İlk kez bir kavram olarak eski bir ABD’li diplomat olan Edmund Gullion tarafından, 1965 yılında Fletcher School’s Edward R. Murrow Center’in açılışı esnasında tanımlanan kamu diplomasisinden ülke yönetiminin yanı sıra, gerçek kişilerin ve hükümet dışı örgütlerinin yabancı ülkelerde yaşayan halk kitlelerinin görüş ve algısını etkileyebilmek üzere gerekli araç ve yöntemlerin kullanım süreci olarak söz edilebilir. Başka bir ifade ile, ülkelerin veya devletlerin dış siyasetleri bağlamında kültürel değerlerinin başka ülke topraklarında yaşayan toplumlara yönelik olarak tanıtılması olarak da ifade edilebilir kamu diplomasisinin rolü, özellikle küreselleşme süreciyle birlikte bir hayli artmış durumdadır.

Bu yazımızda da; çok geniş bir coğrafyanın adı olan Sibirya yerlisi Türk halklarından Hakaslara ait mitolojinin içinde önemli bir yer tutan destanlarından uluslararası ilişkilerde büyük önem arz eden bu kavramla ilgili motiflerin üzerinde durulmaktadır. Peki, konumuz için kaynak olarak seçmiş olduğumuz destanlar güvenilir bir bilgi pınarı olarak değerlendirilebilir mi acaba? Bir bütün olarak Türk halklarının mitolojisi, bu alanda dünya çapında tanınmış araştırmacı Prof. Bahaeddin Ögel’e göre, eski zamanlardaki Türk toplumsal düzeni yansıtan ve böylece anlaşılmasına vesile olan bir tür ayna olarak nitelendirilebilir. Daha da ilerisi söz konusu bu Türk halklarının epik destan mirası, ölü düşünce ve algılara dayalı bir birikim olmaktan ziyade dolaysız bir biçimde yaşam tarzından hayat almakta ve yaşam alanlarının her türlüsüne ilişkin olarak bilginin edinebileceği bir çeşit özgün düşünce ve bilgi bankası olarak değerlendirilmelidir, diye bir öneride bulunmaktadır.

Avrasya coğrafyasının engin bozkırlarında yaşayan göçebe kavimlerin, hem maddi hem de manevi kültür bakımından yerleşik toplumlarla aynı gelişme düzeyinde bulunduğunu savunan tanınmış Rusyalı tarihçi Lev Gumilöv; göçebe kültürlerde tarihin mitolojik ve destansı anlatım yoluyla kuşaktan kuşağa aktarıldığını, kahramanlık destanların ise o dönemde günümüzdeki literatürün bir karşılığı olduğunu ifade etmiştir. Dolayısı ile destanların da bir halkın geçmişiyle ilgili araştırmalarda güvenilir kaynak niteliğinde değerlendirilebileceği söylenebilir. Hakas kahramanlık destanlarının ise başkahramanlarının yalnızca iyi yönlerine vurgu yaparak olumsuz yönlerinin gizlendiği bir masallar geleneğinden ziyade gerçekçi bir anlatım tarzına sahip olduğu söylenebilir.

Yenisey Nehri’nin havzasında ezelden beri yaşayan yerli Türklerin meydana getirdiği çok sayıda alplık masallarında yer alan kahramanların olumlu yönlerinin yanı sıra, var ise menfi tarafları da dinleyenlere ulaştırılmaktadır. Bu arada, gayet doğal olarak sözlü kültürün başat olduğu bir ortamda doğan kahramanlık/alplık destanları pek güven telkin etmediği, destanların ise birer kurgu olduğu konusunda bir eleştiride bulunulabilir. Ancak unutulmamalı ki, 1310 yılında tamamlanan Cami’üt – Tevarih adlı çalışmanın müellifi tanınmış Fars tarihçisi Reşideddin Fazlullah’ın bu önemli eseri önemli bir oranda Türk kavimlerinden çıkan anlatıcıların söylediklerine dayanarak meydana getirilmiştir. Ayrıca söz konusu araştırmacının mevzumuz bağlamında şu sözleri de önemsenebilir: “Her halkın sözlü söylence ve öykülerinde anlatılan her şeye saygı duymalı…” Yani, Reşideddin kendi eserinde güvenilir Türk anlatıcılarından söz etmektedir. Orta Asya coğrafyasında yaşayan Türk halkları konusunda çok değerli bilgiler kaydederek tarih için pahası biçilemez hizmette bulunmuş olan bu ünlü düşünürün bu ifadesi ışığında, Hakas Türklerinin söylence kültüründe önemli bir yer tutan alplık destanları temel alarak bu eserlerde günümüzde kamu diplomasisi olarak bilinen kavramla ilgisi kurulabilecek emarelerin olup olmadığına kısaca göz atılmaya çalışılmaktadır.

