Erkeklerin ilk tanıdığı kadın anneleridir. Erkeğin hayatındaki bu ilk kadın figürü ile sürdürdüğü ilişki daha sonra hayatına girecek diğer kadınlar içinde kaba taslak bir şablon olacaktır. Annesi ile göbek bağını kesememiş bir erkek kadınlarla, annesinin hayalet otoritesi üzerinden diyalog sürdürmeye çalışır. Annesinin himayesi ve onayı olmadan kendini eksik sayan erkek çocuk, adamlığa geçtiğinde de bu otoritenin görünmez ipleri ile sağa sola çekiştirilmeye devam edecektir.

Erkek çocuk şanslıysa, baskın ve kişiliğine tamamen sızmış bir anne yerine bireysel gelişmesine destek sağlamış, ikisinin de ayrı insanlar olduğunun farkında, göbek bağlarını kendi elleri ile kesmiş bir dişi ebeveyne sahip olur. Oğullarını kendi projeleri olarak görmeyen anneler azınlıkta da olsa çocuğun gelişimi açısından daha sağlıklıdır. Öte yandan annesinin erki ile hayatı tanımaya başladığı ilk yıllarda baskıcı ve acılı deneyimler yaşayan erkek çocuklar, sonraki yıllarda da umutsuzca kadın değirmenlerine karşı Don Kişot gibi savaşarak hayatta kalmaya uğraşacaklar. Genel kabulde, Adem’den beri ilk günahkârdır, erkek çocuğunun gözü önünde kendisine daha çok benzeyen babayı iğdiş eden anne de o çocuğun bilinç altına kazıdığı ilk günahkâr.

Mitolojide kendi çocuklarına kurban eden anne figürü, gündelik hayatımızda, edebiyatta, psikolojide hatta hukukta bile zaman zaman karşımıza çıkar. Yunan tragedyalarına konu olmuş Medea yavrularını kurban eden anne motifi, Epiclos’un, Medea’sında çok net işlenir. Ruh sağlığı bozulmuş kadının çevresindekileri içine alan kaotik girdap, psikolojide Medea kompleksi olarak adlandırılan, annenin kıskançlık ve intikam arzusu ile etrafına zarar verdiği bir hastalığa dönüşecektir. Bu hastalığın tanımı ilk kez Dr. Richard Gardner  yapmıştır. Belki beklediği mutluluğu kendisine sağlayamadığını düşündüğünden, belki başka nedenlerle, aldatıldığını hak etmediği kötü bir hayata kendisini kocasının mahkum ettiğine inanan kadın, çeşitli entrikalarla ve yoğun intikam duygusuyla onu aldatan adamdan intikam almak amacıyla çocuklarını gözünü kırpmadan kullanır. Hastalığın daha ilerleyen boyutlarında çocuklarını hatta kendini öldüren kadınlara bile rastlanır.

Hayata kast biçiminde olmasa da bu hastalığın kurbanları tarafından sembolik ölüm ile eş tutulabilecek davranışlara maruz kalan çocuklar ve eşler vardır. Hukuk alanında ise bilerek ya da bilinçaltı sebeplerle çocukları babaya karşı dolduran ya da kullanan ve onları duygusal tacize maruz bırakan, babaları ile çocukları arasında asla aşılamayacak yabancılaşmaya neden olan anne figürü “Boşanmada Art Niyetli Anne Figürü” terimi ile karşımıza çıkan Medea Figürü’nün modern zaman versiyonudur. Bu sendromu yaşayan anneler, boşanmada çocukları babaya karşı duygusal tacize maruz bırakır, babalarla çocukların yabancılaşmasına neden olur. Çocuk psikologları, boşanma avukatları gibi hukuk ve tıp alanında uzmanlarca incelenen vakalar neticesinde bu kavram literatüre dahil edilmiştir. Adliye koridorlarına yansıyan sayısız olay derinlemesine incelendiğinde derinliklerinde Medea sendromu ile ilgili nedenler ortaya çıkacaktır. Medea sendromu yaşayan kadın, çocuğunu çeşitli yöntemlerle kurban eder ki bu kurban töreninde her zaman görünür biçimde kan dökülmez. Çocuğun gelecek hayatını da kara bir lanet gibi kuşatan Medea Anneler, kurbanlarından önce ölseler de kötücül etkilerini yokluklarında da yaymaya devam edecek tohumları çoktan atmışlardır.

Kanımca, Ernest Hemingway, annesinin bataklığında boğulan kayıp erkek çocuklarının cehenneminin en ünlü kurbanlarından biridir. Çoğunluk Hemingway’in iflah olmaz bir çapkın, hayatına giren sayısız kadını kullanıp atan bir Don Juan olduğuna inansa da benim için o, annesi ile kavgasından hep yenik çıkmış, kendi kanatları ile uçamamış ve sonunda annesinin belki de kendi yarattığı devasa karabasanın altında kalmış bir kayıp ruhtur. Hemingway gibi babası da intihar ederek ölmeyi seçmiştir. Hemingway tetiği çeken elin babasının eli olduğunu bilse de, bunu ona mecbur edenin annesinin davranışları olduğuna inanmış, hayatı boyunca annesiyle normal bir ilişki kuramamıştır. Çocukluğunda onu kız çocuğu gibi giydiren, saçlarını uzatan ve çevreye kızım diye tanıtan nevrotik annesinden, annesi karşısında daima pısırık bulduğu ezik babasından intikam almak ister gibi Hemingway yetişkinliğinde erkekliğin kitabını yazmış bir maço rolüne soyunur. Herkesin babası olmayı seçmesi de bu yüzdendir.

Hayatına aldığı sayısız kadın, ölüme meydan okuyan savaş, macera ve av merakı, silahlara, boksa kısaca erkeksi sayılabilecek her şeye düşkünlüğü, bilinçaltındaki iktidarsızlık korkusunun sonucudur. Yakışıklı, etkileyici sonraki yıllarda da başarılı bir yazar olarak kadınların gözdesi olan Hemingway, annesinin sarmadığı yaralarını saracak, ondan göremediği şefkati bulacak bir kadın arayışı içinde kucaktan kucağa dolaşan küçük bir erkek çocuğudur aslında. Onu tüm kusurları ile kabul edecek bir kadın hayali ile dört kez evlense de bu evlilikler kendisi için de eşleri için de hayal kırıklığından öteye geçemez. Karısının ona artık sevişemeyen ve yazamayan iktidarsız bir erkeğe dönüştüğünü söylemesi, melankolik ruh hali onun sonunu hızlandıracaktır. Annesine benzeyen, onu anlamayan, beğenmeyen, sürekli eksik hissettiren ve eleştiren bir kadın, zaten Hemingway’in hastalıklarla, içki ile tükenmiş bedenini intihara hazırlayan, ölü ruhları Styx ırmağından kayığı ile Hades’e geçiren Kharon gibidir. Bu durumda tetiği kimin çektiği pek fark etmeyecektir.

Bardaki sarışın kızdan şefkat arayan adamların büyük kısmı, Medea annelerin  hayatta kalabilmeyi başarmış çocuklarıdır. Eğer şansları yaver gitmeye devam ederse sonunda annelerinin gölgeleri ile tüm eterik bağlarını keserek, kendilerini yeniden var edebilirler. Zaten eşler arasında yaşanabilecek sağlıklı kadın ve erkek ilişkisi ancak tarafların arazlarını geride bırakarak, tamlığa daha yakın biçimde kendilerini yeniden doğurmasından sonra mümkün olacaktır.