonomik hem de siyasi anlamda etkisi olarak bir çatışma ortamı da mümkündür.

Giddens’a göre terörist grupları bir şekilde hem teknolojiyi savaş silahı olarak kullanabilirler. Giddens’ın küreselleşme üzerine görüşleri, onun modernliğin ezici makinesi üzerine düşüncesiyle ilişkilidir ve onunla kesişir. Giddens ayrıca, küreselleşme ile risk, özellikle üretilmiş risk dediği şeyin yükselişi arasında yakın bir bağlantı görür. Küreselleşmenin denetimden çıkmış dünyasının çoğu kontrolümüzü aşar ancak Giddens tümüyle kötümser değildir. Yine de küreselleşmenin bazı olumsuz yanlarını da kabul etmektedir. Giddens, küreselleşmenin olumsuz yanlarını, en azından ulusal kültürler ve kimliklere yönelik tehditlerini ve çevre üzerindeki etkilerini kabul ederken, küreselleşme yapıcı ve insani bir biçimde düzenlendiği takdirde nispeten iyimser bir geleceğin ortaya çıkacağını düşünür.

Giddens bir başka şekilde hümanite kavramını kullanarak Üçüncü Yolda’da kitabında kültürel farklılıkları kucaklayan, kozmopolit bir dünya içerisinde hoşgörü ve insan hakları içerisinde bir kurgu önerisinde bulunur. Burada da küreselleşmeyi üç temel boyutta ele alır. Bunlar;

  • Dünyanın artık iletişim sayesinde daha ufak bir yer, Zamansal -alansal uzaklaşma-
  • Bazı yerel durumların uluslar arası etki alanına girmesiyle, Parçalanma
  • Dünyayı daha iyi bir hale getirmek adına hastalık, açlık ve savaşın olmadığı bir yer yapma, Refleksivite

Giddens küreselleşme teorisinde oldukça iyimserdir. Giddens’ın küreselleşme teorisi çok boyutlu ve çoğulcu, post-modern dünyayı etkileyen pek çok farklı çatışan güce karşı duyarlı olduğu kadar bilgelik ve insancıllığın egemen olacağını da düşünen gelecekten umutlu bir teoridir. Giddens, riskleri görse bile yine de umudunu yitirmemiştir ve hümanist bir yaklaşımla küreselleşme boyutunu ele almıştır. Yine de modern kapitalizm günümüzde etki alanı geniş bir biçimde Giddens’ın düşündüğü üzere etkisi ile iyimser değildir. Giddens’ın küreselleşme boyutuna bakacak olursak eğer perspektif açısından aydınlanmacı liberal bir geleneğe sıkıca bağlı olduğu görülmektedir.

Giddens, küreselleşme bağlamında oldukça liberal düşünce içinde iyimser bir teori kavramı ele almıştır. Özellikle küreselleşmenin etki alanı olarak kültürel, ekonomik ve siyasi bir yapıda ele alırsak birbirlerini etkileyen ve tetikleyen süreçler olagelmiştir ve böyle de devam edecektir. Giddens’ın teorisine baktığımızda teoriye göre günümüzde birçok etkiyi görmekteyiz ama ne yazık ki bu kadar iyimser bir tablo ortaya çıkmamaktadır. Özellikle gelişen teknoloji ile birlikte hem ekonomi hem de siyasi alanda dar alanda bir gelişme olmaktadır. Elbette bir batı ve doğu çatışmasında modernlik bağlamında konu oldukça geniş bir kapsama sığdırılabilir fakat küreselleşme birçok alana etki eden sebepler de ortaya çıkmıştır.

Günümüzde hala etkili bir şekilde tartışmalara konu olan ve uluslar arası alanda da kendini sürekli yenileyen bir etken olarak göze çarpmaktadır. Giddens tarafından iyimser olarak görülen küreselleşme bazı çevreler için ise tam tersi kötümser olarak ele alınmaktadır. Küreselleşmenin bazı etkileri ile uluslar kimliği ezme, kültürsüzlüğü ön plana çıkarma ve tüketimi çoğaltma gibi etkenleri de yer alarak batının hegemonyasına girmekte olduğumuz gözlemlenmektedir. Giddens, insani teknolojinin, demokrasi işleyişinin çoğaldığı, açlığın olmadığı bir yer küre ile post-modern bir dünya çizmektedir. Giddens küreselleşme teorisi ile idealist bir tavır çizerek iyimser tabloyu korumaktadır. Aslında Giddens’ın yapmış olduğu küreselleşme tasavvuru tartışmaya açık imkânsız bir düzen değildir. Fakat küresel kapitalizm ve bunun getirmiş olduğu emperyalizm süreci bunu kökten imkânsız kılmaktadır.

Yazar: Mehmet Cebeci