Han Tönis, yabancı halka bu halkın düşman bir kahraman Hushun alpın ülkesinde yaşadığına karşın hayır dolu sözler söylemekte olması, hem yabancı hem de yenik düşen toprakta yaşayan topluma ve bu toplumu meydana getiren bireylere yönelik çok başka boyuttaki sosyal politikanın belki de küçük bir yansıması olarak algılanabilir. Bütün bunların dışında söz konusu destanın başkahramanı Han Tönis’in bu sözleri yalnızca yabancı halk mensuplarına hitabet şekli olarak da oldukça etkileyici bir yaklaşım gibi algılanabilir. İşte bu da öz toplumun sosyal ve kültürel değerlerini yabancı ülkeler mensubu insanlara yansıtma, sergileme olarak değerlendirilebilir ise, bu sözler de bir çeşit kamu diplomasisi veya kamu diplomasisi ile ilgili bir motif olarak tanımlanabilir.Kamu diplomasisi ile ilgili motiflerden biri anlamında destanlarda emarelerini bulabileceğimiz dış sosyal siyaset bağlamında da yine Hakas Türklerinin eski kahramanlık destanı Huban Arığ’ın çok yardımcı olabileceği kanısındayız. Örneğin, Hakas Türklerinin çok eski dönemlerden günümüze kadar ulaşan milli kahramanlık destanında başkahraman Huban Arığ hem içte halkına sosyal politika bağlamında destekte bulunmakta, hem de düşmana esir düşen haklını kurtarır iken insanların yalnızca kendilerine ait malı götürmelerini, yabancıların mal varlığına dokunmamalarını emretmektedir.

Yani, buradan hareket ile zaten kendi halkına yönelik olarak sosyal destek uygulaması söz konusu iken, düşmanın tutsaklığından kurtarılan halkına ya da tutsak edilip yabancı yurtlarda yaşamaktan azat edilen insanlara yalnızca kendine ait malı yurduna götürmeleri ile ilgili buyruk vermesi, düşman ülkesinde yaşayan halkın bireylerine yönelik sosyal politika yaklaşımını çok açık bir biçimde yanıltmaktadır. Çünkü, düşman yenildiğinde bile düşman yönetimindeki halkın mallarına dokunulmaması, söz konusu bu halkın sosyoekonomik olarak herhangi bir mağduriyete uğratılmaması anlamına da gelebilmektedir. Bu aslında çok önemli bir noktadır. Örneğin, Hakas Türklerinin eski kadın yiğitlik destanı Huban Arığ’da baş kahraman düşmanları Ay Mirgen ile Kün Mirgen’i mağlup ettikten sonra bu kahramanların ülkesinde tutsaklıkta bulunan ve artık yerli sayılan halka şöyle seslenmiştir: “Nereden geldi iseniz yerli halk oraya geri dönünüz. Özünüzün malını ayırıp götürünüz!”

Buradan da anlaşılabileceği kadarı ile başkahraman Huban Arığ kendi halkına değil, yabancı ülkede düşmanlar tarafından tutsaklıkta tutulan halka yardımcı olmaktadır. Ancak bu yardımı yapar iken, kurtarılan halka nasihat gibi bir buyruk salık vermektedir. Bu buyruğa göre azat edilen halk yalnızca kendine ait malını tespit edecek ve öz yurduna götürecektir. Aynı zamanda özgürlüğüne kavuşturulan halk kendisine ait olmayan mala dokunmayacaktır. Yani, savaş ortamında bile hem tutsak edilmiş yabancı halka, hem de mağlup edilen düşman yönetimi altında yaşayan halka böylece sosyal siyaset uygulanabilmektedir.

