İlişki sorunları son çeyrek yüzyılda terapiye en sık getirilen soruna dönüştü. Korkutucu seviyeye erişen boşanma oranları, eş/sevgili cinayetleri, evlilik dışı ilişkiler, aldatılmanın sarılamayan yaraları diye uzayıp giden bir sorun listesi ile karşı karşıyayız. İlişki sorunu ile gelenlerden en sık duyulan şikayetlerden biridir günümüz çağı!

Kapitalizm insanlığa önce yeni ihtiyaçlar, arzular sundu. Ardından ise bu ihtiyaçları giderecek metaları ortaya çıkararak ilişkileri çaresizce kapitalizmin kurbanları arasına kattı. Duygusal ilişkilerde sevginin yeni ölçüm aracı gün içinde atılan mesaj sayısı, telefonlaşma sıklığı oldu. Bu bilincin yaptığı çıkarım da  “mesaj atmıyor” ya da “aramıyor” oldu ve arz talep dengesi kurulması da epey zorlaştı.

Şüphesiz ilişkide var olduğunu hissetmek, sevilmek çok insani bir ihtiyaç. Ancak sorunu ortaya çıkaran varoluşun bağlı olduğu noktalarda, yani var olduğunu hissetme ölçütleri önemli. Günümüzün aşıkları her alanda görünür olmak istiyor. Tüm dünya görmeli bu birlikteliği, ne kadar bilinir isek o kadar güçlüdür ya da o beni ne kadar dillendirir ise o kadar seviyordur gibi kalıplar oluştu. Nitekim; kim kime ne kadar vakit ayırır ise o kadar var olma çabasında ve bu ilişkilerin tümü bu düşünceler ile doldu.

Odak noktası kalp olmadığı için de birçok problem doğurdu. Hiç kimsenin diğerine içindeki yansımasını görmeye ayıracak vakti yok. Ve mesaj sesleri ile dolan kulaklar, sanal dünya takibi ile yorulan gözler, zaten içimizi görmek ya da duymak imkansız iken, ilişkiler ne hale geldi? İç dünyanın melodisi azaldıkça dışarının gürültüsü arttı. Yüksek vaatler, şaşaalı düğünler, iddialı sevgi sözcükleri ile başlayan ilişkilerin ne kadar kısa sürdüğünü artık hepimiz görüyoruz.

Büyük vaatlerden, iddialardan kaçınarak kişiliği ve muhabbeti ön plana çıkarmak ilk adım gibi duruyor. Sağlıklı bir birey olarak “Nasıl var olurum?” ve “Seni nasıl var edebilirim?” gibi bireyleri öldürmeden biz olma potasında eritmeyi başarabiliriz. Benlikten bir parça, bizlikten bir parça daha ekleyerek yeni bir kimlik oluşturabiliriz. Aşkın değiştiren/dönüştüren kimyasının bizde güzel değişiklikler oluşturmasına müsaade edebiliriz. İlişkiyi, benliği öldüren değil, aksine benlikte yeni filizler dirilten bir seyire sokabiliriz.

Verdikçe azalan değil, paylaşarak artan bir çift olabiliriz. Muhabbeti yıkıcı değil, yapıcı bir akışta yaşayabilmek ise zor değil. Peki, bu mümkün mü? Evet, ama önce gürültüyü sonlandırmalıyız. Yani, ilişkiyi daha sakin, dingin bir zemine oturtarak iki birey arasında nefes alacak kadar mesafe bırakarak, sanal dünyada değil, aşkı içimizde haykırarak, dış dünya sahnesinde değil, gözlerden uzakta sevgimizi göstererek bu mümkün.