“Hakikat” denilince herkesin üzerine uzlaşabileceği, ortaklaştırıcı bir figür beklentisi yaratılır genelde. Oysa hakikat kavramı ve hakikat kuramları birbirinden alabildiğine farklı renklerde gelen türlü çeşitli biçimlerde olabilir. Peki hakikat kadar temel bir kavram üzerine dahi uzlaşamayan insanlar nasıl ortak bilgi üretebilirler veya hakikat gerçekten de temel bir kavram mıdır?

Felsefe literatüründe pek çok hakikat kuramı bulunabilir ancak bunların yaygın olarak bilinen birkaç tanesine değinmek bu kuramların nasıl çizgilerle birbirlerinden ayrıldıklarına dair yeterli kanı uyandırabilir. Hakikatin tekabüliyet kuramı örneğin hakikatin ve onu açıklayan kuramın birbirine tekabül etmesi fikri üzerine kurulmuştur. Bu durumda bilgimiz ve tecrübemiz geliştikçe hakikati açıklayan kuramlarımız da gelişecek ve git gide hakikatin kendisine daha yakın kuramlar üretebileceğiz. Zamanı sonsuza kadar uzattığımızda ise hakikatin ta kendisi kuramımızın bütünlüğünde açıklanabilecek hale gelecek. Elbette bu kuramın başka bir versiyonunda da sürekli yakınlaşsak dahi asla hakikate ulaşamayacağımız savunulur, ancak bu sonsuz yakınsama durumu sürekli bilgimizi ve kuramlarımızı geliştirmek için açık bir kapı bırakır. Sonlu ve sonu olmayan versiyonlarıyla bu hakikat kuramı temel bilimlere uzun süre öncelik etmiş epistemolojik bir yapıdır.

Bir diğer hakikat kuramı ise tutarlılık ve yeterlilik üzerine kurulmuştur. Aslında bu kuram tekabüliyet kuramının ikinci versiyonun en ciddi açığı olan “hakikati bilemiyorsak ona yakınsıyor muyuz uzaklaşıyor muyuz nereden bileceğiz ki?” eleştirisine bir cevap olarak popülerleşmiştir denilebilir. Bu yaklaşımda hakikate dair kuramımızdan beklentimiz tutarlı ve yeterli olmasıdır. Eğer iki teori arasında karşılaştırma yapacaksak elimizdeki diğer teorilerle en tutarlısı ve hedeflediği alanda en yeterlisi seçilir. Tutarlılık ile yeterlilik arasındaki ikilikler ise kalan teorilerin de değişime açılabileceği göz önünde bulundurulur. Böylece devinimsel bir bilim yapma fırsatı ortaya çıkar, teoriler tutarlılık ve yeterlilik bağlamında optimize edilmiş olurlar.

Son olarak değineceğimiz hakikat kuramı ise normatif hakikat kuramıdır. Burada hakikat normlar tarafından belirlenmiştir, tarihsel olarak değişime açıktır ancak tarihin farklı noktalarındaki farklı hakikatler belirlidir. Orta çağ’a giderseniz dünya gerçekten de evrenin merkezindedir. 18’nci yüzyıla gider iseniz siyahiler gerçekten de insandan aşağı varlıklardır. Kabul etmesi sıkıntı verici görünse dahi normatif hakikat kuramı tarihselliği işin içine dahil edebilmesi bakımından önemlidir. Hakikatin toplumsal bir kurgu olduğu fikri üzerinden yaratılan ancak yine de bir hakikatin varlığını kabul eden bir yaklaşımdır.

Yukarıda verdiğimiz örneklerde altı çizilebilecek bazı noktalara değinmekte fayda var. Hakikate dair bir kuramınız olacaksa öncelikle karar vermeniz gereken ciddi konular vardır. Hakikatin sizden bağımsız olarak var olup olmadığı, değişime açık olup olmadığı, değişim mekanizmasının toplumsal/tarihsel olup olmadığı, ereksel olup olmadığı. Kısacası herhangi bir hakikat kuramını basit veya üzerinde herkesin uzlaşabileceği bir formatta yaratmak oldukça zordur. Ancak üzerine uzlaşılmamış bir hakikate ulaşmak için bireyler nasıl ortak çaba gösterebilirler?

Belki de fazlasıyla klişe olacak ancak burada temel noktanın düşünsel açıklık, şüphecilik ve kabullenme fikirlerinde yattığı söylenebilir. Kendi görüşünüze taban tabana zıt epistemolojik bir pozisyonu benimsemiş bireylerle ortak çalışma yürütebilme, yeri geldiğinde o kişinin pozisyonunda imiş gibi düşünebilme ve her daim hem sizin hem de karşınızdaki kişinin pozisyonunun aslında yanlış olabileceği fikrini kafanızın bir kenarında tutabilme yetileri böylesi bir ortaklığın verimliliği ve sürdürülebilirliğini sağlayacaktır. Ancak unutmamak gerekir ki şüphe ve empati kendi değerlerinden ve pozisyonundan vazgeçmeyi gerektirmez.
Hakikat kuramınızın türü epistemolojiden metodolojiye, yöntemden analize yapacağınız çalışmaların her alanını etkiler. Eğer ortada tek ve ulaşılması gereken bir hakikat olduğunu düşünüyorsanız tüm bilimsel gerçekliğiniz buna göre şekillenecektir. Eğer her bireyin kendi hakikatine hakkı olduğunu ve kimsenin bir diğerinin hakikatine tam anlamda erişiminin mümkün olmadığına inanıyorsanız da buna göre.

Çalışmalarınızın ve fikirlerinizin en iyi biçimde anlaşılabilmesi için bu konudaki duruşunuzu önce kendi kendinize sonra da çalışmalarınızın hitap ettiği kitleye anlatabilme yollarını geliştirebilmeniz akademiden sivil topluma, siyasetten dine kadar toplumsal her aktivitede anlaşılabilmenizde büyük rol oynayacaktır. Hakikat ötesi diyarlarda gezindiğimiz şu günlerde dahi hakikat ne biçimde var olursa olsun temel bir kavram olarak hayatımızda ve çalışmalarımızda yerini korumayı sürdürmektedir.