Mal varlığı rejiminde dikkatli bir biçimde ve doğal olarak imkânlar dâhilinde herhangi eksilmenin ve bir tarafın haksız zenginleşmesi, dolayısı ile de, öbür tarafın haksız yere yoksullaşmasının önlenmesi lehinde bir tutum izlenmesi sureti ile uygulanmaktadır. Sosyal siyaset bağlamında böyle bir tutum aslında çok önemlidir. Hele eski dönemlerde ganimet gibi kavramların olduğunu hesaba katar isek, destanlarda bunun çok haricinde bir tutumun sergilendiğini ifade etmek olanaklıdır. Konumuz olan kamu diplomasisi motifi çerçevesinde ise yukarıda anlatılanlar gerçekten çok mühimdir, çünkü Hakas destanının başkahramanı olan alp yiğit kız Huban Arığ yabancılar nezdinde aynı zamanda kendi ülke ve toplumun sosyal ve kültürel değerlerinin bir temsilcisidir. Dolayısı ile onlara yönelik olarak uygulanan, sosyal siyaset olarak tanımlanabilir yaklaşımı yabancıların gözünde kendi ülke ve toplumun olumlu imajını tasvir etmekte, memleketi ile ilgili yabancılarda olumlu algının oluşmasına yol açmaktadır.

Hakas kahramanlık destanlarında alp yiğitler toy, yani düğün yaptıklarında gene oraya hem yerli hem de yabancı toplumlardan insanlar davet edilmektedir. Böylece konuk olarak gelen yabancı misafirler şu veya bu toplumdaki konukseverliği, kültürel değer, gelenek ve görenekleri de tanımış olmaktadır. Onlara yerli sosyokültürel, iktisadi ve siyasal düzen bir ölçüde yansıtılmaktadır ki; bu da destanlarda gözlemlenebilen bir kamu diplomasi motifi olarak değerlendirilir. Örneğin; en çok tanınan ve sevilen Hakas alplık destanlarından biri olan Han Mirgen epik eserinde de başkahraman Han Mirgen evlendiği kadın alp yiğit Toolay Mooray’ın on iki güne dek süren zengin toyuna hem yerli hem de yabancı halk davet edilmiştir. Aynı destandaki kahramanlardan Çaas Han ile Kilin Arığ ve Altın Hurğun ile Hıyan Arığ’ın toyları kırk gün toylanmış ve buraya da hem yerli hem de yabancı konuklar davet edilmiştir. Zaten hemen böyle bir etkinliğin ardından ülkeler arasındaki ilişkilerin çok daha pekiştiği tahmin edilebilir.

Nitekim bir kamu diplomasisi motifi olarak kabul edilebilecek olan bu tür etkinlikler, toplumlar arasındaki ilişkilerin daha sağlam bir zemine oturtulması bakımından son derece yararlı tedbirlerdir. Destanda da kamu diplomasisi olarak ifade edebileceğimiz bu tedbirin üzerinden varılan sonuçlar şu şekilde yansıtılmaktadır: Yer sahibi alp, yerini özleyip, su sahibi alp, öz suyuna hasret kalıp, memleketlerine gitmek üzere iken “Sizlerde yaman haber olsa biz yatmadan hep geleceğiz. Bizden kötü haber işitilecek olursa sizler yatmadan ulaşacaksınız.” diyerek dağılarak gitmekteler.

Yani burada çeşitli yabancı ellerden gelen konukların bu kamu diplomasisi etkinliği esnasında karşılıklı tanıştıkları, dostluklar edindikleri ve en önemlisi de toplumları arasında yardımlaşma, birbirini destekleme ağlarını kurdukları görülmektedir. Bu yazıda yer alan Hakas Türklerine ait Kamanlık inanç sisteminin yoğun etkisi altında şekillenen alp yiğitlik destanların içerik analizinden yola çıkılarak kamu diplomasisi ile ilgili motifler tespit edilmeye çalışılmış, bu bağlamda tespit edilenler paylaşılmıştır. Kavram olarak, doğal olarak o kadim dönemlerde mevcut olmayan bu anlayış veya konsept, yine de yukarıda anlatılanlar göz önüne alındığında Türk halklarından Hakasların mitolojisinde motifler seviyesinde yer aldığını ifade edebiliriz.